Küsurat Yayınları'ndan yeni kitap: "Peru: İnkaların Günümüze Mirası"

Serdar Nazım Kölürbaşı, Japonya: Modern Bir İmparatorluğun Anatomisi ve Güney Afrika: Kıtanın Gökkuşağı kitaplarının ardından Peru: İnkaların Günümüze Mirası ile okurlarıyla buluştu. Küsurat Yayınları’nın gezi kitaplığında yerini alan Peru: İnkaların Günümüze Mirası, bir kitap eşliğinde nasıl seyahat edileceğini gözler önüne seriyor.

Küsurat Yayınları'ndan yeni kitap: "Peru: İnkaların Günümüze Mirası"

Rotasını Güney Amerika’nın incisi Peru’ya çeviren seyyah Serdar Nazım Kölürbaşı, yaşamın başlangıcına dair efsanelerle okuyucuya, tarihi yerlere ait gizemleri de aktarıyor. Gezilen her bir nokta edebiyata, hayata, bilgeliğe dair yeni kapılar aralıyor. Yolumuz her gezginin görmek için can attığı Machu Picchu’ya da düşüyor elbette… Gelin Machu Picchu’nun hikâyesine birlikte göz atalım...

BİLGE DAĞ MACHU PICCHU
 

Keçuva dilinde yaşlı hatta bilge anlamına gelen “machu” ile zirve, dağ anlamına gelen “picchu” kelimelerinin birleşmesinden oluşan ismiyle Machu Picchu deniz seviyesinden yaklaşık 2430 metre yüksekliğiyle Peru’nun 15. yüzyıldan kalma en önemli İnka şehridir.

Machu Picchu’nun yapılış amacı tam bilinmese de arkeologlar şehrin İnka Krallığı’na en parlak dönemini yaşatan IX. İmparator Pachacutec tarafından yaptırıldığı konusunda hemfikirdir.

Sarp bir nehir kanyonunun yukarısındaki dar bir sırtın üzerine inşa edilmiş kent, 1911 yılında Amerikalı kâşif, tarihçi ve Yale Üniversitesinin profesörlerinden olan Hiram Bingham tarafından tekrar gün yüzüne çıkarılmıştır. Hiram Bingham bölgede 1912, 1914 ve 1915 yıllarında yaptığı kazılarda ele geçirdiği binlerce eseri Yale Üniversitesine götürmüştür. Kaçırılan bu eserlerle ilgili Peru hükûmetiyle Yale Üniversitesi arasındaki çekişme yüz yıldan fazla bir süredir devam etmektedir.

İnşa aşamasının yaklaşık doksan yıl sürdüğü düşünülen, And Dağları’ndaki iki önemli fay hattının kesişme noktasına kurulmuş şehir temelde iki bölümden oluşur: İlki insanların yaşadığı şehir alanı, diğeri ise tarım teraslarıdır.

Yaklaşık iki yüz hanenin bulunduğu şehirde çok kullanışlı bir sulama sistemi, evlerin arasında ulaşımı kusursuz bir şekilde sağlayan taş kaldırımlar ve merdivenler bulunmaktadır.

Tüm gezginlerin fotoğraf çektirmek için yarıştığı terastan görünen Huayna Picchu yani şehrin genç zirvenin önünde tüm ihtişamıyla uzanan sol kısmı, üst sınıfa ait yerleşim alanıdır ve evlerin duvarları daha kızıldır. Sağ tarafta bulunan bölüm ise alt sınıfa ait basit ev ve depolardan oluşur. Bu iki yerleşim yerinin ortası dini tören alanı olarak kullanılmıştır. Dini tören alanında bulunan, Keçuva dilinde “güneş çeken” anlamına gelen ismiyle “güneş saati” olarak da anılan “İntihuatana taşı” belki de Güney Amerika’daki en önemli ritüel taşlarından biridir.

Çok yoğun yağmur alan bir bölgede bulunan Machu Picchu’daki evlerin çatıları, suları yere kolay akıtacak şekilde dik yapılmıştır. Ayrıca fazla suyu hem tahliye etmek hem de tarım teraslarını verimli sulamak için organize edilmiş su kanalları çok dikkat çekicidir.

Günümüz gezginlerinin en çok görmek istediği nokta olan bu şehir İspanyollar tarafından yıkılan İnka İmparatorluğu’nun ardından terk edilmiş ve ulaşılması güç konumu sayesinde de neredeyse hiç zarar görmeden günümüze kadar gelebilmiştir. Son yıllarda popülaritesi gittikçe artan şehir 1983 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınmış, 2007 yılında ise Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri seçilmiştir.

Yayın Tarihi: 22 Mayıs 2021 Cumartesi 13:45 Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2021, 13:45
banner25
YORUM EKLE

banner26