Karakedi dergisi yeni sayısı ile Hatay'dan merhaba dedi

Karakedi dergisinin yeni sayısı okurlarına "Sessiz Olun Şimdi Antakya anlatacak..." diyor

Karakedi dergisi yeni sayısı ile Hatay'dan merhaba dedi

“İki şey var ancak ölümle unutulur / anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü” demiş büyük üstad Nazım. Saman Sarısı isimli şiirde yer alan bu dizelerde, hafızamızın unutması mümkün olmayan ve önemlisi kimliğimizin biçimlenmesinde rolü büyük iki temel ögeye vurgu yapılır: İçinde doğup büyüdüğümüz şehir ve bizi yetiştiren kadın. Şehirlerin, bireyin kimlikleşme sürecinde anamız kadar etken olduğu yadsınamaz.“İnsan yaşadığı yere benzer” demiş bir başka şair. “O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer / Suyunda yüzen balığa / Toprağını iten çiçeğe / Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine...” diye devam eder Cansever. Şehirlerin de bir kimliği, bir tarihi, bir kültürü, ruhu ve duruşu vardır. İçinde yaşayan toplumu etkiler ve besler. Edebiyatın ve sanatın, yaşamdan olduğu kadar kentlerin ruhundan da beslendiğini, saçılan ışıktan görebiliyoruz. Bu nedenle şunu söylemek mümkün: edebiyatı ve edebiyatçıyı besleyen önemli bir damardır kentler.

Roma’dan genç, İstanbul’dan yaşlıdır Antakya. Seleucuslar tarafından kurulan şehir, coğrafik konumu itibariyle stratejik öneme sahip olmuş ve hep dikkat çekmiştir. Hitit, Grek, Pers, Roma, Bizans, Memlük gibi çok sayıda impartorluğun egemenliğine girmiş değişik uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Çeşitli uygarlıkların doğumuna ebelik etmiştir. Kimi zaman başkent olmuştur. Kentin tam orta yerinden geçen Asi (Orontes) nehriyle, mitolojik hikayelerin, efsane aşkların, Defne- Apollon'un, Antonyus'un Kleopatra rivayetinin yeri yurdu olmuştur. Hırıstiyanlığın yayıldığı yerdir aynı zamanda Antakya. Çok kültürlü, çok kimlikli, çok inançlı, çok dillidir. Tarihin içinde bir kent, kentin içinde bir tarihtir. Bu yanıyla tarih üreten kent desek tam yeridir.

Bir dönem felsefe okullarıyla ün salmış Antakya'nın eski sokaklarında dolaşırken yanından geçtiğiniz taşların fısıldadıklarını ve size anlatmak istedikleri bir şeyler olduğunu duyumsayacaksınız. Durun ve seslerine mutlaka kulak verin, dinlemeden geçmeyin sakın! Birbirinden değerli hikaye ve masalların içinde bulacaksınız kendinizi. Libanius'un kokusunu taşların ağlayan sesinde duyacaksınız. Dördüncü yüz yılda Libanius'un akademisinde sesizce ders dinleyen İmparator Julian'a selam vermeyi unutmayın duyduğunuzda.

Asi kenarında nauraların öğüttüğü, şarıl şarıl çağlayan suları dinlemeye koyulalım sonra. Kardeş kokusunu Bekaa'dan getiren, aktıkça çoğalan ve coşan suların hikayesini mutlaka dinleyelim, dinleyelim...

Sessiz olun, şimdi Antakya anlatacak.

YORUM EKLE

banner19

banner13