Kalksana Halil reis, tiyatroymuş herşey

'Lebbeyk Allahümme Lebbeyk' diyerek kurşunların doğrudan üzerine yürüyen Alpaslan Durmuş'u gördüğümde pekişti düşüncem: Tiyatroydu yaptığımız.

Kalksana Halil reis, tiyatroymuş herşey

Sahi, zaten bir sizin hayatınız gerçek değil mi? Belediyenin yol süpüren aracının karşısında kollarınızı açıp 'özgürlük duruşu' sergilediğinizde bir saniye bile endişe etmediniz mesela hayatınızın gerçek olduğundan. 'Polis helikopterinden üzerimize sarin gazı atıyorlar' yazdığınızda çok emindiniz kendinizden. Toma'nın suyuna konulan renkli antipas maddesini 'kimyasal gaz' diye kitleye pazarlarken her şey çok gerçekti.

Sahi, zaten bir sizin hayatınız gerçek değil mi? Beyninizi kiraya verdiğiniz sümüklü çakma mehdinizin terli atletinden bir parça elinize ulaştığında ona 'Kabe örtüsü' muamelesi yaparken çok emindiniz yaşadığınız şeyin gerçek olduğundan. İlk uçuş brövenizi, mezuniyet kılıcınızı o maket savaş uçağı biriktiren sümüklüye teslim ederken ruhunuz son derece gerçek bir huzur duygusuyla dolup taşıyordu değil mi? Haftanın tek günleri Allah'la, çift günleri Allah'ın Peygamberiyle görüşüp emirleri direkt olarak onlardan aldığını beyan eden o ağlak Mesih bozuntusuna hayatınızın her zerresini kayıtsız şartsız teslim ederken; mesleğinize, eşinize, yapacağınız ihanete o karar verirken her şey çok gerçekti.

Bir bizim hayatımız tiyatrodur zaten. Boğaziçi Köprüsü'nün girişinde karşılaştığım Yıldıray Oğur'la 'doçkadan atılan bir kurşun bizi vurmasın' diye bir arabanın egzozunun altına tam siper yatmışken ben de düşündüm bunu tam olarak. 'Tiyatro bu' dedim. Bir arkadaşıyla kol kola girip 'Lebbeyk Allahümme Lebbeyk' diyerek kurşunların doğrudan üzerine yürüyen Alpaslan Durmuş'u gördüğümde pekişti düşüncem: Tiyatroydu yaptığımız. Bizim Bekir Cantemir ve Furkan Çalışkan zaten iyi oyuncudur. İbrahim Ertan'ın kamera önü tecrübesi de fazladır. Dolayısıyla birbirimizi kaybettiğimizde, hayatlarımızdan endişe ettiğimizde, her silah sesinde kendimizi yere attığımızda hepsinin tiyatro olduğunu biliyordum. Gecenin sonunda arabamı bir tank tarafından paramparça edilmiş bulduğumda da 'sanat yönetmeni arkadaşlar gerçekten iyi çalışmış' dedim zaten.

Hani bir adam vardı. Böyle tankın önüne yatmış. 'Vay be abi' dedim, 'vay be. Photoshop teknolojisiyle işi bitirmişiz.'

Mustafa Cambaz abinin şehit edilmesini zaten anlarım. Dünya kamuoyuna 'bak bak, gazeteci de öldürüyor bu darbeciler' dememiz lazımdı. O sahne tamam. Erol Olçak abinin şehadeti de makul. Reisin en yakınındaki adamlardan biri öldürülecek ki meselenin tiyatro olduğunu kamufle edebilelim.

Hepsi tamam da Halil Kantarcı'yı niye öldürdük onu anlamıyorum. Anlamıyorum, çünkü onu öldürmek hiçbir işimize yaramazdı.

Kim miydi Halil Kantarcı? Tabii ki tiyatrocu. 28 Şubat'ta kendimizi mağdur gibi göstermek için sahneye koyduğumuz oyunun en önemli oyuncularından biriydi. Tıpkı Yakup Köse gibi onu da 15 yaşında yargılattık. Senaryo gereği idam cezası verdik. Senelerce hapiste yatmasını sağladık. İşkence görmesini sağladık. Hayatını elinden 'senaryo gereği' aldık.

Hapisten çıktığında da 'mağduru oynayabilsin' diye çeşitli başka davalarla yargılattık onu. Her an yeniden içeri tıkmakla tehdit ettik.

Sonra ne mi oldu? Hiç. Evlendi Halil abi. 3 tane pırıl pırıl evladı oldu. Biri şu an bebek henüz. Durun. Yanlış söyledim. Başta Üsküdar olmak üzere İstanbul'un dört bir yanında onlarca evladı yaşında delikanlıya babalık, abilik etti. Onunla da yetinmedi. Afrika'nın çocuklarına da babalık etmeye başladı. Sadaka Taşı Derneği'nin Afrika'da yaptığı hemen her işe omuz verdi.

En son ne zaman konuşmuştum ben Halil reisle? Hah. 'Gözümüz aydın abi. Tayyar Tercan Türkiye'ye dönüyormuş' demek için. Nasıl da sevinçliydi sesi. Nasıl da hayat doluydu.

Ama dedik ya. Gerçek bir hayatı yoktu. Yaşadığı her şeyi 'oynuyordu.' Zira bir sizin hayatınız olabilirdi. Bir tek siz direnebilir, bir tek siz hakikatin bekçiliğine soyunabilirdiniz.

Neyse. Artık ortada çok bir problem kalmadığına göre kalksana Halil reis, tiyatroymuş her şey. Kalk hadi. 3 çocuğun seni bekler. Üsküdar'ın delikanlıları sohbetini özler. Ben her daim gülümseyen yüzünü görmek isterim. Kalk abi. Tiyatroymuş her şey. Sümüklü mehdiden, onun sümüklü mankurtlarından daha iyi bilecek değiliz ya. Kalk Allah aşkına. Şakanın tadını kaçırma. Kalk. Daha seninle ne şahane oyunlar sahneleyeceğiz. Ne muazzam senaryolara hayat vereceğiz. Kalk reis. Kalk.

Ne diyordu Tayyar abi: 'Şehadet en çok benim Halil'ime, benim güzel kardeşime yakışır. Sıkıntı yok. İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Başka gerçek var mı?'

İsmail Kılıçarslan – 19 Temmuz 2016 – Yeni Şafak

Yayın Tarihi: 20 Temmuz 2016 Çarşamba 15:10 Güncelleme Tarihi: 20 Temmuz 2016, 16:35
banner25
YORUM EKLE

banner26