İstanbul'un Ramazan'ı bir medeniyetti

Ahmed Güner Sayar, "Ramazan medeniyeti, insanın birbirini aradığı, teselli ettiği, ikram ettiği, sofrasına buyur ettiği, arkasından da sohbet ettiği bir alandı." dedi.

İstanbul'un Ramazan'ı bir medeniyetti

Türkiye Diyanet Vakfı'nın organize ettiği ve İBB Kültür A.Ş.'nin katkılarıyla gerçekleşen 32. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı'nda Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)'in katkılarıyla gerçekleşen Beyazıt Ramazan Sohbetleri, her gün ülkenin değerli bir yazarını fuar ziyaretçileri ile buluşturuyor. Ramazan'ın onuncu gününde efsane yazar Abbas Sayar'ın oğlu, iktisat profesörü ve yazar Ahmed Güner Sayar sohbet çadırındaydı.

Takdim konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar'ın Sabri Ülgener, Süheyl Ünver, Abdülbaki Gölpınarlı ve daha birçok kültür sanat adamı ve mütefekkirlerle dostluk kurduğunu dile getirerek, büyük romancı Abbas Sayar'ın da oğlu olmasıyla yanında olduğu her vakit âdeta bütün Türk kültürünü çevresinde hissettiğini belirtti ve sözü Sayar'a bıraktı. Ramazan kültürü üzerine bir sohbet gerçekleştiren Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar, Ramazan'ın dimağımıza ve düşünce dünyamıza bıraktığı izleri değerlendirirken geçmiş Ramazanları ve yaşanan Ramazan medeniyetini merhum Ord. Prof. Süheyl Ünver'in Bir Ramazan Binbir İstanbul adlı eserinden yola çıkarak anlattı. Belediyelerin oluşturduğu böylesi sohbet ortamlarının silinmez ve unutulmaz hizmetler olduğunun altını Çizen Sayar, kültür hayatımızda sohbet ve okuma alışkanlığının yagınlaştırılması konusunda çalışma yapılması gerektiğine dikkat çekti.

Ahmet Güner Sayar

Oruç ve kozmik dengeye entegre olmak

Ramazan'ın kitabî ve hayat cihetinden iki türlü değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar, Kur'ân'daki ayetlerle sağlık problemleri ve benzeri sıkıntılar yoksa orucun farz olduğunun anlatıldığını belirtti. Kur'ân'ın bir gecede indirildiğini, buna mukabil gelişmesinin 23 senede olduğunu söyleyen Sayar, "Bunun 13 senesi Mekke'de geçmiştir, Allah insan ilişkisine dairdir. Kalan 10 senesi de Medine'de inmiştir ve insanın insan ile olan ilişkilerine dayalıdır. Yani olayların akışı Kur'ân'ı 23 senede tamamlatmıştır. Kadir Gecesi'nin fazileti müthiştir." dedi. Orucun başlayış ve bitiş tarihlerini tayin edenin kozmik denge ve muhteşem matematik olduğunu vurgulayan Sayar, insanın burada küllî iradeye ve sünnetullaha tabi olduğunun altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bütün hadise kozmik dengedeki bu universal karakterin insanın vücuduna, davranışına taşımasından ibarettir. Kâinatta bir pürüz, bir sıkıntı yoktur. O muhteşem dengeyi insanın da taşıması lazımdır. İnsanlar yedikleri için hastalar, yemedikleri için değil. Amerika'da hastalıkların büyük kısmı obezite yüzünden. Demek ki vücudun da dinlenmeye ve tatil yapmaya ihtiyacı var. Cenab-ı Hak'kın kudretine göre 12 ay içinde bir ay ve o da Ramazan ayı, tamamıyla insanın istirahatına ayrılması gereken bir aydır. Fakat hayat sıkıntıları ona izin vermiyor. Sahurun ardından bir iki saat uykudan sonra hayatın telaşı içine giriyorsun. Eğer o bir ay tamamıyla tatile ayrılmış olsa daha farklı olur. Fakat 'zor', oyunu bozuyor. Mahyalarda yazan 'Oruç tut sıhhat bul' boşuna söylenmemiştir. Bir taraftan kameri takvimin seneden seneye on gün eksik gelmesi, farklı zamanların keyfini yaşatıyor."

"Oruç dile ve düşünceye taşınmalı"

Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar, orucun kolay bir ibadet olmadığını,  dile sahip olup kötü söz söylememek, düşünceye taşıyıp kötü düşünmemek gerektiğini ve orucun o zaman kıymetlenebileceğini söylerken Üftâde Hazretleri ile Niyazî-i Mısrî'nin Ramazan'a dair beyitlerinden örnekler verdi. "Ramazan'ı Müslüman Türkler bir medeniyet haline getirmişlerdir. Medeniyet evvela zihinde tasavvurdur, sizin fiiliyatınız onu kültür haline getirir. Dolayısıyla Türk Müslümanlığının ortaya koyduğu bir Ramazan medeniyeti vardır. Le Martine mahyayı, gökyüzünden yıldızların alınıp iki minare arasına konması şeklinde tanımlıyor. İlk kez 1580 yıllarında İstanbul camilerinde mahya tecrübesine geçilmiştir. Mahyalar edebî ve estetik bir anlam taşıyor." diyen Sayar, Ramazan'ın sevinçle karşılanması gerektiğini, İstanbul'un Ramazan medeniyetinin iftardan sonra başladığını dile getirdi. Süheyl Ünver'in son Osmanlılarla bir arada yaşayabildiğini ve bu sebeple onun anlattığı Ramazan geleneklerinin son derece seçkin olduğunu ifade eden Sayar, gezi oturmaları ve mahalledeki gece hayatı konusunda Ünver'in Bir Ramazan Binbir İstanbul kitabından alıntılar okuyarak söz konusu kültürün dünya insanın birbirini aradığı, teselli ettiği, ikram ettiği, sofrasına buyur ettiği, arkasından sohbet ettiği alanlar oluşturduğunu kaydetti.

Eskilerin kaybolan sohbet iklimi

"Şimdi insanlarda öyle bir telaş var ki, İstanbul'da bir yerden bir yere gitmek saatlerimizi alıyor. Artık o gece sohbetleri artık yok. İnsan kitap okumakla da yetişir. Ama yüzlerce kitaba karşılık, o sohbetlerde akan hikmet pınarından dağarcığını doldurarak çok istifade edebilir. Eskilerin sohbet iklimi buna imkân verirdi. Artık var mı bilmiyorum. Ben Osmanlıların son kuşağına yetiştim. Benim doya doya sohbet ettiğim insanlar Cumhuriyet kurulduğunda yirmili yaşlarında olanlardı. Gençlikleri harpler içinde geçmiş. Yani bunların gençlikleri çekiç ile örs arasında geçmiş." diyen Profesör Dr. Ahmed Güner Sayar, Süheyl Ünver'in ilk defa 1957 senesinde Vatan gazetesinde yayımlanan makalelerinin eski Ramazanlar hususunda tam bir hazine olduğunu söyledi. Devrin insanlarının bizim gibi zamanımız gibi Ramazan yorgunluğuna maruz kalmadıklarını ve ay boyunca tatil yaptıklarını anlatan Sayar, Ramazan boyunca her gece yaşanan alışkanlıkları sıralayarak eski Ramazanları şöyle anlattı:

"Bey veya paşa konağında gelen davetlilerle birlikte iftar yapıldıktan sonra teravih kılınıyor. Durum müsaade ediyorsa evin bir odası, teravih namazını kıldıracak hocaefendiye ayrılıyor. Teravihten ve herkes birbirini tebrik ettikten sonra şerbet dağıtılıyor. Kahveler ve çubuklar içilirken teravihten sonra gece oturmasına gelen ziyaretçiler gelmeye başlıyor. Allah için tutulan oruç, arkasından gelen sohbetle taçlanıyor. Normalde yatsıdan sonra biten gece hayatı Ramazan'da bitmiyor. Halk sokağa dökülüyor. Süheyl Bey'in yetiştiği muhit Şehzadebaşı'ndadır. Tam da Direklerarası Eğlencelerin olduğu yer. Ramazan'da fenerle çıkmayı gerektirmeyecek kadar sokaklar ışıltılı. Geceleri halkın eğlenmesi için Karagöz, Ortaoyunu ve tiyatrolar başta geliyor. Bütün İstanbul Şehzadebaşı'na akıyor. Karagöz bu eğlenceler içinde önemli yerdedir. Karagöz tasavvufidir. Hayalhanesidir ve bir ayetten gücünü alır: 'Dünyada varlığa ait ne varsa hayaldir ama hakikat de Hak'tır.' Hz. Mevlâna da der ki: 'Ne kadar hayaldir demeyiniz. Hiçbir hakikat yoktur ki hayal olmasın.' Karagöz ve Hacivat'ta önemli ayırım, sosyolojik olarak bir alt-üst ayırımıdır. Karagöz'ün temsil ettiği halk, Hacivat'ın temsil ettiği ise aydındır. Bu halleri ile Ramazanları neşelendirirlerdi. Neşelenmek, Allah için ibadet yapan insanın vazgeçilmez hakkıdır."

 

Elif Sönmezışık haber verdi

Güncelleme Tarihi: 20 Temmuz 2013, 02:22
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13