İstanbul'un kültür taşıyıcıları tarihten gelen izleri yaşatmaya devam ediyor

Tarihten bu yana "Yeditepeli şehir" olarak anılan İstanbul, 3 imparatorluğa başkent olmasının yanı sıra binlerce yıllık geçmişiyle pek çok kültüre ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

İstanbul'un kültür taşıyıcıları tarihten gelen izleri yaşatmaya devam ediyor

Kültürel değişimlerden, teknolojik gelişmelerden ve sayısız göçlerden etkilenen İstanbul'da tarihten gelen izleri yaşayan ve yaşatan birçok sanatçı varlığını sürdürüyor.

İstanbul'da tarihin izlerini takip ederek geleneksel kültürü yaşamaya devam eden isimlerden oyuncu Mehmet Emin Kadıhan, müzisyen Çağlar Fidan ve Karagöz sanatçısı Cemal Fatih Polat çalışmalarını anlattı.

Dünyada ilgiliyle takip edilen Türk dizilerinde rol alan oyuncu Mehmet Emin Kadıhan, oyuncuktan arta kalan zamanlarında deriden tasarımlar yapıyor.

"İşe başladığımızda çıraklığını yapabileceğimiz pek kimseye ulaşamadık"

Oyunculuğu mevsimlik işçiliğe benzeten Kadıhan, deri tasarım işler üretmeye dizi setleri bittiğinde kalan boş zamanını değerlendirmek için bir hobi olarak başladığını söyledi.

Kadıhan, Üsküdar'da mütevazı bir atölyede deriden el yapımı çanta, cüzdan gibi ürünler tasarladığını belirterek, "Aslında geleneksel bir sanat bu, yüzyıllardan beri yapılan 'saraciye' dedikleri bir meslek. Ama maalesef bugün unutulmaya yüz tutmuş meslekler arasında yerini aldı gibi bir durum var. O yüzden danışabileceğimiz, bilgi alabileceğimiz çıraklığını yapabileceğimiz pek kimseye ulaşamadık." dedi.

Üsküdar'ın da geleneksel sanatları yaşatan pek çok ustaya ev sahipliği yapan eski bir semt olduğunun altını çizen genç oyuncu, "Böyle bir mekanın Üsküdar'da olması kendi adıma mutluluk veren bir şey. Kadim sanatlarımızın üretim merkezlerinden biridir Üsküdar." değerlendirmesinde bulundu.

"İstanbul'da Osmanlı Türk müziği ile bağını hissedebileceğimiz çok fazla mekan var"

Osmanlı Dönemi kahvehane müziği üzerine akademik çalışmalarını sürdüren müzisyen Çağlar Fidan da ilk kahvehanelerin Şamlı ve Halepli iki Arap tarafından 1550'li yıllarda açıldığını ve buralarda müzik performanslarının da sergilendiğini belirtti. 

Fidan, İstanbul'da eskilerin meclis dediği toplantı geleneğinin hala sürdüğüne dikkati çekerek, bu geleneğe dair ilk kaynağın bir minyatür olduğunu dile getirdi.

Şehrin klasik Türk müziğiyle çok fazla bağının olduğuna değinen Fidan, şunları kaydetti:

"Kadıköy'de mesela bir sokağa girersiniz, ismi Nuri Duyguer sokağıdır. Bu 1900'lerde meşhur bir sine kemaninin ismidir veya Selahattin Pınar sokağına ya da Direklerarası Sokağı'na girersiniz. Buralar 1800'lerin, 1900'lerin eğlence hayatının tam merkeziydi. Özellikle kahvehanelerin, kıraathanelerin çok yoğunlaştığı bir bölgeydi. Bir mevlevihaneyi görürsünüz mesela. Mevlevi ayinleri yine müzikle birlikte adı alınacak bir çeşit ibadet tarzlarından biri. Yani bunun gibi aslında İstanbul'da Osmanlı Türk müziği ile bağını hissedebileceğimiz çok fazla mekan var."

"Bizim oyunumuz biraz daha gölge oyunundan ayrılıyor"

Geleneksel kültürü, yaşadığı çağla harmanlamaya çalışan sanatçı Cemal Fatih Polat ise alanında "Hayali Balaban" mahlasıyla tanındığını söyledi.

Polat, Karagöz oyununun Osmanlı Dönemi eğlence kültürlerinden biri olduğunu hatırlatarak, "Gölge oyunu farklı materyallerle yapılmış figürlerin bir ışık önünde perdeye yansıtılması sanatı. Fakat bizim oyunumuz biraz daha gölge oyunundan ayrılıyor. Çünkü renkli tasvirler kullanıyoruz ve renkli gölge olmaz. O yüzden Karagöz oyunu diye başlı başına bir oyun olarak tanımlıyoruz." diye konuştu. 

Karagöz'ün yaklaşık 600 yıllık bir geçmişi olduğuna değinen Polat, bugün bu sanata ilginin giderek arttığını ve belki de çağının en parlak dönemlerinden birini yaşadığını belirtti.

Polat, Karagöz oyununun sanatçının hayalindekini yansıtan bir hayal perdesi olduğunu aktararak, güncel tasvirlerin de perdede temsil edilebileceğini dile getirdi.

Cem Karaca, Neşet Ertaş, Hacı Taşan, Barış Manço, Zeki Müren, Louis Armstrong gibi usta isimlerin aralarında yer aldığı güncel sanatçıları sahnelemeye salgından sonra başladığına işaret eden Cemal Fatih Polat, şunları anlattı:

"Öncesinde ben de klasik oyunları oynuyordum. Mesela yapmadığım şeyleri aslında biraz da perdede yapıyorum. Saz çalamam ama Aşık Veysel'le başarıyorum ya da piyona çalamam ama Fazıl Say ile piyona çalıyorum. Hatta sokakta bunu yaparken perdenin arkasına gelip bakıyorlar, 'Bu mu çalışıyor acaba?' diye. Benim çaldığımı zannediyorlar. Orada bir düzenek var. Çünkü ben senkron bastığımız için, oradaki figürü senkron oynattığım için zannediyorlar ki ben çalıyorum."

Polat, geçmişte İstanbul'da Karagöz oyununun daha çok meydanlar ve kahvehanelerde oynatıldığını dile getirerek, "Kahvehane kültürü olmadan önce meydanlarda oynatılan, sokakta açık alanda yapılan bir şeydi. Ben de sanırım bundan esinlendim." ifadelerini sözlerine ekledi.

Kaynak: AA

Yayın Tarihi: 30 Ekim 2021 Cumartesi 07:51
banner25
YORUM EKLE

banner26