“İsfahan’ın Gözyaşları”, İran’da unutulmaz bir yolculuk sunuyor

İranlı yazar Shahzadeh N. İgual’ın yeni romanı “İsfahan’ın Gözyaşları” raflarda yerini aldı. Mona Kitap aracılığıyla yayınlanan roman, okuyucuyu gizemli ve tutkulu bir yolculuğa davet ediyor...

“İsfahan’ın Gözyaşları”, İran’da unutulmaz bir yolculuk sunuyor

“Tahran'ın Kırmızı Sirenleri” ve “Rolls Royce'u Taramışlar Baba” kitaplarının yazarı İranlı Shahzadeh N. İgual’ın yeni romanı “İsfahan’ın Gözyaşları”, Mona Kitap etiketiyle kitapseverlerle buluştu.

Ely ve Sohrab’ın tanışmalarıyla başlayan öyküde yazar, okurunu İran’da unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor. Tahran’ın modern sokaklarından küçücük bir Ermeni köyünün ıssız mezarlığına, klasik bir Amerikan arabasının içinden İsfahan’ın tarihi kapalı çarşısına, keyifli kafelerin masalarından çatısı çöken manastırlara, daracık sokaklardan geniş meydanlara, küçücük ama dopdolu antikacı dükkânlarının önüne atılmış sandalyelerden Siosepol’ün altından akan serin sulara götürüyor...

İran Devrimi’ni izleyen İran-Irak Savaşı’nın ardından henüz 12 yaşındayken annesi ve iki kız kardeşiyle ülkesini terk etmek durumunda kalan ve İzmir'e yerleşen edebiyatımızın en ilginç kalemlerinden İgual, kendisini Türkçe edebi eserler veren tek yabancı yazar olarak ifade ederken bu üçüncü romanını ise şöyle özetliyor: “Bir dönem aşkının daha doğrusu iki dönemin aşkının, hem 17. yy. sonundan hem de 21. yy.’dan, günümüzden birer aşk öyküsünün kesişmeleri üzerine, toplumdaki karşıtlıkların izini sürüyor.”

Kitabın tanıtım metninden;

“Sohrab, kızın başından aşağı doğru kaymaya başlamış saks mavisi örtüsüne, örtüsünün ardından ve yanlarından görünen iri dalgalı koyu saçlarına, leylak renkli paltosuna ve dizinin altında biten siyah çizmelerine bakıyordu. Tedirgin halini, iri gözlerinden alev alev çıkan telaşını, uçuk pembe parlatıcı sürdüğü dudaklarını yiyişini sevmişti. Böyle gülenine, gülümseyenine rastlamamıştı. Her geçen dakikada bilmediği bir yere yaklaştırıyordu onu yüreği. Oysa yorgundu Ely… Herkesten, her şeyden, tüm şehirlerden, trenlerden… Bitkindi maksatsız gitmelerden.”

“İşte şimdi birlikte çay içtikleri bu meydanda, gelenekler tam üç yüz yirmi sene evvel bir aşkı öldürmüştü!”

“Binlerce yıllık yaşına bakmadan hâlâ çekici bir kadın gibiydi bu şehir. Yorulan ama zinhar yaşlanmayan… Mehtapla vuslat için saçlarını tarar gibi, Nakş-ı Cihan’ıyla dünyaya hava atar gibi, Siosepol Köprüsü’nü gerdanlık misali boynuna takar gibi, Zâyenderûd’un serin suyunda yüzünü yıkar gibi, Çehel Sütun Sarayı’nın güz çiçeklerini saçına takar gibi, adına yazılan gazellerle şarkılarla gurur duyar gibi, şehirlere de sırılsıklam âşık olunduğunu doğrular gibi, geceye hazırlanıyordu İsfahan…”

1698 karakışının, 2018 sonbaharında hatırlanmasına ne sebep olmuş olabilir?

Aralarında yüzyıllar olan iki aşk hikâyesi, insanoğlunun engellerini kendi elleriyle yaratmaya nasıl muktedir olduğunu sorgulatıyor…

Shahzadeh N. İgual yeni romanında, okuyucuyu gizemli ve tutkulu bir yolculuğa davet ederken, şu soruyu da sormayı ihmal etmiyor: İsfahan bu kez âşıklarına sahip çıkacak mı? Tabularımızı aşabilir miyiz?

Yayın Tarihi: 04 Mayıs 2021 Salı 17:03
banner25
YORUM EKLE

banner26