banner17

Fatih Kitabevi Yeni Mekânında Kapılarını Dualarla Açtı

Ankara’da yaklaşık 40 yıldır kültür ve edebiyat çevresini buluşturan Fatih Kitabevi, Hamamözü’ndeki yeni mekanına taşındı. 3 Ağustos Cuma günü yapılan açılış merasimine Nuri Pakdil’den Mehmet Görmez’e, Hakan Albayrak’tan Necdet Subaşı’na pek çok isim katıldı. Necdet Subaşı Hocamız açılışla ilgili gözlemlerini bizimle paylaştı.

Fatih Kitabevi Yeni Mekânında Kapılarını Dualarla Açtı

Fatih Kitabevi dün akşam yeniden açıldı. Yeniden diyorum çünkü Hamamönü'ndeki eski yeri pek de uygun bir mekân değildi. Bir kitabevi için neredeyse şart sayılabilecek özelliklerden hiçbirine sahip değildi, dar ve doğrusu bek kullanışsız bir binaydı.

Diyetisyene uğrama günümdü. Çarşambaları uğradığım doktoruma bu hafta Cuma günü gitmeye mecbur kaldım. Hafta içi yoğunluk vardı ve bugün için kararlaştırdığımız randevu ânı da Fatih Ağabey'in kitabevinin açılışına denk geliyordu.

Cumadan sonra sadece muhabbet odaklı bir kaç misafirimi ofisimde ağırlamış, onlar daha benim oraya doğru yönelirken bile kendilerine "Bugün ne bilim ne de tefekküre yer yok. Eğer boş konuşmaya, muhabbete gelirseniz kapımız açık." demişti. Onlar da geldiler. Ama aklım fikrim bir yandan diyetisyendeki haftalık sonuçlarda bir sürpriz yaşayıp yaşamayacağımla ilgiliydi bir yandan da Fatih Ağabey'in açılışına yetişip yetişemeyeceğimi adamakıllı dert etmeye başlamıştım.

Diyetisyenin beni ferahlatan yorumlarını kısaca özetlemem gerekir. Çünkü ben açılışa biraz da buradan aldığım motivasyonla gitmiştim. Sonuçlar çok iyiydi, doktor heyecanını saklamıyor ve benim cevap veren beslenme rejimime hayranlığını ifade ediyordu.

Doktordan çıktığım gibi Hamamönü'nün yolunu tutmuştum. Bizimkilerin her akıllarına düştükçe gidip nefes aldıkları yer oralardı. Ben pek alışık değildim oralarda eğlenmeye. Ali'nin de Esra'nın da annelerinin de "Hadi bir yere gidelim!" diye ucu açık bir seçenek bolluğu bizi karşıladığında ilk akıllarına gelen yer Hamamönü olurdu. Altındağ Belediyesi ciddi bir emek vermiş, orada eski Ankara evlerini, sadece evlerini değil sokak ve mahalle sıcaklığını canlandıracak ciddi çabalar göstermiş. Dar sokaklar arasında etrafınızda geleneksel mimarimizin sayısız örnekleri arasında ilerleyerek varacağınız yere ulaşıyorsunuz. Ben daha önceki seferlerde olduğu gibi bu sefer de dükkânın yolunu kaybettim. Sokakların hepsi birbirine benziyor, evler hakeza öyle. Bir de elimde ceket, boynumda hâlâ çıkarıp atamadığım kravat.

İğne atsan yere düşmüyor

Arabayı zar zor bir yere park etmeyi başardım, şimdi iğne atsam yere düşmez bir kalabalıkla karşılaşacağımdan emin olarak sokakların arasında ilerliyorum. Hemen her ev memlekette hüküm süren bir topluluğun kullanımına hasredilmiş. Fatih Ağabey'in kitabevine doğru ilerlerken tıpkı Hacı Bayram'ın orada rastladığınız gibi onlarca teşekkülün konuşlandığı evler arasından geçiyorsunuz. İnsan memlekette bu kadar çok dernek, bu kadar çok platform hatta bu kadar çok cemaat olduğuna inanmak istemiyor.

Fatih Ağabey'e bu sefer tahsis edilen yer çok güzel. Bir sokağı neredeyse bir uçtan öbür uca kapatan upuzun bir yer. Etrafta kitabevi afişleri ve insanı çok da şaşırtan duvar resimleri. Orada hemen kafanızı kaldırdığınızda tam da gözünüzün hizasına denk düşen yerde 8 yıl önce bir uçak kazasında rahmete kavuşan Bahattin Ağabey'in resmini görüyorsunuz, Bahattin Yıldız'ın. Binanın sokağa bakan cephesinde tanıdık figürler var. Gemuhluoğlu'nu, Necip Fazıl'ı kafanızı çevirdiğinizde görebiliyorsunuz. Kocaman bir ahşap konak ve içeri girerken bu devasa yapıyı Fatih Ağabey'in nasıl dizayn ettiğini merak etmemeniz mümkün değil. Meraktaydım.

İçeriye girmek ne mümkün! Karmaşık labirentleri andıran şu kompleks sokakları geçince Fatih Ağabey'in hafif eğimli bir zemine yaslanıp oturmuş kitabeviyle karşılaşıyorsunuz. İçeride Ankara'nın kitaba en yakın sayılabilecek insanlarıyla karşılaşıyorsunuz. Dikkatle baktığınızda herkesin yüzünde Fatih Ağabey'den bir iz görmemek mümkün değil. Dile kolay, 80'lerden beri bu piyasada, piyasa mantığını hiçe sayarak kitapçılık yapmaya çalışan bir muhtereme vefayla, aşkla, sevgiyle yakın olan herkes işi gücü bırakmış oradaki yerini almış.

Bir kere en baş köşede Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve Mehmet Görmez var. Onur konuğu oldukları kesin. Belli ki kitabevi onların katılımıyla bir sekans oluşturmuş. Kur'an’lar okunmuş, dualar edilmiş ben çaya yetiştim. Hakan Albayrak, Ali Karaçalı, Veli Korkmaz, Zekeriya Erbeyi, İbrahim Demirci, Mustafa Şahin. Başka pek çok kişi de vardı. Öğrenciler, kitapseverler, çocuklar, bebekler, torunlar... Sanki kimi ararsam orada bulacaktım. Mehmet Ağabey de oradaydı, Mehmet Kahraman.

“Gözlerimi dostlardan alamadım”

Ayaküstü laflamalar, muhabbet ortamları, birbirini yıllar sonra ilk kez görebilmiş insanların göz aydınlığı. Bir iki saatte hepsini yaşadım. Etrafımdakilere merhaba diyeceğim diye elim hiçbir kitaba değmedi, raflarda ne var ne yok bir dönüp bakamadım. Gözlerimi dostlardan alamadım. Güzel bir şey ya, imrenilesi…

Şimdi bir de Fatih Kitabevimiz var. Arada özenli bir alışkanlık içinde Liman'a ve Birleşik'e uğruyordum. Ayaklarımın kesildiği yerlere artık gitmiyorum, ama şimdi benim için bir de Fatih Kitabevi var. Düşünsenize gittiğimde mesela hafta sonları ikindiden sonrasına denk getirmeyi başarırsam daha şimdiden orada kimlere rastlayacağımı bile biliyorum. Ne saadet!

Hayırlı olsun Fatih Ağabey, hayırlı olsun kitabevimiz. Hepimize hayırlı olsun, unuttuklarımızı hatırlamaya, kaybettiklerimizi bulmaya, bilmediklerimizi öğrenmeye, bildiklerimizi yeniden hatmetmeye vesile olsun.

 

Necdet Subaşı

Güncelleme Tarihi: 05 Ağustos 2018, 08:53
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20