Farklı zaman dilimlerinde, bambaşka coğrafyalarda geçen sarsıcı bir roman: Hiyerofant

Sizinle kitabın sonunu tahmin edip edemeyeceğinize dair bahse tutuşmayacağız, ilk bölümün başlığında zaten “Son” yazıyor... Asıl mesele şu: Her şeyin nasıl başladığını anlayabilecek misiniz?

Farklı zaman dilimlerinde, bambaşka coğrafyalarda geçen sarsıcı bir roman: Hiyerofant

Sıradan bir kitap tanıtım yazısında görmeye alışkın olduğumuz şeyler vardır; kitabın konusundan haberdar olur, göz teması kurduğumuz o kısacık an içinde cezbedici unsurların listesini edinir, bizi neyin beklediği öngörüsüne kavuşuruz.
 
Ancak bu kez tersinden gidip kitapta olmayanları sayacağız çünkü bu, kalıpların fersah fersah ötesindeki eser tam da bunu gerektiriyor: Hiyerofant’ta bildiğimiz anlamıyla zaman yok ve alışılageldiği üzere akıp gitmiyor. Çanakkale’nin kanla sulanıp çamurlaşan toprağına bastıktan hemen sonra, kallavi bir son yemeğin ardından toplu intihara hazırlanan Nazileri gözleyebilirsiniz. Çoğumuzun adını ezberden saydığı, hiddetinden sual olunmaz, unutulmuş tanrılar yok; hem mesele hiddet olunca sıra onlara gelmediğinden hem de bu âlemde rolleri dağıtan asıl varlığa yer açmak istendiğinden. Simyanın sırrını ararken ölümsüzlüğü yâr gibi özleyenler yok; ölümüne susamış ölümsüzlerin iç yakan öyküsünü de dinleyelim diye muhtemelen. Dudaklarına anne sütünden önce baba kanı değenlerin, bir vakitler İstanbul’un göbeğinden geçmiş Vikinglere tanıklık edenlerin, Aşiyan’daki hayaletlerden başka arkadaşı olmayan çocukların, yaşlı bir adamın suretine bürünüp evvel ezel var olanların, gözlerini kısarak Boğaz’a bakınca devasa bir mezarlık görenlerin yurdu burası... Kısacası, imkânsız denen bir şey yok!

HİYEROFANT’TAN BİR ALINTI:
 
“Bu karanlıkta farklı bir şeyler var. Neredeyse kusursuz… Sanki tek bir gölge görmemiş gibi beyaz ve aç.”
 
Hiçbir şey yokken, her şeyin başlangıcı buydu. Önce bir ses geldi. Tanımadığı bir ses. Tanımanın ne demek olduğunun dahi bilinmediği bir tanınmazlıktan gelen ses.
 
“O halde, birer kadeh daha…”
 

Sonra kayboldu. Sonra hiç var olmadı. Beyaz karanlığa odaklandı yeni doğan…

HASAN HAYYAM DİYOR Kİ:
 
Hiyerofant aslında bir soru… Bir cevap arayışı. Ölülerin hareketsizliği, yaşayanların da attığı kahkahalarla ikna olmayan bir zihnin kuşkusu.
 
Bu kuşku ve sorunun peşinde yaptığım seyahatlerden, insanın çeşit çeşit var oluş şeklinin arasında aheste dolaşmalarımdan, sahaf kitaplarının kenarlarına düşülmüş yazanı belirsiz notlardan hayalimde kalanların toplamı.
 
Bir cevap arayışı elbette ki bir öğrenme çabasıdır.  Bu çabanın bir parçası olmanız dileğiyle.

Yayın Tarihi: 06 Şubat 2021 Cumartesi 19:00
banner25
YORUM EKLE

banner26