banner17

Eskiyi yepyeni gibi gösterdiler!

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği seminerlerinde, bu hafta “Yeni Paradigmayı Oluşturmak” kitabı tahlil edildi.

Eskiyi yepyeni gibi gösterdiler!

TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği) seminerlerinde, bu hafta Mustafa KIYAK, Fikret BAŞKAYA‘nın “Yeni Paradigmayı Oluşturmak” kitabını tahlil etti.

Seminerin başında kapitalist modernitenin oluşturduğu sürdürülemezlik durumunun nasıl ortaya çıktığını anlatan Kıyak, bu durumda insanlığın önünde kapitalizmden vakitlice çıkmak veya yok olmak dışında başka bir seçeneğin kalmadığını vurguladı.

Mustafa KIYAK, içinde bulunulan durumdan çıkışın anlaşılabilmesi için rejimin temel niteliğinin anlaşılması gerektiğinin altını çizerek, cumhuriyet rejiminin gerçek niteliğini gizlemeye, eskiyi yepyeni bir şeymiş gibi göstermeye mecbur olduğunu, bu amaçla başlıca üç araç devreye sokulduğunu; Birincisi, tarihi 19 Mayıs 1919'dan başlatıp, Ebedî Şefin ve bürokratik egemen elitin ihtiyacına cevap veren, tahrifat, yalan ve yok saymaya dayalı bir resmî tarih versiyonu üretmek; İkincisi, Mustafa Kemal'i putlaştırmak, Kemalizm denileni tabulaştırmak; Üçüncüsü de kitlelerin bilincine nüfuz edip gönüllü kabullenme yaratması asla mümkün olmayan bağnaz bir resmi ideolojiyi topluma dayatmak olduğunu ifade etti. “Söz konusu bağnaz resmi ideolojiyi dayatmanın iki yolundan biri okul ve eğitim sistemi diğeri de modern cumhuriyetin “modern” kanunları, mahkemeleri, hapishaneleri, gibi kurumlarıdır” dedi.

Mustafa KIYAK şöyle devam etti: “Rejimin dilini, hegemonyasını, araçlarını-kurumlarını, kavramlarını ve aktörlerini mercek altına alarak irdelemek, realiteyi ortaya koymak, dünya ölçeğinde geçerli rejim kolektif emperyalizmin anlaşılmasını mümkün kılar: Kapitalizm hiyerarşik bir sistemdir. Bir kutupta zenginlik üretebilmesinin koşulu, karşı kutupta yoksulluk ve sefalet üretmektir. Başka türlü ifade edersek, kapitalist üretim tarzı bir sömürü metabolizmasıdır. Mülksüzleştirerek sermaye birikimi yaratan bir sistemdir. Öyleyse kapitalist üretim tarzının mantığı, işleyişi ve tezahürleri üzerinde durmak gerekecek. Bir bütün olarak alındığında, kapitalist dünya sistemi hiyerarşiktir ama hiyerarşinin unsurları, bileşenleri olan, hiyerarşinin farklı yerlerindeki her ulusal kapitalist sosyal formasyonun herbiri de bizzat hiyerarşik bir yapı ve işleyişe sahiptir. Dünya ölçeğindeki hiyerarşinin benzeri ulusal düzeylerde de söz konusudur. Bu durumu kabullendirip- dayatmanın yolu gizlemekten geçiyor, gizlemek için de milliyetçilik, vatanseverlik, milli çıkar, ulusal yarar, yabancı düşmanlığı [zenofobi], vb. söylemler devreye sokuluyor. Oysa ‘ulusal’ egemenlerin çıkarı, kolonyalist-emperyalist ülkelerin egemenlerinin çıkarıyla ortaktır. Dünya ölçeğindeki ülkeler arasında asıl geçerli olan bir küresel egemenler koalisyonudur. Ya da asıl çelişki veya karşıtlık, yeryüzünün egemenleriyle yeryüzünün ezilen-sömürülenleri arasındadır.”

Kalkınmanın bir yanılsama olduğunu örnekleriyle göz önüne seren Kıyak, kapitalizmden kurtulmadan bağımsızlığın kazanılmasının ve kolonyalizmden kurtuluşun mümkün olmadığının altını çizdi: Bu duruma dokunulmadan kazanılan bir 'bağımsızlık', yönetimin yerli unsurlara devredilmesi, sömürgeciliğin tasfiye edilmesi değil, sadece görüntüsünün değişmesi anlamına geldiğini, dolayısıyla sömürgeciliğin tasfiyesi, sosyal yapıda bir devrim olmadan mümkün olmadığını söyleyerek “Elbette ideolojik, zihinsel-entellektüel bir devrim ve kopuş da gereklidir.” dedi.

Mustafa Kıyak ‘Etik ticaret’, ‘dayanışmacı ekonomi’, ‘farklılığa saygı’,’dışlanmışlıkla mücadele’ ‘insani kalkınma’, ‘insani yardım, insani müdahale, ‘sosyal taraflar’, ‘çalışma barışı’ gibi kelime oyunlarıyla ideolojik kölelik, gönüllü kulluk mümkün hale geldiğini, “Devasa zenginlik artışına neden akıl almaz bir yoksulluk, sefalet ve doğal çevre tahribatı eşlik ediyor? Ekolojik sorunlar neden derinleşiyor? İnsani değerler neden aşınıyor, neden derin bir anlam kaybı ortaya çıkıyor?” gibi soruların hep gözardı edildiğini söyledi.

Konuşmasında kapitalist tarım politikalarına da değinen Kıyak, tarım sektöründe veya Türkiye kırlarında kapitalist modernizasyondan etkilenenler, sadece geçimini tarımdan sağlayanlar değildir. Yağma ve talan toplumun bugününü değil geleceğini de angaje ediyor. Her şey yağmalanıyor, birer sömürü ve kâr aracı haline getiriliyor ve yapılanlar piyasa ekonomisinin ve demokrasinin bir gereği olarak sunuluyor. “ dedi.

“Esasen neoliberal küreselleşme çağında demokrasi (doğrusu temsili demokrasi) retoriği, bizatihi bir içeriği olmak şöyle dursun, küresel yağmayı, oligarşik ve plütokratik egemenliği meşrulaştırmanın, kitleleri oyalayıp aldatmanınbir aracına dönüştürülmüş durumdadır.” diyerek konuşmasını sürdürdü.

Kültüralizme de değinen Kıyak “Kültürler, etnisiteler, sosyal gruplar, cemaatler, kültürel örgütlenmeler,  bırakın kendilerini özgürce ifade edip geliştirsinler, yeter ki kapitalizme karşı mücadeleden söz etmesinler, onu yıkmak istemesinler, sermaye düşmanlığı yapmasınlar.” anlayışının egemen zihniyet tarafından kabullenildiğinin altını çizdi.

Başkaya’nın İslamcı politikaları nasıl değerlendirdiğinden de bahseden Kıyak, bu konuda kısmen haklı eleştirileri olmakla birlikte Başkaya’nın yer yer bilgi eksikliğinden kaynaklanan hatalı değerlendirmelerde bulunduğunu söyledi.

Son olarak “Düşünce tarzımızı, üretme tarzımızı, tüketim alışkanlıklarımızı, yaşam tarzımızı, doğaya, insana, topluma, eşyaya ve tekniğe bakış tarzımızı radikal bir şekilde değiştirmek zorundayız. “ diyen KIYAK, Fikret BAŞKAYA’nın kitabın sonundaki önerilerini sıralayarak konuşmasını bitirdi.

-İktidarın oligarşinin elinden alınması ânını beklemeden ve bugünden başlayarak yeni kurumsal yapılar, yeni yaşam alanları oluşturmak,

- Kapitalizmin ortadan kaldırdığı üretim/tüketim bağını ihya etmek,

- Bürokratik olmayan, katılımı esas alan bir planlamayı hayata geçirmek,

- Temel ihtiyaçları karşılamaya öncelik veren bir politika izlemek. Toplumun tüm üyelerinin temel ihtiyaçlarını güvence altına almak,

-Zararlı ve/veya gereksiz üretime ve tüketime son vermek,

- Nüfusun ülke sathına yayılması sorunu da yeni paradigma iddiasında olanların üzerinde önemle düşünmeleri gereken bir şeydir.

- Farklı bir zenginlik, refah ve mutluluk anlayışına dayanan, yoksullukla değil, zenginlikle mücadele eden [zira doğrusu odur], ekolojik sınırı ve duyarlılığı esas alan bir üretim ve tüketim modeline geçişin koşulları ivedilikle yaratılmalıdır.

- Kamusal mallar ve hizmetlerin meta kategorisi dışına çıkarılması ve parasız sağlanması mümkün ve gereklidir.

-Doğal yaşama daha az zarar veren yenilenebilir enerjilere geçişi vakitlice sağlamak… Enerji yutucu modelden çıkmak… Otomobil çılgınlığına son vermek

- Yeni bir perspektife sahip, piramidal [hiyerarşik] olmayan yatay ilişkilere sahip yeni örgütler oluşturmak.

Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2012, 23:14
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20