Derin Tarih ile yeniden Şeyh Şamil okuması yapmak

Derin Tarih Dergisi, vefatının 150.yıldönümü vesilesiyle mücadele adamı Şeyh Şamil’i “Kafkas Kartalı Şeyh Şamil” başlığıyla Şubat 2021 sayısının kapağına taşıyarak dosya haline getirdi.

Derin Tarih ile yeniden Şeyh Şamil okuması yapmak

Alanında uzman isimlerin Şeyh Şamil’i anlatan birbirinden kıymetli yazılarının yer aldığı Derin Tarih’in Şeyh Şamil dosyasında Mustafa Budak “Çarı Dize Getiren Kafkas Kartalı” başlıklı yazısında İmam’ın Ruslara teslim oluşunu söyle anlatıyor:

“Ona kalsa mücadeleye devam edecekti. Ne var ki ailesi ve maiyyetindekilerin ısrarı teslim olmasında etkili olmuştu. Direnecek olsa herkes ölecekti. Sonunda hayatının en önemli kararını verip teslim oldu. Ne var ki, teslimiyeti Kafkasya’nın dağlı halklarının çilesini sona erdirmedi. Artık onların Rumeli ve Anadolu’ya doğru sürgün çilesi başlamıştı. Bu zorlu yolculuklarda binlerce kişi hayatını kaybetti. Buna rağmen Kafkasya’daki istiklal ateşi hiç sönmedi. İşte Şeyh Şamil bu istiklal ateşinin sembolü oldu.”

“Muktedirlerin Gözünde Değil Halkın Gönlünde Yer Buldu” başlığıyla Muammer Cengil tarafından kaleme alınan yazıda Şeyh Şamil’in tarihin yazdığı güçlü liderlerden biri olduğuna dikkat çekilip, Kafkasyalıların, onu rehber bir imam olarak kabul gördüğü ifade ediliyor ve Şeyh Şamil’in kendi silahını da kendisinin imal ettiğinin altı çiziliyor:

“Savaş Sanatı’nın yazarı Sun Tzu’dan Homeros’a, Platon’dan Aristo’ya pek çok filozof ve düşünür bir liderin sahip olması gereken özellikler hakkında görüşlerini belirtmiştir. Bunlar ışığında Şeyh Şamil’i güçlü bir lider yapan özellikleri nelerdir, birlikte inceleyelim.”

“Nitekim bu altyapı, onun ilmî ve fikrî müktesebatı yanında barut, silah, top gibi kendi lojistiğini tedarik edebilecek düzenli askerî teşkilatlar kurmasına imkân sağlamıştır. Ayrıca Rus işgaline direnişin önemli isimleri olan İmam Mansur, İmam Gazi Muhammed ve İmam Hamzat ile silsilenin son halkası olması onun savaşçı liderliğinin tesadüf olmayacağına işaret eder. Yine Fransız komutan Napolyon’a karşı galibiyet elde etmiş olan Mikhail S. Vorontsov’u mağlup etmesi de askerî dehâ ve liderliğinin göstergesidir.”

Mehmet Poyraz “Şeyh Şamil’in Oğulları ve Torunları” başlıklı yazısında, Şeyh Şamil’in, düşmanına teslim olduğunda içinde bulunduğu vaziyeti Allah’ın takdiri şeklinde değerlendirdiğini belirtirken, beş oğlundan ve torunlarından bizi haberdar etmekte. Yazıda Şeyh Şamil’in teslim olmasının ardından yaşanılanlar da özetlenmiş:

“6 Eylül 1859 günü Rus Kafkas Ordusu Komutanı ve Kafkasya Genel Valisi Knez Baryatinkiy’e oğulları Gazi Muhammed ve Muhammed Şefi ile beraber teslim olan Şeyh Şamil önce Tiflis’e, ardından Harkov’a gönderilir. Aynı günlerde Çuguyev’e getirilen Şeyh Şamil ile görüşen Çar II. Aleksandr kendisine büyük saygı gösterir, hatta sarılır. Çar’ın hürmet ve teveccühü karşısında oldukça şaşıran Şeyh Şamil, bu yakınlığı hayatının sonuna kadar unutmayacaktır.”

“Beş oğlu olduğu bilinmektedir. Bunlar sırasıyla Cemaleddin Ahmed, Cemaleddin, Gazi Muhammed, Muhammed Şefi ve Muhammed Kamil’dir. İlk oğlu Cemaleddin Ahmed 1829’da dünyaya gelmiş, 6-7 aylık iken vefat etmiştir. Şeyh Şamil 1832’de doğan oğlunun adını yine Cemaleddin koyar. Bu, kayınbabasının adıdır. Büyük oğlu Cemaleddin’i 1839 yılında Ruslara rehin vermek zorunda kalan Şamil, sonrasında çektiği vicdan azabıyla evladını geri alabilmek için hayli mücadele etmiştir.”

Munise Şimşek tarafından kaleme alınan Fethi Güngör: Kafkasya’nın Parlayan Kılıcı İmam Şamil” başlıklı söyleşide, Fethi Güngör kendisine yöneltilen, “Kafkas coğrafyası için “Asya’nın kilidi” denilmiş. İslam tarihçisi Mes’udî ise bölgeyi ‘diller dağı’ olarak tanımlıyor. Kafkasları bu denli önemli kılan nedir?” sorusunu şöyle yanıtlamaktadır:

“11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkas Cumhuriyeti hakkında Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde neşrettiği “Kafkas Hükümetinin Beyannamesi” başlıklı makalesinde Ahmet Ağaoğlu sualinize cevap teşkil eden şu görüşü serdetmişti: “… Kafkas Müslümanlarıyla aramızdaki dinî, lisânî ve ırkî münâsebetler bizi Kafkas Müslümanlarının mukadderatına lakayt bırakamaz. Biz ister istemez bunların hâlini ve maruz kalacakları tehlikeleri nazar-ı dikkate almak mecburiyetindeyiz… Kafkasya’nın zaafından bilistifade Ruslar yeniden bizimle hemhudut olan bu memleketi yine ellerine geçirmeye teşebbüs edebilir. Bizim için bu mühim bir mesele olur. Biz Kafkasya’yı kuvvetli ve bizimle Rusya arasında muhkem bir hâil (engel) olarak görmek isteriz…”

Rusya İmparatorluğu döneminde, Şeyh Şamil imajının Kafkasya’da yaşanan savaşlarla şekillendiğini “Rus Tarih Yazımında ve Ders Kitaplarında Şeyh Şamil Kahraman mı, Hain mi?” başlıklı yazısında yer veren Elnur Agayev:

“Olay devlete karşı gelme/başkaldırma şeklinde okunmaktaydı. Yapılan calışmalarda mücadelenin milli boyutu ve liderlerinin rolü inkâr ediliyor, küçümseniyordu. Bunların yanında çok az sayıdaki çalışmada mücadelenin Rus yayılmacılığına karşı oluşuna ve liderleri Şeyh Şamil’in kahramanlığına veya rolüne vurgu yapılmaktaydı.”

Şeyh Şamil’in İstanbul’a gelişinin görkemli bir şekilde olduğunu Padişah’ın ve Sadrazamların ona gösterdiği ilgiyi anlatan Lesley Blanch, “Şamil’in Abidesi Dağlardır” başlıklı yazısında Şeyh Şamil’in yazdığı muska sayesinde denizde çıkan fırtınanın da dindiğini de yazmakta:

“İstanbul’a yanaşan gemiyi, sevinç gösterileri yapan devasa bir kalabalık karşıladı. Rus Elçiliği, grubu yanlarında kalmaya davet etti; ancak Türk topraklarında Padişah’ın misafiri olduğunu söyleyen Şamil, bu daveti geri çevirdi. Sultan Abdülaziz, Şamil’i fevkalade görkemli bir törenle karşıladı. Dolmabahçe Sarayı’nın incilerle süslenmiş, göz kamaştıran salonunda Şamil’i başıyla selamladı. Halk, nereye giderse gitsin Şamil’in peşinden ayrılmıyor, camiye giderken bastığı toprağı öpüyordu.”

“İmam’ın varlığından faydalanmayı bilen Sultan, Türkiye ve Mısır arasındaki bir anlaşmazlıkta arabuluculuk yapması için Şamil’den Kahire’ye gitmesini istedi. Vazifeyi kabul eden Şamil, meseleyi başarıyla halletti. Müminler arasındaki ihtilafın gâvurları memnun edeceğini söyleyip Mısırlıları ikna etti. Dönüş yolunda, Şamil’in gizemli güçlere sahip olduğu efsanesini güçlendiren etkileyici bir olay yaşandı. Korkunç bir fırtına başlamış ve gemi denizde kaybolmuştu. Duruma kayıtsız kalamayan Şamil, fırtınayı dindireceğine söz verdi. Bir muska yazdı. Dualar eşliğinde kâğıdı dalgalara bıraktı. Kabaran deniz bir anda duruldu.”

Mustafa Budak, Kuzey Kafkasya’daki hareketin Şeyh Şamil ile başlamadığını, Çeçen asıllı bir Nakşibendi şeyhi olan Şeyh Mansur’un bu hareketin ilk lideri olduğu bilgisini “Şeyh Mansur’dan Şeyh Şamil’e Müridizm Hareketi” başlıklı yazısında okurla paylaşıyor ve nasıl Hakkın rahmetine kavuştuğunu anlatıyordu:

“1784’de Rusların Çeçenistan’a saldırması üzerine, (Şeyh Mansur) doğduğu köy olan Aldı’da Ruslara karşı “gazavat” ilan etmiş; Çeçenistan, Dağıstan ve Kabarday halkına gönderdiği bir beyannamede “kâfir Rus” düşmanlığını açıkça göstermişti: Kâfire medar haramdır. Müslüman olan kâfiri vurub malını talan, evlad-ı iyalini esir etmektir. Rus eseri olan her şey Rus’un hareket tarzına uygun her vasıf haramdır. Hasta olursanız kendinizi Rus doktorlara tedavi ettirmeyiniz. Neticede belki o Rus ile dost olmak mümkündür.”

“4 Şubat 1871… Bundan tam 150 yıl önce, bir istiklal mücahidi, uğruna cihad ettiği asıl sahibine geri dönmüş, emanetini teslim etmişti. Lesley Blanch, onun son anlarını şu cümlelerle tasvir ediyordu: “Akşam ezanından hemen önce doğruldu. Eski kuvveti geri gelmişti. Coşkuyla ‘Allah, Allah!’ diye bağırdı. Sonra gözleri bir daha açılmamak üzere kapandı” (Cennetin Kılıçları, Şeyh Şamil Efsanesi, çev. Sinan Coşkun, Ketebe Yayınları, 2020, s. 608). Hiç şüphesiz L. Blanch’ın “Allah Allah diye bağırdı” dediği son söz, Kelime-i Şehadet idi.”

Yayın Tarihi: 02 Şubat 2021 Salı 17:37
banner25
YORUM EKLE

banner26