Çok dünya yutmuşuz be arkadaş!

Nurdal Durmuş’un 'Hiç Sesler' kitabı raflardaki yerini aldı. Kitabın tüm aşamalarına şahitlik etmiş birinin, yanlı birkaç kelam etmeye hakkı vardır. Nergihan Yeşilyurt yazdı.

Çok dünya yutmuşuz be arkadaş!

 

Nurdal Durmuş’un “Hiç Sesler” kitabı, Kasım ayının üçüncü haftasından itibaren raflardaki yerini aldı. Hem kitabın tüm aşamalarına şahitlik etmiş biri olarak, yanlı birkaç kelam etmek isterim. Çünkü bir yazını sevdiysek, zaten oradan bize ilham olunan bir hakikat kırıntısının yandaşı da olmuşuzdur.

“Yazmak, aslında bilmenin değerini başkalarına ulaştırmak için ortaya konulmuş ve hiçbir zaman aşılamayacak büyük bir icattı.” (Önsöz’den)

Hiç kimse olmak ne zormuş meğer

“Hiç Sesler”, dostun dostla yankılanışı ile açılıyor… Nurdal Durmuş’un “Hiç Sesler”ini, Gökhan Şimşek’in kaleme aldığı önsöz yazısı ile yahut diğer bir deyişle, “Hiç Kimselerin Hikâyesi”yle görüyoruz önce. Bu ön gösterim ile bir insanın yaşamak parçalarına hazırlanıyor okuyucu. Kendinin aynadaki siretine…

İnsanın yaşamak macerası parçalardan müteşekkilken ve her bir parçası, bir başkasının alakalı-alakasız herhangi bir parçasına değiyorken, bir bütün anlatıdan bahsetmek mümkün müdür? Hiç kimseliğe hangi yalın tecrübeden geçiyor yazar, nasıl bütün sesleri hiçlikle bir kılıyor. Bu, bilinçsiz tecrübenin yazmakla bilinçlendiği, yeşerdiği, göğerdiği sayfalar boyunca pek çok sesin çokluktan hiçlik bardağına boşaldığına şahit oluyoruz…

Bilinçsiz tecrüben kasıt, misal böyle bir hakikati söyleten kudretler bütünüdür:

“Nuh son anda bileğimi kavrıyor:
— Çok dünya yutmuşsun! Ama oldu işte. Kurtuldun!”

Kalbin bin bir gözden oluşan varlığını, insanî olanla hayretle doldurmaktır:

“Ayrıca sen bilmezsin sevgilim:
Ben senin ardından çocuk parkının yanındaki çocuk mezarları içinde çok ağladım.”

İnsan önce kendini unutur

Belki de deneme türünün tüm nankörlüğü; insanı bir kış günü, hızlı akan bir ırmağa hem susuzken hem de üşürken sokması… Nurdal Durmuş, ikinci kitabı olan “Hiç Sesler” ile, aslında sesini gayet yükselterek ruhumuzu titretmeye kaldığı yerden devam ediyor. Tanıklığına, rahatsızlığına, mutluluk ve endişesine kendi yansımamızdan şahit ediyor bizi.

İlk kitabı “Hayata Başlık Atamadım” ile başlayan yazma-okuma serüveni, dünyayı gezdikçe ve aslında dünyadan geçtikçe artarak öyle hiçleşiyor ki -sanırım- bütün seslerin intiharına dönüşüyor. Hakikat karşısındaki suskunluğumuza gönderme mi yoksa dedirtiyor bize, “Her şeyden önce insandım, unuttum” diyerek…

“Geçen sadece zamanmış meğer geçmeyen her şey” derken, yaralarımıza doğru gidiyor parmaklarımız.

Kısaca, bir şahit –Nurdal Durmuş- bir başka şahide, hiç seslerden bir bohça sunuyor… Deneme raflarında… Orada burada… Okumak isterseniz…

 

Nergihan Yeşilyurt yazdı

 

Güncelleme Tarihi: 02 Aralık 2013, 09:22
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
melek erdoğdu
melek erdoğdu - 6 yıl Önce

abi radyoda sesin susunca hiç ulaşamayacağız sandık. allah hayırlı etsin kitabını. en kısa zamanda alıp okuyacağız. bir adamın bir adımlık arayışına eşlik edeceğiz inşallah. selam ve saygılarımla

banner19

banner13