banner17

Ay Vakti dergisinin yeni sayısı

Ay Vakti yürüyüşüne onikinci yılında da devam ediyor.

Ay Vakti dergisinin yeni sayısı

Ay vakti yürüyüşüne onikinci yılında da devam ediyor. Sevdayı kendine azık etmiş yüreklerin sanat ve estetik iklimine seyahati sürüyor. Edebi edebiyattan emeği ve saygıyı gündeminden düşürmeyen bir anlayışın ürünü bu dergi “İki dünya arasında sanatçı “kapağıyla okuyucuların yine karşısında. Zengin ve dopdolu bir içerikle göz dolduran bu sayı “aziz olan insandır” giriş yazısı ile başlıyor. Üstat Sezai Karakoç’un örnek duruşundan söz ediliyor. Ve ay vakti kitaptan çıkan dört kitabın müjdesi veriliyor.

“Kitap/yar” şiiriyle Şeref Akbaba şiir nöbetinden bize sesleniyor. “Şuurdan şiire” denemesiyle Nurettin Durman şair ve şiir hakkındaki denemesinde “yeni baştan bir idrakin” “şair şiir ve şuurun” kapısını çalıyor.

Özcan Ünlü’nün “ben meseli-1” şiiri bir sevgi ve merhamet çağlayanı olarak şiir ırmağında gürül gürül akmaya devam ediyor. “İki dünya arasında sanatçı” denemesinde Necmettin Evci ontolojik ve epistemolojik çözümlemeler ve derin bir estetikle mümin şuurunu ortaya koyuyor.

Her zaman orijinal ve rikkatli bir üslüpla yazan Naz Ferniba “cezada elif çıkmazı” hikâyesiyle kendini pür dikkat okutturmaya devam ediyor. Selami Şimşek “gülüşün sarkar pencerelerden “şiiriyle insanın özünde ki mevcut aşk istidadını inkişaf ettiriyor. “Bir ses” isimli öyküsüyle Ercan Köksal hayal aynamıza gerçekçi bir bakışla yazılan bizden bir hikâyeyi tutuyor.

“Şair ne anlatıyor “denemesinde Şadi Aydın sürükleyici bir üslüpla şark irfanının hazinelerini bir numune olarak sunarak hazırladığı güldeste gibi bir yazıyla bizi güzel iklimlere götürüyor.

Yunus Emre Tozal “uçurtma kalemi “denemesiyle batı insanıyla bizim farkımızı varoluş amacımızı ve cevabını arayan sorularını anlatıyor tatlı bir üslupla. “Mecnun"un ay gazeli” şiiriyle Ahmet Doğru şakk-ı kamer mucizesine bir telmihle aşığın halini yansıtıyor bize.

İsa Karaaslan “gece yarısı günceleri“ ile içindeki bir seyahat özlemini içinde ki yazarları mısralarını susuşlarını ve kendi kendisiyle sohbetini anlatıyor gecenin bir yarısında çıkıp gelen efkârıyla.

“Kışa ‘kış kış’ demeyelim” denemesi ile Ömer Özden bize kışın hallerini ve güzelliklerini resmediyor. Yaşadığımız mevsimi sevdiriyor.

İsmail Bingöl “dağılırken sevdanın sesi zamanda” yazısında hayatı ve onun çelişkilerini sevgi ve sevgisizliği kini ve nefreti sorgulayan merhameti ana gündemine yerleştiren ve okundukça okunan bir üslüpla bizi hayatı ciddiye almaya çağırıyor. “Göç” isimli hikâyesi ile Fahri Ayhan bize yoksulluğun ve çaresizliğin bir resmini çiziyor ve bizi Anadolu’nun ortasında yaşanan acılara götürüyor.

Mehmet Baş “Bir korsan gösteridir hayat” isimli uzun şiirle şiirler yazmaya devam ediyor.

Bilal Kemikli “Pier Loti’de seher vakti” ile  İstanbul’u yeniden fethediyor ve bir ezan sesinde bayrağını medeniyetimizin burçlarını dikiyor.

“Konuşmayı unutup görmeyi öğrendiler” hikâyesi ile Ömer Eski şiir tadında derin anlamlarla yüklü bir hikâyeyle karşımıza çıkıyor. Nurşah Karaca “sözün bittiği yer”de susmanın kalesine sığınırken “hayatı ve onun derin meselelerini sorguluyor.

Abdullah Ömer Yavuz her zaman ki kendine mahsus güzel üslübuyla sinema eleştirilerine devam ediyor. “Celal Tan ve Ailesi: bazen insan, insan değildir” yazısıyla karşımızda.

Hayırlı okumalar.

 

Mehmet Baş haber verdi

Güncelleme Tarihi: 02 Şubat 2012, 13:56
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20