Attilâ İlhan, vefatının 16. yılında Zeytinburnu Kültür Sanat’ta anıldı

Şair, romancı, eleştirmen, gazeteci, senaryo yazarı ve fikir adamı Attilâ İlhan, vefatının 16. yılında Zeytinburnu Kültür Sanat’ta 30 Ekim’de anıldı. Prof. Dr. Yakup Çelik’in oturum başkanlığında gerçekleşen panele, Dr. Hale Sert, Prof. Dr. Mehmet Samsakçı ve Hüseyin Etil konuşmalarıyla katıldı.

Attilâ İlhan, vefatının 16. yılında Zeytinburnu Kültür Sanat’ta anıldı

Prof. Dr. Yakup Çelik, “Attilâ İlhan, 1941-2005 yılına kadar kalem oynatmış şair, romancı, deneme yazarı ve senarist biridir. Hem siyasal hem de sosyal hayatın içinde aktif bir şahsiyet olarak Türk edebiyat dünyasında yer alır.” dedi 

İlk konuşmacı olarak söz alan Hale Sert, “Attilâ İlhan ve Ulusal Bilişimin Eksik Parçası” başlıklı tebliğinde şunları kaydetti: “Attilâ İlhan farkında olarak ya da olmayarak Cumhuriyet şairlerinden miras aldığı sancıları taşır. Tarihsel ve milli benlik düşüncesini, milli terkip ve deva fikrini kendi cümleleriyle yeniden harmanlayıp kurmaya çalışır. Toplumcu gerçekçi bir edebiyatı savunur. Onun varmak istediği ulusal bilişime yani ulusal senteze ulaştıracak saç ayaklarından biri Marksizm ile bunun öncülüğünü yapan Nazım Hikmet’e ve onun şiirine dayanıyor. İlhan’ı modernist düşünürler arasında farklılaştıran diğer yönü ise Hasan Bülent Kahraman’ın belirlemesiyle Marksizm’in evrensel duruşunu, onun bir tür yerelleştirmesi çabası olan Kemalizm’le buluşturmaya çalışmasıdır.” 

Sert, “Attilâ İlhan, Batı tecrübesinde ya da genel anlamda gelişmiş ülkelerde modernliğin ve medeniyetin, müfredat ve maarifin, antropolojik kültürü içererek aşabilmesinin ürünü olduğunu kendi kavramlarıyla ifade etmiştir. Attilâ İlhan’ın ulusal bileşiminin eksik parçasının harf ve dil devrimlerine getirmediği eleştiri olduğunu düşünüyorum. Bu devrimlere gerçekçi bakabilmek, ani ve çok hızlı bir şekilde harflerle kopan bağımızı tekrar tesis etmek imkânı doğurabilirdi. Ya da benzer şekilde dilimizde yüzyıllardır kullanılarak çağrışımları genişlemiş, duygu değerleri kanıksanmış kelimelerin dilden çıkarılmasına daha yüksek sesli bir itiraz, İlhan’ın ulusal bilişim idealinin mayasını öncelikle Türkçede çalma imkânı verebilirdi diye düşünüyorum. Bugün Cumhuriyet’in kuruluşundaki travmalarla yüzleşme pratiğinden uzaklaşmamız dönüp dolaşıp aynı yere geldiğimiz hissini uyandırıyor bende.” dedi. 

Hüseyin Etil, sosyoloji ve siyaset ekseninde ele aldığı Attilâ İlhan’ın bu konular hakkındaki görüşleri için “Attilâ İlhan’ın vefatıyla biz akademik kültürün de yan ürünü olan polemikçi bir karakter kaybettik. Aslında Türkiye’de insanlar çok fazla polemik olduğunu, çok fazla siyasal tartışma olduğunu düşünüyorlar, elbette bunlar var. Fakat daha seviyeli, daha entelektüel düzeyde polemikler yerine bugün daha birbiriyle iyi geçinmeci polemiklerle karşı karşıyayız. Çok fazla polemik içeren metinler üretilmiyor günümüzde. İlhan’ın polemikçi karakteri bizim kuşaklar tarafından başka rasyonalitelerle, başka önceliklerle, başka kişilik tipleriyle bizler için birikim kaynağıydı.” ifadelerini kullandı. 

Etil ayrıca, “şerh etmek, tahkim etmek, eleştirmek; bu üçü üzerinden Attilâ İlhan’a baktığımda, bunların Kemalizm’le ilişkisini göz önünde tuttuğumda Kemalizm’in şerhini ya da eleştirisini yapan biri olmadığını görüyorum. O, Kemalizm’in tahkimatçısı. Bütün entelektüel biyografisinde yazı kariyerinin bağlandığı nokta Kemalizm’i tahkim etmek, zenginleştirmek, güncelleştirmek ve onu yer yer belli ölçülerle sorgulamak. İlhan, tahkimatçı çizginin hazırlayıcısı. İlhan’ın eleştirel zihne sahip olması söz konusu ama Kemalizm’e olan politik sadakati onu eleştirel zihinden ziyade tahkimatçı bir çizgide tuttuğunu düşünüyorum. Bu anlamda kendi yeteneklerinin diyalektiği olmayan bir tutuma hizmet” ettiğini söyledi. 

Etil, İlhan’ın kültür ve politika bağlamındaki konumunu şu şekilde değerlendirdi. “İlhan, Gökalp’çi gerilimin yani evrensel ile tekil Gökalp’çi gerilimin yeniden sisteme dâhil edilmesi, yeni bir ulusal kültür politikası içinde senteze ulaştırılması meselesiyle gündeme geliyor. Yaptığı şey daha toplumsal gerçekçi bir yapı üzerinden toplumculuğun, imgeciliğin ve milliyetçiliğin sentezlenmesi meselesidir. Buradaki yeni kültür teklifini bence İlhan biraz daha milli demokratik devrim mantığı içerisinde, iktidar stratejisinin kültür politikası gibi kuruyor. Bu programda iki temel şey vardır; bir tarafta emperyalizme karşı mücadele, diğer tarafta içerdeki güçlere karşı mücadele. Bu noktalar da iki alanda mücadeleyi gerektiriyor; ilki içerdeki folklorizme karşı mücadele, diğeri de dışarıdan gelen kültür emperyalizmine karşı mücadele. Yani İlhan bir yandan içerideki kültürün feodalleşmesinin, köksüzleşmesinin bir biçimi olan lümpenliğe karşı mücadele diyor, yani kültürel lümpenliğe karşı. İkinci olarak da Tanzimat’tan beri gelen züppeliğin ortadan kaldırılmasına. Bu ikisine karşı İlhan, ulusal kültür kurma fikriyle yeni bir sentez arayışı içine giriyor.” 

Attilâ İlhan’ın romanları üzerine tebliğ sunan Mehmet Samsakçı şunları zikretti. “İlhan’ı romancılığa iten üç etken olduğunu söyleyebiliriz. Bir dizinin dibinde yetiştiği büyüklerinden dinlediği masallar, halk hikâyeleri vs. Bu tarz metinlerin kurgusuyla yetişmesi tahkiye edebilme yeteneğini geliştiriyor. Sinema tutkusu ve annesinin okuduğu masallar İlhan’ın üzerinde etkili olan bir diğer etkendir. Elbette düzenli okumaları onun yetişmesinde etkilidir ve üçüncü nokta olarak zikredilmeli. İlhan, kent romancısıdır çünkü asıl vermek istediği çatışma noktası kentlerde yaşanıyor. Bir de kendi toplumundan ve onun yaşadığı sıkıntılardan uzak duran entelektüel ve aydınlara karşı eleştirel tavır takınma meselesi var.” 

Samsakçı “Ben Attilâ İlhan’ı, Nazım Hikmet’i ve Kemal Tahir’i daima beraber düşünüyorum. Onları beraber görüyorum çünkü üçü de Kuvâ-yi Milliyeci, tam bağımsızlıkçı ve Türk aydının kendi meselelerine, kendi toprağına Avrupa’dan ya da başka yerlerden aldığı gözlüklerle bakmaması gerektiğini söylüyor. Kemal Tahir’le İlhan’ın bir kaderdaşlığı daha var. İlhan lise eğitimi yıllarında Nazım Hikmet okuduğu için gözaltına alınır. Tahir de donanma davasında Nazım Hikmet okuduğu için yargılanır. İlhan şiirleriyle, romanlarıyla, denemeleriyle, senaryolarıyla, programlarıyla hepimizin kişisel ve zihinsel tarihinde Türkiye’nin tarihini, macerasını okumak isteyen insanların zihninde canlı bir şekilde yer alıyor. Yerli aydın olması, yerli kalması, odağını yitirmeyen aydın tarafıyla takdir kazanmış bir entelektüel.” dedi  

Yakup Çelik, kısaca İlhan’ın şiirleri üzerine konuştu. “İlhan, önce toplumcu gerçekçidir, Nazım Hikmet çizgisinde yazar. 1954 yılına kadar bu tarz şiirler kaleme almaya devam eder. Fakat Fransa’da edindiği şiir tecrübesi, özellikle büyük şehir hayatını şiirine taşıması ve “ben”e ait izlenimlerini, düşüncelerini estetik süzgeçten geçirerek yeni bir formda şiir olarak sunmaya başlamasıyla yeni bir şiir formuna geçer. Bu ikinci formda toplumcu gerçekçilerden ayrılır. Büyük şehirde imkânsız aşkı yaşayan, kaçış ve arayış içinde olan farklı bir bireyin dünyasına doğru döner.” 

Yayın Tarihi: 03 Kasım 2021 Çarşamba 14:00
banner25
YORUM EKLE

banner26