banner17

Ankara'da 5 gün süren bir kültür şöleni

Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından düzenlenen Kültür Seminerleri, 14-18 Nisan tarihlerinde Ankara'da seçkin konuşmacıları ağırladı..

Ankara'da 5 gün süren bir kültür şöleni

Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı'nca başlatılan “Kültür Seminerleri I” programı, planlandığı gibi başarıyla tamamlandı. 5 gün süren programda 10 seçkin bilim, kültür ve sanat adamı, uzmanlık konularında çok kıymetli sunumlar yaptılar. Kurumun konferans salonunda gerçekleşen seminerleri ülkemizin çeşitli üniversitelerinden genç bilim adamları, asistan ve araştırma görevlileri takip ettiler.

Seminerleri Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Turan Karataş ve Başkan Yardımcısı Şaban Abak’ın yanısıra Kurum’da görevli tüm uzman ve uzman yardımcıları da baştan sona takip ettiler.

Her toplantı sonunda dinleyicilere, sunum yapan hocalarımızın eserlerinden bir tanesi hediye edildi.

Seminerlere katılan hocalarımızın konuşmalarından özetler şu şekilde:

Kültür Seminerleri I” programı, pazartesi günü Başkan Yardımcısı Şaban Abak’ın takdimi ve Başkan Prof. Dr. Turan Karataş’ın açılış konuşmasıyla başladı.

Karataş konuşmasında yurdun dört bir yanından semineri izlemek için gelen araştırma görevlisi, asistan ve doktora öğrencilerine böyle bir kültür hizmeti sunmaktan mutlu olduklarını, bu tür kültürel etkinlikleri çeşitlendirerek sürdüreceklerini söyledi.

1.    Gün (14 Nisan 2014)

Prof. Dr. Derya Örs:

Seminerin ilk konuşmacısı olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs “Mesnevi ve Mevlânâ” başlıklı konuşmasında, ülkemizdeki belli başlı Mesnevî tercüme ve şerhleri hakkında bilgi verdi. Derya Örs, Mesneviyi tam manasıyla anlayabilmek için başta İslam diniyle ilgili temel bilgiler olmak üzere tarih ve bilhassa peygamberler tarihini de bilmek gerektiğini söyledi.

Mesnevi’nin amacının dünyevî ve uhrevî yönleriyle “kâmil insan” oluşturmak olduğunu belirten Prof. Dr. Derya Örs, eserin bu yönüyle esasen toplumun “aydın” kesimlerine hitap ettiğini ve yeni aydınların yetişmesini amaçladığını, bu amacın gerçekleşmesi için de her okur yazarın mutlaka Mevlânâ’nın tüm eserlerini özenle okumasının önem arzettiğini vurguladı.

İlk seminerin ardından Prof. Dr. Derya Örs ve Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç tarafından yeniden tercümesi yapılmış ve Konya’da tek cilt halinde basılmış olan Mevlânâ Celaleddin’in “Mesnevî” eseri Kurumumuzun hediyesi olarak dinleyicilere, yüksek kurum uzman ve uzman yardımcılarına dağıtıldı.

Prof. Dr. Mustafa Kara:

Seminere Bursa’dan gelerek katılan Uludağ Üniversitesi İlahiyet Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara “Tasavvuf  Kültürümüz” başlıklı bir ders verdi. Konuşmasında İslam’ın doğuşu ve tasavvufun gelişimini eş zamanlı olarak ele alan Prof. Dr. Kara, tasavvuf tarihimizin büyük isimlerinden ve eserlerinden hareketle, “aydınlanma çağının” gerçekte Anadolu’da ve 13.yüzyılda yaşandığını söyledi.

Prof. Kara, Muhyiddin İbn Arabî, Mevlânâ ve Yunus Emre’nin İslam medeniyetinin üç büyük öncüsü olduğunu ve aynı zamanda bu medeniyetin üç önemli dilini Arapça, Farsça ve Türkçe’yi adeta inşâ ettiklerini söyledi.

Seminerin ardından Prof. Dr. Mustafa Kara’nın “Tekkeler ve Zaviyeler” isimli eseri Kurumumuzun hediyesi olarak dinleyicilere, yüksek kurum uzman ve uzman yardımcılarına dağıtıldı.

2.    Gün (15 Nisan 2014)

Bayram Bilge Tokel:

Kültür Seminerlerinin ikinci gününde bağlama sanatçısı ve halk müziği uzmanı Bayram Bilge Tokel ile şair Mustafa Aydoğan konuştular.

TRT halk müziği sanatçısı olan, Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nden emekli Bayram Bilge Tokel, “Türkülerin Dünyası” başlıklı konuşmasında müzik kültürümüz, türleri ve icraları hakkında bilgi verdi. Tokel, edebiyat sahasında halk şiiri-divan şiiri tartışmalarını hatırlatır biçimde müzik alanında da isimlendirme ve tanımlamada tartışmalar yaşandığına değinerek halk müziği-sanat müziği ayrımına rağmen hepsinin Türk müziği olduğunu söyledi. Türk halk müziği denince aklımıza sadece Anadolu’nun gelmemesi gerektiğini, bütün Türk coğrafyasında son derece zengin, çeşitli ve yaşayan bir müzik olduğunu hatırlattı.

Konuşmasının sonunda Bayram Bilge Tokel, bağlamasıyla üç de seçkin eser icra etti.

Dinleyicilere ve uzman-uzman yardımcılarına Bayram Bilge Tokel’in “Türküler Kalır” adlı eseri hediye edildi.

Mustafa Aydoğan:

Şair ve yazar, halen yayını süren Edebiyat Ortamı dergisinin yöneticisi Mustafa Aydoğan da konuşmasında Türk edebiyat dergiciliğinin tarihî seyrini ve toplumsal siyasal akımlarla edebiyatın karşılıklı etkileşimini anlattı. Aydoğan dergilerin tarihinde genel bir bakışla  Batılılaşma/yabancılaşma ile yerlilik/yeniden doğuş diye adlandırabileceğimiz iki ana akımın gözlemlendiğini, Servet-i Fünûn, Genç Kalemler, Varlık çizgisi ile Sebilürreşad, Büyükdoğu, Diriliş çizgisinin iki ana eksine oluşturduğunu söyledi.

Program sonunda dinleyicilere ve yüksek kurum uzmanlarına Mustafa Aydoğan’ın şiir, edebiyat sanat yazılarından oluşan “Yazma Sevinci” adlı eseriyle, Edebiyat Ortamı dergisinin 2013 Şiir Yıllığı ilaveli son nüshasından hediye edildi.

3.    Gün (16 Nisan 2014)

Prof. Dr. Saim Sakaoğlu:

Destanlar ve Masallar” konulu bir ders anlatan Prof. Dr. Saim Sakaoğlu tecrübeleri ve anılarıyla zenginleştirdiği renkli sunumunda doçentlik tezinin efsaneler üzerine olduğunu, masal derlemeleri yaptığını ve çok sayıda doktora yönettiğini belirterek bu çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Türkiye’deki masal araştırmalarının Lami Çelebi ile başladığını, Ziya Gökalp,  Pertev Naili Boratav ve Eflatun Cem Güney’le devam ettiğini, kendisinin ise son neslin masal anlatıcılarına ulaşıp çok önemli derlemeler yaptığını anlattı.

Sunumunu destanlarla ilgili açıklamalar yaparak bitiren Saim Sakaoğlu, Türk Dil Kurumu’nun 50 cilde yaklaşan çok geniş hacimli bir destan külliyatı oluşturduğunu, bunun büyük bir hizmet olduğunu söyledi.

Toplantı bitiminde dinleyicilere Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’nun “101 Türk Efsanesi” adlı eseri hediye edildi.

Rasim Özdenören:

Rasim Özdenören 60 yıllık yazı hayatında anılarıyla zenginleştirdiği sunumunu okuma nedir, kültür nedir, kültürün boyutları nedir, sorularıyla açtı. Kültürün; düşünme, davranış, edim ve bunların eşyaya dönüştürülmesi olarak tanımlayan Özdenören, medeniyetin ise ihtiyaç karşılaması için üretilmiş kültür ürünlerinin süslenmesi ile ortaya çıktığını söyledi.

Tanzimat’tan sonra kendi kültürümüzün içini boşalttığımızı, Batıdan aldığımız kavramlarınsa içini dolduramadığımızı dile getiren Rasim Özdenören, okuma kültürünün de doğru şekillenmediğini, bilinçli okumak gerektiğini ifade etti. Özdenören, okuma yazma düzeyi yükseldikçe beyaz yaka suçlarının arttığına dikkat çekerek, her okuma eyleminin zannedildiği gibi insanlık için iyi sonuç vermeyebileceğini, gerçeği, iyiyi ve güzeli gözeten bir okuma kültürünün benimsenip yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.

Toplantı bitiminde dinleyicilere Rasim Özdenören’in yeni çıkan eseri “Açık Mektuplar” hediye edildi.

4.    Gün (17 Nisan 2014)

Prof. Dr. İskender Pala:

Divan edebiyatı uzmanı ve ünlü romancı Prof. Dr. İskender Pala “Klasik Şiirimiz” konulu bir sunum yaptı.

Prof. Dr. İskender Pala, divan edebiyatının yüzyıllar içerisindeki oluşum evrelerinden ve yakın tarihte başlayıp günümüze kadar devam etmekte olan divan şiirine yapılan düşmanlıklardan bahsetti. Divan şiiri için söylenen aristokratik, saray şiiri gibi ithamları kabul etmeyen yazar, divan şiiri gündelik hayatın tam merkezidir dedi.

Klasik edebiyatın bugüne kadar pek çok tanımının yapıldığını, kendi içinde belli kuralları ve kaideleri olan, yüzyıllar içinde birike birike “gelene ek” oluşturarak var olmuş bir birikim olduğuna değindi. Prof. Dr. İskender Pala konuşmasına, ”Divan şiirini tam anlayabilmek için şairin çağına gitmek gerekir, tarih ile iç içedir ve tarihin diğer yarısıdır” diyerek bu konu üzerinde çalışma yapan genç bilim insanlarına Osmanlı tarihi okuma çağrısında bulundu.

Aşk, tıpkı bir çocuk gibi eğitildiği zaman yükselen bir değerdir, şairler bunu yükselterek bize katkı sunmuşlardır. Yüzyıllarca aşkı anlatarak aslında bizim gönül dünyamızı bambaşka bir yere taşıyarak bizlere irfan katıp, gönlümüzce görmeyi ve hal ehli olmayı öğretmişlerdir. Divan şiirine dönmek, bize tekrar o gönül dünyasını sağlayacaktır” diye konuştu.

Konuşmasına zaman zaman beyitlerden şerhler yaparak devam eden Prof. Dr. Pala, “Şiir, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır” tanımını yaparak, divan şiirindeki salt güzellik ile Kur’andaki salt güzelliğin birbiriyle örtüştüğünü vurguladı.

Konuşma sonrasında katılımcıların sorularını cevaplayan yazar, ardından dinleyicilere hediye edilen “Divan Edebiyatı” adlı eserini imzaladı.

Hasan Kaçan:

Günün ikinci konuşmacısı ünlü karikatürist ve sinema oyuncusu Hasan Kaçan idi. Hasan Kaçan, Gırgır ve Hıbır mizah dergilerinde çizer olarak çalıştığı dönemde derdini çizgiyle anlattığını, bugün ise sinemaya yöneldiğini, çünkü bugünün yegâne ifade aracının sinema olduğunu söyledi. Ekmek Teknesi, Halil İbrahim Sofrası, Gönül Hırsızı gibi dizilerde yapılan işin halkın “damak zevkine” uygun oluşuna özen gösterdiğini, yerli olmaya çalıştığını, evrensel olmanın da yerli olmaktan geçtiğini vurguladı.

 Hasan Kaçan, sinemanın müzikten resme, mimarîden giyim kuşam ve mutfak kültürüne, tiyatrodan edebiyata, hatta şiire kadar tüm sanat dallarının hepsini barındıran, en zor ve en etkin alan olduğunu söyledi.

Zaman zaman anlattığı fıkra ve yaptığı esprilerle dinleyicileri kahkahalara boğan Kaçan, "Mizah geçmişimiz olağanüstü eski ve olağanüstü etkilidir. Karagözler, Hacivatlar, Nasreddin Hocalar, İncili Çavuşlar... Kaldı ki bizim toprağımızın insanı zaten esprilidir. Konulara da hep metaforla yaklaşır o yüzden de bizde sohbetler hiç bitmez. Kelimesi kelimesine konuşma Türk insanında çok azdır, insanımız daha çok sembollerle metaforlarla konuşmayı seviyor" değerlendirmesinde bulundu.

5.    Gün (18 Nisan 2014)

Müjgan Üçer:

Ünlü folklor araştırmacısı ve kültür tarihçisi Müjgan Üçer, “Mutfak Kültürümüz” konulu seminerine, Medeniyetimizin (ve esasen her medeniyetin) ilk üç göstergesinden birincisinin mutfak, ikincisinin müzik ve üçüncüsünün mimarî olduğu tespitiyle başladı. “Anamın Aşı Tandırın Başı” adıyla yayımlanan ünlü eserini hazırlandığı dönemin çalışmalarından bahseden Üçer, özellikle dil üzerinden mutfak kültürümüzün tespit edilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayarak örnekler verdi. Bu manada deyimler, atasözleri, şiir, mani ve türkülerde geçen mutfakla yahut yemekle ilgili terimlerin tahlil edilip yorumlanmasıyla yalnızca mutfak kültürümüzün değil; insan, toplum ve hayat tasavvurumuzun da açıklığa kavuşmuş olacağını söyledi.

Müjgan Üçer, tıpkı dilimiz, mimarîmiz ve şiirimiz gibi mutfak kültürümüzün de Türkistan’dan çıkıp Hint, İran, Arap ve Anadolu coğrafyalarının işe yarar malzeme ve kazanımlarını da kendine ekleyerek gelişip zenginleştiğini belirtti. Üçer kavut, kuymak, dürüm gibi yemek adlarının 1069 yılında telif edilen Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat’it Türk adlı eserinde bile var olduğunu, meyveli yemeklerin de yine Orta Asya kökenli olduğunu ifade etti.

Konuşmasının bitiminde dinleyicilere Müjgan Üçer’in “Anamın Aşı, Tandırın Başı” adlı eseri hediye edildi.

Prof. Uğur Derman:

Türk Hat Sanatı alanında ülkemizin yaşayan en önemli uzmanı Prof. Uğur Derman, “Hat Sanatımız” konulu çok kıymetli bir sunum yaptı. Prof. Derman, tanımından başlayarak, kullanılan aletlere, tekniklere kadar hat sanatının bütün inceliklerini, seçtiği 100 civarındaki eser üzerinden ve görsellerle desteklenmiş olarak anlattı.

Hat sanatının esasen Kur’an-ı Kerîm’in doğru ve güzel yazılmasını amaçladığını, doğuşundaki gayenin bu olduğunu belirterek, sanatın “Arap kökenli harflerle sanat eseri vücuda getirme” işi olduğunu söyledi.

Programın sonunda Prof. Uğur Derman’ın “Ömrümün Bereketi” adlı eserinden dinleyicilere hediye edildi.

Kültür Seminerleri I programımız, Kurum Başkanımız Prof. Dr. Turan Karataş’ın katılımcılar onuruna verdiği bir akşam yemeği ile sona erdi. Yemekte, Yüksek Kurum Başkanımız Prof. Dr. Derya Örs, Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Muhammet Hekimoğlu ile Müjgan Üçer ve Prof. Uğur Derman hocalarımız da hazır bulundu.



Mine Karaoğlan haber verdi

 

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2014, 14:18
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20