13. İstanbul Edebiyat Festivali Sezai Karakoç’a vefa temasıyla açılış yaptı

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından her yıl düzenlenen İstanbul Edebiyat Festivali, bu sene Türk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan mütefekkir, şair ve yazar Sezai Karakoç anısına gerçekleştirilecek.

13. İstanbul Edebiyat Festivali Sezai Karakoç’a vefa temasıyla açılış yaptı

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sultanbeyli Belediyesi'nin desteklediği festival, 20 Aralık saat 14.00'te Atatürk Kültür Merkezi'ndeki (AKM) açılış programıyla başladı.

Festivalin açılış konuşmasında söz alan Şair Yazar Ali Ural, bu manidar programda konuşmacı olmaktan onur duyduğunu belirterek Üstad’ın hayat felsefesine dair birkaç önemli hususu vurguladı.

Sezai Karakoç, dirilişi hayatın bütün sağanaklarına karşı ark ark taşımaktadır. Eğer bir tefekkür Sezai Karakoç eksenli yapılıyorsa gönderilen konum yerini bulmuş, düşünce hayata aksetmiş demektir. Karakoç’a göre düşünceler uygulanmadığı zaman durgun suyun uğradığı akıbete uğrarlar. Bataklıklar oluşur ve sinekler ürer. Düşünce de çağlayan sular gibi toplumun tahayyülünde yeni yollar bulursa canlılığını koruyacaktır. İstanbul Edebiyat Festivali 13. yılında bir kez daha aydınlarımızı düşüncenin harmanına davet ediyor, Sezai Karakoç’un davetidir aslında bu. Zira Gün Saati kitabında bu daveti; şu kelimelerle ifade etmektedir: Dünyanın bütün aydınlarını bütüncül olmaya, medeniyet olgusuna yeniden eğilmeye; tarihe ön koşulsuz, saplantısız, ön yargısız yeniden bakmaya ve İslam’ı yeniden incelemeye; bu imanla medeniyeti kaynaştırmış, bir özde birleştirmiş, insan ruhuyla özdeşleştirmiş; Hak vergisi ve armağınına yani taze bir dirilişe çağırmaya gerek vardır. Türkiye Yazarlar Birliği işte bu daveti insanlığa ulaştırma gayreti içindedir.”

Sezai Karakoç’un hem evrensel hem de İstanbul şairi olma yönüne de vurgu yapan Ural; Karakoç’un İstanbul’da yaşayan değil İstanbul’u yaşayan bir sanatkâr olarak dünyadan daha dünya ahiretten daha ahiret yurdu olan İstanbul’un hakkını verdiğinin altını çizdi.

İkinci sırada yer alan Sultanbeyli Belediye Başkanı Hüseyin Keskin ise şu ifadelere yer verdi:

“Kısa bir süre önce yitirdiğimiz akıl ile erdemi, mantık ile vicdanı, düşünce ile duyguyu birleştiren Sezai Karakoç, medeniyetimizin bir kilit taşı hükmündedir. Evrensel kültür ve sanat hayatımıza sadece edebiyat ya da şiir özelinde değil değindiği musiki, mimari, felsefe, şehir ve medeniyet disiplinlerine yaptığı dokunuşlarla önemli bir bakiye bırakmıştır. Tarihte öncü olma ve içinde bulunduğu çağa ışık tutma hüviyeti olan medeniyetimizin bu çağda anlamını bulduğu sembol isim; Sezai Karakoç’tur. Yürüyen bir arşiv niteliğinde oluşu, bizi gelecek nesillere taşıyan İkinci Yeni akımındaki güçlü temsili ve dinin hayatında tam anlamıyla karşılık bulması ile ilmiyle âmil olmanın hakkını vermiştir. Üstad kültürün hemen her alanında coşkun bir çağlayan gibi akmıştır. Mübalağa etmeden söylemek gerekirse Sezai Karakoç samimiyettir, sahiciliktir ve inançtır.”

Daha sonra söz alan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı; Ahmet Misbah Demircan’ın konuşmasında mutasavvıf ve kanaat önderlerimizin, Sezai Karakoç’ta nasıl yer bulduğunun altı çizildi:

“Varlık tasavvurunda ben bir belediye başkanı olarak ondan en fazla erdemli şehirle ilgili ilham aldığımı söyleyebilirim. Farabi, El Medinet’ül Fazila’da en fazla ruhtan bahseder. Kişi, ruhunun derinliklerinde var olan iman ve ahlâkı, dünyaya geldikten sonra da bu iki kapılı handa azgınlıklarla mücadele verirken işine yansıtabiliyorsa işte o, kalb-i aklını kullanıyor demektir. Bu yolda hikmeti de bulabilir. Sezai Karakoç’un medeniyet tasavvuru da tam olarak bunun üzerine kuruludur. İnsanı anlamlı kılan, Cenab-I Hakk’ın yarattığı o latif ruhun bu hayatta verdiği kainat mücadelesinde aklı da devreye sokarak iki kanatlı uçmanın zaruretini hatırlatır bizlere. Sezai Karakoç çağımızda can çekişen insan ruhuna dair Hacı Bektaşi Veli’nin bir yanında ceylan diğer yanında aslan tasvirini de kapsayacak şekilde bir misyon ortaya koymuştur.”

Son olarak söz alan Prof. Dr. Nabi Avcı’nın tebliği bütünlüklü ve kuşatıcı bir nitelikle dinleyicileri Üstad’a farklı bir açıdan bakmayı telkin etti:

“Sezai Karakoç’un dergiciliğini, ‘Diriliş’ dergisinin fonksiyonunu ve dönemin toplumsal, siyasi ve kültürel dünyasında nasıl yer bulduğunu anlamamız önemlidir. Artık ne öyle dergiler ne de o zamanın ruhu var. O kahveler; Küllük, Marmara Kıraathanesi, Bab-ı âli mekanları yok. Mekanla düşünce arasında farkında olmasak da çok ciddi bir etkileşim var. Burada bir felsefeci arkadaşım neleri kaybettiğimizi bir örnekle açıkladı. Çok sigara içen bir arkadaşımızdı. Sigara içmediğini görünce “Nasıl bırakırsın?” diye sorunca, “Sartre öldü, kahveler de yok. Artık sigara içmenin bir anlamı kalmadı.” Dedi. Aslında bu ifade, dönemin ruhunu çok iyi anlatır niteliktedir. Edebiyat tarihçileri bazı sınıflandırmalar ve tasnifler yaptılar. Sezai Karakoç’un da içinde bulunduğu akım için “İkinci Yeni” dediler. İşin aslı kendisi herhangi bir akıma hatta şimdi bir çoğunuzu şaşırtacak olsa bile “bir Diriliş şairi” gibi bir ekole hapsedilebilecek bir şair değil. Bunların ilişki kümelerinde hiçbir zaman yer almadı. Zaten ortak bir tavır yahut zihniyetin tecessüm ettiği bir hareket olarak ‘akım’ şiirin doğasına aykırıdır. Şairleri akımlara indirgemek oksimoron bir temayül, şiirse tekil olmak zorunda. Bu durumun da tartışılması gerekir. Sayın Hüseyin Keskin: ‘Asıl yapılması gereken küllere methiye düzmek değil ateşi diri turmak olmalıdır’ şeklinde bir ifade kullandı. Geriye doğru bakarken tam da söylemek istediğim bu olmakla birlikte bir yandan o küllere de iyi bakmak gerektiğini; o küllerde, o ateşi diri turmak için ihtiyaç duyduklarımızın hâlen tütmekte olduğunu bilelim. Sezai Karakoç Kaside-i Bürdesi’nin ilk iki beyitinde sevgilinin kafilesinin bir ara konakladığı sonra gittiği yeri anlatır. O kafilenin yaktığı ateşin küllerine dair çok güzel ifadelerdir bunlar. Ateşi diri tutarken külleri de ihmal etmemek gerekir.”

Konuşmasının bir yerinde Üstad’ın ‘Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Değiştirsinler İstemezdim' şiirinin hikayesine değinerek Sezai Karakoç’la aynı çağda yaşayan, ona bir şekilde yakın olmuş, temas kurmuş olanlar için bütün bu hatıraların onun şiirini anlamada farklı bir hususiyeti olduğunu ifade etti:

"Artık ölebilirdim

Bütün İstanbul şahidim

Ben kandan elbiseler giydim

Bundan senin haberin var mı"

“Biz bütün bu hatıralarla Sezai Karakoç şiiriyle ilişki kurarken yeni kuşaklar bu hatıraların bagajından kurtulmuş olacaklar. Artık onun saf şiiri okunmaya, yaşanmaya ve kendi gerçek değeriyle yeniden keşfedilecektir.”

Son olarak İbrahim Sadri’nin Sezai Karakoç şiir dinletisiyle programın ilk günü nihayete erdi.

Hacer Yeğin

Yayın Tarihi: 20 Aralık 2021 Pazartesi 13:00 Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2021, 16:54
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26