Haritanın adı “Edebiyat Atlası”

Haritanın adı “Edebiyat Atlası” kitabın adı değil sevgili okur. Bir kitabı belki iki, üç kez okumak mümkün, hazzı ve alınacak olanları, vitaminini alıp posasını, ana hatlarını unutmak mümkün. Fakat söz konusu bir haritaysa defalarca bakılmalı, yanımızdan ayırmamalı yol boyunca. “Yolculuk nereye?” derseniz edebiyata elbette.

Necip Tosun, sunuş bölümünde “Gerçeklerin ancak edebiyatın diliyle hakikate ulaşabileceğini, insanlığın birikiminin gelecek kuşaklara büyük edebi eserlerle aktarılacağını, edebiyatsız dünyanın barbar, hoş görüsüz ve ötekini anlamaktan uzak olacağını” bildiriyor.

Ülkemizde tek yanlı, ticari bir çeviri ortamı olduğuna işaret ederken kültürel, tarihsel yakınlığımız olan ulusların edebiyatını bilmediğimizi, onların da bizi tanımadığından dem vuruyor. Kitapta yapılan seçkilerde, amacın genç edebiyatçıya tecrübeler aktarmak olduğu, seçilen kitapları tümüyle onaylanmış olarak düşünmememiz gerektiği hatırlatılıyor. “Edebiyat Atlası” pek çok bölümden oluşuyor. Bu bize atlayarak okuma, öncelikle en çok merak edilen bölümü okuma imkânı tanıyor. Fakat sıkı bir edebiyatseverseniz atlasa nüfuz ettikçe dönüp diğer bölümleri de merak etmeye başlayacaksınız.

Necip Tosun, edebiyat ve hayat ilişkisini anlatırken “İnsanların durumunu açık etmeyen edebiyat, güçsüzdür, sönüktür” diyor. Bu atlas yalnız ülkemize değil, dünya edebiyatına ışık tutan bir dünya atlasıdır ki Türk edebiyatı atlası değil “Edebiyat Atlası” ismi tam da bu anlamda örtüşüyor kitabımızla. 

Eser, yazma ve okuma eylemini, adanmışlığı, edebi eserin doğuşunu, edebiyat ve dil ilişkisini, eleştiri ve ahlak bağlamını; edebiyatın propagandayla, yalnızlıkla, mahfillerle, dergilerle bağlantılarını elimize veriyor. İlk kitapların maceralarından, edebiyatın yaşı olur mu? Sorularına verilen cevaplardan, günlüklerden, denemelerden, gezi edebiyatından, popüler ve nitelikli edebiyat karşılaştırmalarından, iyi bir hikayede olması gereken unsurlar üzerine görüşlerden, internet ortamında entelektüel şiddetten, yerli ve yabancı yazar ayrımı neden yapılmamalı sorgusundan, günümüz edebiyat ortamından, yazar tutumlarından, şiirsel romandan, önemli roman kahramanlarından, edebiyatın hukuk, tarih, bürokrasi, sinema ile etkileşimlerinden, reklam sektöründen ve aşılması güç ideolojik çitlerden, ağır ve eksik yazıların prematüre oluşundan, gereksiz uzatmalardan kaçınılmasının lüzumundan ve sanat kaygısı ile “ üst dil” kullanılan eserlerden dem vuruyor Necip Tosun.

Gençlik yıllarında aradığı kılavuz

Ödül ve adalet ilişkisizliğinden bahsederken “Ödül saygınlığının para ödülü oluşuyla ilgisini” sorguluyoruz birlikte. Eser, birçok araştırmayı, uzun yılların birikimini içerdiği için elbette öğretici, bir o kadar da deneme tadında ve böylelikle kendimize yakın hissettiriyor keyif ve ilgiyle okutuyor kendini. Doğu edebiyatı öykülerinin Batı edebiyatı ile benzerlik, esin ve etkileşimlerini tarih atlası gibi seriyor önümüze. Kutsalı ve ait olduğumuz medeniyeti anlatırken hikâyelerimizin birbirinden ayrıldığını;  edebiyata evrenseli, insanlığı taşıyan dünya hikâyelerinin birbirlerine yakınlaştığını söylüyor Atlas.

Üstadın gençlik yıllarında aradığı kılavuzdur bu kitap. Yılların birikimini bizlere aktarmak üzere yola çıktığını ifade eder. Paragraf başlarındaki düzen ve anlatılmak istenenlerden sapmadan,  okurunu sıkmadan halesi genişletilen her konu tam da noktayı koyacak cümlelerle son buluyor.

Batı Edebiyatının kökenleri, temel klasikleri, başkalaşımlar, mitolojik unsurlar, ilahi komedya ve İslam âlimlerinden taşınan etkiler gibi ince ince, yazar-eser bağlamında verilir Atlasta. Dünya romanının serüveni anlatılırken romana bakış açılarını ve akımlar bağlamında romanın tarihsel gelişimini önümüze serer. Modernistlere göre insani gerçeklere ulaşmak için içsel bakışın öneminden, bilinç akışı kullanılan eserlerden, nehir romanlardan, postmodernist metin özelliklerinden eserler ışığında bahseder. Mesela; Faukner’in eseri “Döşeğimde Ölürken”de  10’dan fazla bakış açısı kullandığına işaret eder. Roman içinde roman sorunlarına değinirken cesur açıklamalarda bulunur: “Romana giren herkes ‘yayıncı, yazar, papaz, doktor’  bir şekilde sahtekârdır ve kendi sesinin yankısını duymak ister. Herkesin toplumdan gizlediği, ikinci bir kendisi vardır.” diyerek taşı atar düşünce kuyularımıza.

Birçok başat eserin edebiyat tarihi açısından önemine değiniyor Atlas. Eğer bunları okumadıysanız liste yapmanız muhtemel daha önce tanışmışsanız tazeleniyorsunuz ve yeniden gözden geçirme arzunuzu uyandırıyor bu kaynak. Örneğin; Andre Breton’un “Nadja” adlı romanını farklılıklarını ortaya koyarak, deneysel çıkışları önemseyen okurlara tavsiye ediyor. İkinci şahıs ağzından verilen eserleri, insanı nesneler üzerinden işleyen romanları, Çin toplumunu tanıtan, ana karakteri “Darı Tarlası” olan eseri ve daha birçok okuma deneyimini cömertçe önümüze seriyor Necip Tosun Hocamız.

Alis Munro’nun sadece öykü yazarak dünya çapında ünlü olabilineceğini gösterdiğini, kirli gerçekçilik akımı üzerine eğilen yazarları buluyoruz eserde.

İyi öykünün temel unsurlarını dil, tavır, duruş, teklif, atmosfer, tek etki, ayrıntı, yoğunluk, rafineleşme, biçim, yenilik, zenginleşme, çoğaltma, zamanın dilini kullanma şeklinde maddeliyor ve tek tek irdeleyerek yazar adaylarına kılavuzluk ediyor kitap.

Edebiyat ve yalnızlık arasındaki bağ

Edebiyat ve yalnızlık arasındaki bağ üzerine söylenmiş sözleri okuyoruz ve bunun nasıl bir yalnızlık olduğunu irdeliyoruz okurken. “Kafka için ‘ yaratıcı yalnız’ tabirini kullanılıyor eserde. Yalnızlık ve koma haline benzerlikler kuruyor. Yalnızlığı yaratıcılığa dönüştüren yazarları sıralıyor sonunda.

Edebiyat ve Propaganda’dan söz açınca Jean Paul Sartre’den “İnsan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır.” Alıntısı gibi daha pek çok örnekle örüyor konuyu. Paul Valerry’den “Mesaj meyvede gizli bir vitamin gibi olmalıdır” Abdullah Kahhar’ın “Edebiyat atom bombasından güçlüdür. Edebiyatın gücünü odun yarmak için kullanmamalıyız” sözleri ile taşı gediğine koyup geçiyor mevzuyu. Fakat okur olarak biz geçemiyoruz etkisinden.

Okuma ve hayat ilişkisini verirken iyi yazılmış kitaplarda yazarın bizimle konuşur gibi olduğunu, kötü yazılmış kitaplarınsa bize, yazarın kendi kendine konuştuğu izlenimini verdiğini söylüyor Necip Tosun. Çok okuyan insanların adeta kitaplarla inşa edildiğini, Borges’in tabiriyle “Kitap belleğin ve hayal gücünün uzantısıdır.” sözünü, okuma niyetimizi ve disiplinimizi gözden geçirmemizi sağlayacak samimi cümlelerini buluyoruz yazarın. Okumanın bize kompozisyon, anlama yeteneği, sözcük dağarcığı, karakter, kendimizle yüzleşme zemini, yeni ufuklar, düşüncede gelişme, hatırlama, düş görme vb kazandırdığı özellikleri paragraf paragraf işliyor üstadımız. Hem yazarla sohbet ediyor hem öğreniyor hem tazeleniyoruz harita boyunca.

Yazarın eseri hakkında konuşmasının çoğul okumaları engellediğini, pek çok bilim insanının hikâye anlatma yeteneğinden yoksun olduğunu ve çekmecelerinin yayınlanmamış berbat romanlarla dolu olduğunu, edebiyatla ilgili bilinen ve bilinmeyen, merak edilen birçok unsuru içeriyor “Edebiyat Atlası”. Kesinlikle ismini hak ediyor ve bilhassa yazarlık atölyesi öğrencileri tarafından muhakkak okunmalı, notlar alınmalı diyerek, Necip Tosun Hocamı kutluyor, edebiyat camiasına böylesi bir eser sunduğu için saygı ve şükranlarımı sunuyorum.

YORUM EKLE