Halepli kâtibe Fâtımâ Şennûn Hanım: Yazmak benim için nefes gibi

İSAM’da düzenli olarak Arapça ilmî semineler veren, hayâtı boyunca Arapçaya yapılan tahribâtın karşısında durup kalemi ve ameli ile bu hususta mücâdele etmiş ve birçok talebeler yetiştirmiş olan Halepli Değerli Üstâd Fahreddin Kabâve’nin Muhterem Zevcesi Halepli Kâtibe Fâtımâ Muhammed Şennûn Hanım, eşinin engin ilminden müstefîde bir müfekkire ve müellife hanım. 

Hakîkati okumak ve yazmak: Daimi bir doğuş

Bu muhterem hanım ile ellerimiz buluşunca, iki tanıdık rüzgârın sesini dinledik. Okumanın ve yazmanın ve insanlara doğruyu aktarma çabasının lezzetini ve ızdırâbını ancak okuyanlar ve yazanlar bilir, değil mi? Kâtibe Fâtımâ Hanım, yıllara ve harflere yayılan ilmini ve hissini anlattıkça, genç bir yazar olarak lâtif ellerini sımsıkı tuttum. Ne güzel bir heyecânda buluşmuştuk. Yazılan eserler, yazılacak olanlar, insanlığa yapılan hizmetler ve dahası; hakîkate olan aşk ve özlemler… Bu sebeple; daha ilk sorumda “Yazmak” ve “Nefes” tâbirini bir arada kullanmıştı Fâtımâ Hanım. Hakîkati yazmak; varlığa dâhil olan doğum ve doğuştur. Bu sebeple de evet; “nefes”tir. İnsan bir kutlu nefes gibi, hakîkati alır ve verir. Daimi bir doğuş olur...

Bir ömür boyu eşinin ilmine hizmet etti

Fâtımâ Hanım ile tarihi, hicreti, ecdâdı, ilmi ve nesli konuştuk. Muhterem Zevci Üstâd Fahreddin Kabâve’nin ilmî yolculuğu ve yıllarca yetiştirdiği talebeler de zikrimizdeydi.

Talebeler, Fahreddin Hoca’nın ilminden müstefîd olurken, bu esnâda Fâtımâ Hanım da hem talebelere hizmet etmekte, hem de hanımlarla birlikte “Çocuk Eğitimi” üzerine çalışmalar yapmaktadır. İlme adanmış tatlı bir ömürdür onların ki… Okunanlar, yazılanlar ve yapılanlar.. Meyveli bir ağaç gibi.

O talebelerden biri de; bugün birçok Arapça talebe yetiştiren muhterem Muhammed Es-Seyyid Ömer Beyefendi’dir. Bir sonraki makalelerimde kendisinin lisânından, Üstâdı Fahreddin Kabâve’yi keyifle dinlemek ve sizlere memnûniyetle aktarmak, diliyorum ki nasibimiz olur.

Eserleri tâb edilip, tercüme edilmeli

Fâtımâ Hanım, الأطفال يسألون {El-Etfâlû Yes'elûn} “Çocuklar Soruyor” isimli kitabında, bir çocuğun sorabileceği ve merâk ettiği konuları ivedilik ile anlatıyor. Ergenlik döneminin önemini de göz ardı etmiyor. Bu hususta da gençler için bazı kitaplar kaleme alıyor. Onlardan bazıları:

الشبان الصغار {Eş-Şubbânus-Sığar} Küçük Gençler

الطريق إلى يثرب {Et-Tarıkû İlê Yesrîb} Yol Yesrib'e

طلع البدر علينا {Talâ'al Bedru Aleynâ} Ay Doğdu Üzerimize

جلجامش {Celcemiş} Gılgamış isimli bir tarihi bir eseri var. Muhterem zevci gibi, onun da yegâne gâyesi; iyi ve sağlıklı ve rûhî boşlukları olmayan kâmil bir nesil yetiştirmek. Bu değerli kâtibe hanımın eserlerinin yeniden tâb edilip, tercüme de edilerek Türkçeye ve Arapçaya kazandırılmasını ve devamlılığını temennî ediyorum. Zîrâ; hakiki âlimler; meş'âledir insanlığa...

“İşrâf” kelimesini niçin isti’mâl etmiyoruz?

Fâtımâ Hanım’ın kitaplarında; “İşrâf” olarak Üstâd Fahreddin Kabâve’nin ismine rastlıyorum. İşrâf nedir? Bu defa kelimenin izini sürüyorum… Kitabın kapağında yer alan bu güzel kelime bizde neden kullanılmıyor ve dahası bizdeki karşılığı nedir? Lûgatlara bakıyorum. Kâni olamıyorum. “Yukarıdan bakmak olarak” tercümesi yer alıyor. Günlerce kelimeyi düşünüyorum. Acaba nerede bulabilirim izini?

Mütefekkire Sâmihâ Ayverdi Hanım’ın emâneti Muhterem Özcan Ergiydiren Hocamızı arıyorum. Değerli Özcan Hocam, yakın arkadaşı İslam Tarihi Profesörü Mustafa Fayda Bey’den yardım alabileceğimi söylüyor. Mustafa Hoca’yı arayarak konu hakkında bilgi almak istediğimi istirhâm ediyorum. Kendisi de bazı lûgatlara bakıyor ve Yazma Eserler Başkanlığı’ndan Mütercim Âsım’ın eserine de bakmamı tavsiye ediyor. İz gösteren iki Hocamıza da teşekkür ediyorum. 

Edibler, “İşrâf”ı ihyâ etmeli

İşrâf’ın şu anki karşılığı “Gözeten” olabilir. Fakat “Gözeten” “Gözetmen”; “İşrâf” gibi bir kelimenin derinliğini sunmuyor asla. Hattâ “Gözetmek, gözetlemek” bizde menfi anlam da taşıyor malûmunuz. Bu sebeple; bu muhterem kelimenin ihyâ edilip, edibler tarafından kullanılmasını istirhâm ediyorum. İşrâf’ta yapılan iş ise; bir eserin –yetkin kişi tarafından- son okumasının yapılıp, gözden geçirilmesi. Tashîh değil, tahkîk değil, tedkîk değil; sadece işraf… Okuyan kişi; esere bir bakıma “tasdik” veriyor. 

*Samiha Hanım’ın ve Özcan Hocamızın zikri olunca; “Hayırlara karşı….” dememek olmaz.