Gün gelecek herkes 15 dakikalığına kendisi olacak

Allah insanı iddiasından vururmuş. Bu sözü İsmet Özel’den duydum. Şayet bir insan iddaa oynamıyor da iddiasının peşinden gidiyorsa başına gelebilecek mukadder şeylerden biri de budur. Yakın dönem edebiyatçılarında bu hakikati o kadar sıklıkla görüyoruz ki artık şaşırmıyoruz. Hele bazıları var ki cebindeki adresleri birbirine karıştırmış, evinin yolunu kestiremediğinden her gördüğü çatıyı kendi evi zannediyor. Dünün düz ovada gezip de yokuş karşıtı olanları bugün yokuş taraftarlığında herkesi sollarken düz ovada gezenleri tanımazlıktan gelip diş biliyor.

Biliyorum metafor yapmak konusunda hâlâ acemiyim. Ne de olsa ben ortaokuldan beri  hatasızlık zırhına bürünüp teşbih yapmayı tercih etmişimdir. Edebiyatçıların siyasetle imtihanı hep böyle olmuştur. İçlerinden biri şarkının tam ortasında korodan çıkarılıp karşı mahallenin tam ortasına fırlatılıvermiştir. Ne güzel söylemiş Albert Estransoue “Şairlerin mahalleleri yoktur, çıkarları vardır.” A. Estransoue’ye ulaşmam mümkün olsaydı ona şunu sormak isterdim: Şiirin okuyana göre var olan esnek anlamı acaba kişiye ve duruma göre şairlerin tavırlarına da mı elastikiyet kazandırıyor?

Böylesine iddialı sözler ne söyleyene ne de dinleyene yar olabilmiş değildir şu ana kadar. O kadar çok imtihandan geçmiştir ki şairler bunların birçoğunu hâlâ geçebilmiş değildir. Aruz sınavını vermiş hece sınavından geçmiştir mesela. Hece şiiri Necip Fazıl ve Ahmet Muhip Dıranas ile birlikte geleneksel kıyafetlerinden arınmış, özü ve ruhu itibariyle şehrin çarşı, pazar ve caddelerinde kendine yer bulmaya çalışmıştır. Hece bayrağını bir önceki kuşaktan devralıp bugüne ustalıkla taşıyan şairlerin başında Süleyman Çobanoğlu gelir. Sonrası neyi kaybettiğini hatırlamadan sürdürülen bir arayıştır.

Hece ve kafiye düzeni daha önce bu yoldan yürüyenlerin bıraktıkları ayak izlerini aynen sürdürüp klişenin vadettiği kolaycılığa teslim olmayı doğurur. Şiir şairinin kaleminin ve de dilinin ucundaki iddiadır. Onu kaybettiği zaman özgürlüğünü ve özgünlüğünü de kaybetmiş olur. Serbest modern şiire gelince, kayıtsızlık ve kuralsızlık gibi gözüken serbestlik kendi içinde poetik bir sistemi barındırır. Yani gelecek zamanların geleneğine açık bir öz ve biçim taşır.

Düzyazı sathında ilerliyormuş zehabına kapılıp serbest şiirinin mecrasını kaybetmiş ne çok şiir yazıcısı var. İnsanın iddiası gücünün üstünde olduğunda daha bir kontrollü basmalı ayağını yere. Şiire yanlış davranan siyasete de günlük hayata da kötü davranıp zarar verir. Şiirde kendisi olmayı başaramayan fikir ve siyaset dünyasında da kendini kaybettiği yerde bulamaz. Bu sadece şiir için geçerli değil elbet, edebiyatın diğer alanları için de aynı şeyleri rahatlıkla söyleyebiliriz. Günlük hayatın kısır politikasına saplanıp kalmış bir öykücü her şeyden evvel kendi hikayesini kaybetmiştir.

Gördüğünüz gibi burada da isim vermiyorum. Daha doğrusu elimdeki kalem isim vermeye elverişli olmayan bir kalem. Aslına bakarsanız bu tür alengirli yazar tavırlarına bile daha yakın zamana kadar bir isim verilmiş değildi. Pazartesi günü el üstünde tutup sağlam dava eri saydığımız bir yazarı çarşamba günü çıktığı itibar kürsüsünden yaka paça indirip atabiliyoruz. Çok değil, son on yılın gazete ve dergi sayfalarından geriye doğru gidin, neler gelmiş neler geçmiş. Ancak elli yılda gerçekleşebilecek hızlı değişim ve dönüşümleri görüp afallayacaksınız.

İsterseniz sadece iki mevkuteye dikkat kesilelim. Birisi bir zamanların ateşli düşünce gündeminin belirleyicisi Girişim dergisi, diğeri ise memleketin en eski haftalık düşünsel siyasi gazetesi olan Gerçek Hayat olsun. Hayır, hiçbir yorum yapmayacağım. Sadece biri mevta diğeri hâlâ sağ olan iki süreli yayının sayfaları arasında bir zaman tünelinde gezer gibi gezmenin ne çok bilgilendirici olduğunu göstermek istiyorum. Sayfalarda yer bulmayan ne çok şeyler okuyacaksınız. Süreli yayınların da bir sosyolojisi vardır. Bu konuda dostumuz Selçuk Küpçük’ten öğreneceğimiz çok şeyler var. Dünün dergileri bugünün dergilerine yumuk gözlerle bir şeyler söyler. Mesela der ki: “Kapağınıza iyi bakın, kapanmayı işaret ettiğini göreceksiniz. Her kapaklı dergi kapanır. Zaten bunun için iki kapak arasına alınmıştır. Allah iddiasının altında kalmadan çene kapamak nasip etsin her dergiye.”

Andy Warhol gibi iddiamızı göndere çekmek yerine masanın üstüne doğru hafifçe bırakalım: “Bir gün herkes 15 dakikalığına şair, öykücü, romancı olacak ve bu kısa süre içerisinde onların şair ve yazarlığını hiç duymayan milyonlarca insan olacak. Şairlerin en çoğu da ‘şiir de neymiş, geç onu!’ diyenler arasından çıkacak.”