Gözlüksüz insan var mı?

Kaç numara gözlük takıyorsunuz? Eminim bir çoğumuz bu soru karşısında “Bu nasıl bir soru? Ben gözlük takmıyorum ki!” diyeceksiniz. Sahiden gözlüksüz insan var mı? Şayet gözlüklerimiz yoksa neden aynı şeye bakıyor ama farklı şeyler görüyoruz. Kimimiz ormanda kendi halinde yaşayan bir eliğe hayranlıkla bakarken kimimiz onu bir av olarak görmüyor mu? Kimimiz parayı hayatın merkezine koyup ona sımsıkı sarılırken kimimiz ise “dünyalıktır” deyip onunla ihtiyaç oranında ülfet kurmuyor mu? Kimimiz bir ağacı gördüğümüzde onu bir canlı olarak görüp yaşatmak için uğraşırken kimimiz ona yakılacak odun, biçilecek kereste muamelesi yapmıyor mu? Kimimiz bir Afrikalı çocuğun gözünde kendi merhametsizliğimizi görürken kimimiz parlayan elmasların hayaline dalmıyor muyuz?

Günlük konuşma dilimizde “ibret nazarıyla bakmak”, “merhamet nazarıyla bakmak” gibi ifadeler kullanırız. Olaylara geniş bir perspektiften bakamama durumunu ifade etmek için ise “at gözlüğü takmak” diye bir deyim kullanırız. Aslında fark etmeden gözlük ya da gözlükler kullanırız. Kimimiz miyop gibi davranırız ve uzaktakileri görmezden geliriz kimimiz ise hipermetrop gibi yaşarız en yakınımızdakileri ıskalarız. Bazen merceği ağaca tutarız ormanı kaybederiz, bazen ormana bakarız ağacı yitiririz. Zaman zaman farklı açılardan olaylara bakmak, farklı gözlükler kullanmak gerekir. Fakat bütün bu farklılıkları birleştirecek, tek bir kopmozisyon haline getirecek bir üst bakışa da ihtiyaç duyarız.

Bilim bu komposizyonu sağlayacak bir gözlük sunar bize. Bilim sayesinde çok şey öğrendik şüphesiz. Oluşa dair pek çok bilgi, bilimsel araştırmalar sayesinde ortaya çıktı. Örneğin suyun iki hidrojen ve bir oksijenden oluştuğunu, mevsimlerin oluşumunun Dünya’nın yörüngesi ve Güneş etrafındaki dönüşüyle ilişkili olduğunu buna benzer birçok bilgiyi. Bilimsel bir bakış açısıyla olaylara bakmayı öğretti aldığımız eğitim bize. Yani bize bir gözlük taktı varlığı, olay ve olguları açıklayabilmemiz için. Bunun kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Bununla birlikte bizim kullandığımız farklı mercekleri de parçalamadı mı acaba bilim? Mesela varlığa ibret, hayret ya da hikmet nazarıyla bakmak gibi bir alışkanlığımız vardı; bu alışkanlığımızı kaybetmedik mi? Şunu unutmamak gerekir ki bilim açıklar ama anlamlandırmaz. Biz varlığı açıklayacak, onun neden ve sonuçlarını bize gösterecek bir gözlük kullanmaya başladık ama onun hikmetini, yaratılış gayesini, anlamını bize gösterecek gözlükleri de bir kenara bırakıverdik. Böyle olunca varlık ve varoluş, kuru bir nedensellik olarak çıkıverdi karşımıza. Hayretimiz, şükrümüz, Yaratıcı karşısındaki acziyetimiz unutuldu. İnsan kendini her şeyi bilen ve her şeyi kontrol eden bir varlık gibi görmeye başladı. Modern insan bu merceği kendine çevirdiğinde kendini olduğundan büyük görmeye başladı. Bu mercek Yaratıcıyı ise uzak ve küçük göstererek onu yanılttı. Aynı mercekler maddeyi büyüttü, mânâyı küçülttü; beni büyüttü, bizi küçülttü. Bilimi bir kenara koymadan bakış açımızı genişletmeye, mânâlandıran bir gözlüğü yeniden işlevsel kılmaya ihtiyacımız var anlaşılan.

Sadece bilim değil, içinde yaşadığımız kültürel çevre de bize gözlük ya da gözlükler takar. Özellikle aile bu anlamda çok daha belirleyici bir rol oynar. Çocuklar anne-babalarının gözüyle, onların kullandıkları gözlüklerle etrafına bakarlar. Anne-baba bir canlıya şefkat ve merhamet gösterirse çocuk da şefkat ve merhamet nazarıyla bakmayı öğrenir, etrafındaki canlılara. Anne-baba gittikleri bir piknikte geride bir çöp yığını bırakırsa çevrenin, doğanın saygınlığı da kaybolur çocuğun gözünde. Bazen hâkim kültür bize yanlış gözlükler takar; örneğin adalet ve liyakat yerine uyanıklık, adam kayırma makul ve meşru gösterilebilir. Bu toplumda yetişen çocuklara takılan gözlük, bu uygulamanın yanlış olduğunu görmelerini engeller. Gözlükler bize çoğu kez bir şeyi daha iyi görme amacıyla takılsa da kimi zaman da körleştirir gözlerimizi; adaleti, hakikati göremez oluruz.

Temel sorunumuz nasıl bir gözlük kullanmamız gerektiğiyle ilişkili. Bize Hakk’ı, hakikati, adaleti, hikmeti gösterecek bir gözlük kullanmamız gerekiyor. “Kur’an gözlüğü” ya da “fıtrat gözlüğü” olarak isimlendirebileceğimiz bir gözlük, bu işlevi görmez mi? Ne zaman gözümüz bozulsa, ayarlar karışsa Kur’anî bir referansla varlığa, hayata yeniden bakmayı öğrenmeliyiz vesselam.

YORUM EKLE

banner19

banner36