Gönüllerde dağ gibi yükseldi “Gönül Dağı”

2020 yılının Ekim ayında TRT1 kanalında yayınlanmaya başlayan ve Türk halkının gönlünde sarsılmaz bir yere yerleşen Gönül Dağı adlı dizi, yayınlandığı ilk bölümden başlayarak sezon finalini gerçekleştirdiği 30. bölüm dâhil olmak üzere bütün ölçümlerde zirvede yer alarak müthiş bir başarıya imza attı. Yapımcısından yönetmenine ve oyuncularına kadar belki dizi ekibi dahi böyle bir başarıyı beklemiyordu. Ancak beklenmiyorsa da oldu ve Gönül Dağı, Anadolu insanının gönlünde adeta dağ olup yükseldi. 

Teknik ölçümler bazında rakamsal olarak ve çok geniş toplumsal kesimler tarafından yeni bir yaşam alanı olarak benimsenen sosyal medyadaki geribildirimler bağlamında ortaya çıkan bu düzeyde bir teveccühün birkaç açıdan değerlendirilmesi mümkün.

Senaryo, kurgu, oyuncu kadrosu vs. unsurların sinema tekniği açısından hangi düzeyde olduğu konusu ve bu başlıklardaki niteliğin değerlendirilmesi fakirin boyunu epeyce aşar. Dolayısıyla bu bağlamdaki haddimizin sınırlılığı içerisinde, henüz okumaya başladığınız yazıda, insanımızın gönlüne değen yönleriyle irdelenmeye çalışılacak, bizim dahi gönlümüzün uç bölgelerine kadar ulaşan Gönül Dağı dizisi.


 

…..

Her bölümün başında belirtildiği üzere, “Bozkır’ın Kalemi” olarak kıymetlendirilen yazar Mustafa Çiftci’nin hikâyelerinden esinlenerek yazılan senaryo bağlamında hayat buluyor Gönül Dağı dizisi.  

O Mustafa Çiftci ki “Bozkırda Altmışaltı” adlı kitabını gördüğümde, öncelikle 66 toprağından biri olarak isme hürmeten almış olsam da daha “Handan Yeşili” adlı ilk hikâyeyi okuduğumda vurulmuştum kalemine. O nasıl bir tahkiye, ne müthiş bir kurgu, ne etkili bir anlatımdı Allah’ım. Öylesine saf, duru, akıcı ve samimi bir dili vardı ki hikâyelerin, belki birçok okur gibi benim de zihnimde şu cümle oluşuverdi ister istemez; “herhalde kendisinin birebir yaşadığı ve/veya yaşanmış hikâyeleri yazıyor”. Öyle olmadığını daha sonra izlediğim videolar ile okuduğum röportajlarda açık biçimde ifade ediyordu Bozkırın Kalemi. Üç kitabındaki hikâyelerden sadece birinde, onda da kısmî bir gerçek hayat söz konusuydu. Sosyal medyadaki bir okur görüşü de Çiftci’nin dilini tanımlama konusunda oldukça açıklayıcıydı; “Dili o kadar doğal ki, sanki Yozgat’ta o dükkânlardan alışveriş yapan biri gibi hissettim kendimi”. Yani çok açık bir hikâyeleştirme başarısı duruyordu sahnede.

…..

İşte o muhteşem hikâyeleri içeren üç kitabın yazarı Mustafa Çiftci’nin katıldığı programlarda sorulan, “Dizi nasıl bu kadar tuttu, bu kadar beğenilmesini neye bağlıyorsunuz?” sorusuna karşılık verdiği cevaplar içerisinde anahtar terim olarak “samimiyet” kavramı öne çıkıyordu.

Diziyi tanımlama ve halk nezdinde bu denli yüksek bir kabul düzeyine erişmesini açıklama noktasında tek kavram ve olgu olmamakla birlikte, diziyle ilgili hemen her sohbetin, her değerlendirmenin tartışmasız biçimde ortaklaşarak vitrine çıkardığı değerdi “samimiyet”.

Taner ve Dilek olarak evlerimize misafir ettiğimiz Berk Atan ve Gülsim Ali İlhan’ın bir röportajda (Milliyet Cumartesi eki, 29.5.2021) sorulanHemen her dizide karşımıza çıkan intikam, şiddet, zenginlik ve güç bu projenin yakınından geçmiyor. Siz bu ilgiyi nasıl yorumluyorsunuz?şeklindeki soruya verdikleri cevaplarda yer alan şu ifadeler epeyce açıklayıcı; “Gönül Dağı, sevgi ve aile bağları üzerine kurulmuş bir hikâyeye sahip. Samimiyet, dostluk, birlik beraberlikle geçmişe duyulan özlemleri de dindiriyor. Gönül Dağı ile geleneklerimizi yaşatıyor, insani değerler etrafında buluşuyoruz.” (B.A.); “İnsanlar bizi ekranda görmeye alışık oldukları ulaşılmaz ve gerçek dışı karakterler gibi değil de evlerinden, ailelerinden, mahalleden tanıdıkları birileri gibi görüyor. Belki de kendileri gibi… Çünkü bütün karakterler incelikle işlenmiş ve dünyanın her yerinde rastlayabileceğimiz gerçek yaşamlara sahip” (G.A. İ.).

Dizide duygular en saf hâliyle karşımızda iken çevremizde artık bunları görmek oldukça zorlaştı ve hatta olması gerekenleri gördüğümüzde duygulanır olduk” ifadesine karşılık Berk Atan, Olması gerekene teşekkür etmek, olumsuz şeylerle sosyal medyada devamlı karşılaşıp onları maalesef normalleştirmemiz sonucunda kaçınılmaz oluyor. Hepimizin özünde iyilik ve kötülük var bana göre ve hepimiz iyi olmayı seçebiliriz. Bu çok zor değil! Yaptığın işte en iyisi olmasan da özünde iyi ol derken; Gülsim Ali İlhan ise Yaşadığımız dönemde, gerçek hayat maalesef klavyelerin arkasında kayboldu. İnsanlar oldukları gibi değil de olmak istedikleri kişilermiş gibi yazıp çizmeye başladılar kendileri hakkında ve gerçekliklerini yitirdiler. Bu sebeple gerçek olan bir şeyle karşılaştığımızda duygulanır olduk. Eskiden sevinci de hüznü de paylaşmak için bir araya gelirdik, şimdiyse bulunduğumuz ortamdan sosyal medyada bir paylaşım yapmakla yetinir olduk maalesef şeklinde görüş bildiriyordu mezkûr röportajda. 

Gülsim Ali İlhan, kendisine sorulan “Sizinle ilgili yorumlarda, ‘saf, duru güzel’ gibi ifadeler sıklıkla kullanılmış. Sizdeki karşılığı nedir güzelliğin?” sorusuna verdiği cevaptaki, Ben insanın güzelliğinin içinde saklı olduğuna inananlardanım. Dış güzellik geçicidir, zamanla yok olup gider ama iç güzellik dâimi şeklindeki ifadeyle tam da dizinin resmettiği gibi bir zamanlar Anadolu’nun dört bir köşesine hâkim olan temel değerlerde karşılığını bulan anlayışa işaret ediyordu. Berk Atan ise, “Sizin için gerçek olmanın karşılığı nedir hayatta?” şeklindeki soruya, Gönül Dağı’nda gerçekten hiçbir şey plastik değil. Hiç unutmuyorum; Taner’in evine ilk girdiğimde kendimi anneannemin veya babaannemin evine giriyormuşum gibi hissettim. Doğal olmaya gelirsek özünde samimi olmak, içinden geldiği gibi davranmak, kalbinin sesini dinlemekle eşdeğer bence. Samimiysen zaten doğalsındır biçiminde cevap vererek, diziyi büyük bir hayranlıkla izleyen ve gönlünün nâdide bir köşesine yerleştiren Anadolu insanının duygularına tercüman oluyordu aynı röportaj kapsamında.

Benzer şekilde, dizide “Düğüncü Muammer” rolüyle izlediğimiz Ali Düşenkalkar da sosyal medyaya yansıyan bir röportajında, “Gönül Dağı, uzaklaştığımız bir şeyleri hatırlattı galiba; başarı da burada sanırım” şeklinde aynı değerlere işaret ediyordu. 

Dizide daima güler yüzlü olmasıyla birlikte, Veysel’in evden ayrılacağını öğrendiğinde müthiş bir performansla bütün Türkiye’yi ağlatan Feyza Işık da (Döndü) bir bölümün duyurusunu yaparken, “Akşam evde misiniz? Başlasın hazırlıklar, size geliyoruz” şeklinde adeta bir akrabaya ya da kapı komşuya gidecekmiş de haber salıyormuş gibi samimi ve doğal bir yaklaşım sergiliyordu. Döndü, bir başka bölümü ise, “Şşşt, herkes orada mı? Bizi sizi çok özledik. Az kaldı Cumartesi gününe. Görüşmek üzere” ifadesiyle duyururken, aldığı cevaplardan birisi ise seyirciyle kurulan samimi/ doğal/ gönülden ilişkinin özeti niteliğindeydi; “Biz de sizleri özledik. Hem de çok. Evimize hürmet ve muhabbetle bekliyoruz.

Sahicilik ya da gerçeklik demişken… Bu anlamda öylesine doğal bir performans sergiledi ki oyuncular, adeta her hafta kendilerini aştılar. Taptaze bir örnek olarak, Zahide’nin kınasında, ona hem kardeşlik hem de babalık yapmışlığın haklı gururuyla bakarken gözleri ışıl ışıl parlayan Taner, kına yakan genç kızların arasındaki müstakbel eşiyle göz göze geldiğinde bir anda “sevgili” gözleriyle bakabilmeyi başarabilmiş ve tıpkı gerçek hayattaki gibi roller arasında müthiş bir geçiş sergileyebilmiştir.

…..

Elbette Gönül Dağı ve samimiyet kavramlarını bir arada kullanıp da Bozkırın Tezenesi namlı Neşet Ertaş’ı anmamak olmaz, olamaz.

Herkesin bildiği gibi, merhum Usta, diziye ruhunu veren “samimiyet” kavramının adeta ete kemiğe bürünmüş hâli olarak geçti bu hayat köprüsünden, dünya durağından.

Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez/ Gönülden gönüle gider yol gizli gizli” şeklindeki sözleri, ezgiden öte bir iletişim dili olarak hayata geçiren ve bu sözsüz dil aracılığıyla, kendisini Anadolu’ya ait hisseden herkese ulaşan Usta, sanki görünmez bir yerden Gönül Dağı’nı seslendirerek samimiyet suflesi vermektedir her bölümde dizi oyuncularına. 

…..  

Samimiyet ve gerçeklik bağlamında ve dahi bu nedenle, ilk bölümlerden itibaren halk nezdinde öyle bir benimsenme düzeyine yükseldi ki Gönül Dağı, sevinç ve hüzün gözyaşları eşliğinde dizide yaşanan hemen her tür günlük olay gibi (çeşitli ilişkiler, alışveriş, tatlı-sert çekişmeler vs.), tertemiz sevdalar da birer birer sahiplenildi kısa süre içerisinde. Dilek-Taner, Zahide-Sefer, Cemile-Veysel, Asuman-Ramazan ve Selami-Keriman ikililerinin ayrı ayrı sosyal medya grupları kurularak, yaşadıkları tertemiz sevgi odağında duygular ve düşünceler yağmur olup yağdı sosyal medyanın kalabalık sokaklarına. Bu ilişkileri gerçek hayatta sanki kendileri veya ailesinin içinden birileri yaşıyormuşçasına, sevindiklerinde en az onlar kadar sevinen, üzüldüklerinde belki onlardan daha çok üzülen, hatta üzüntünün ihtimâlinde bile karalar bağlayan bir noktaya gelindi diziyle bütünleşme bağlamında.  

Öyle bir sahiplenme ki yıllarca gurbette yaşadıktan sonra evine, köyüne, kasabasına dönen bir yakınını nasıl büyük bir hasretle bağrına basarsa, öyle bağrına bastı insanımız; yıllardır hasretini çektiği anası, babası, evladı ve kardeşi gibi gördüğü Gönül Dağı’nı.

Elbette bu sahiplenmeyi, bu denli geniş bir kabulü sosyal medyaya yansıyan izleyici görüşlerinden de net biçimde görebilmek mümkün. Kurulan şu tarifsiz gönül bağına bakar mısınız?

“Daha ilk bölümünde insanı çekip içine alan sıcak bir dizi. Doğallık, samimiyet, yerlilik… Ne kadar güzellik dersen var.”

Gönül Dağı halkımızın ta kendisi. Her şeyleriyle ailemizden birileri. Sevinmeleri, ağlamaları…”

“Sevmediğimiz Cumartesi’yi sevdirdin. Helâl olsun Gönül Dağı.”

Ailece oturup izlediğimiz tek dizi. İnşallah böyle devam eder.”

“Sabırsızlıkla bekliyoruz, çünkü sizler çok seviliyorsunuz. Sizde biz kendimizi buluyoruz. Geri dönmeyecek mutluluklarımızı, hasretlerimizi, unuttuklarımızı, kavuşamadıklarımızı…”

Bu filmde, bazı kaybedilmiş şeylerin kıymetini anlıyorum.”

“Bu müziği (dizinin giriş müziği) duyduğumda ruhumun dinlendiğini hissediyorum.”

“Çaylar demlendi. Hadi özümüze dönme vakti. Birazcık ruhumuz dinlensin.”

“Gönül Dağı’nı seyretmek için sebepler… Hem ağlamak hem gülmek garanti; hikâyeler de sevdalar da özentili, yapay ve gösterişli değil; samimi, iç açıcı ve bu topraklara ait; küfür, argo, şiddet yok.”

…..

Diziyi “beğenme” kelimesiyle açıklanamayacak düzeyde sahiplenen halkın, on yılların hasretiyle onu bağrına nasıl bastığını ters açıdan görmek de mümkün. Şöyle ki… Dizi bir hafta, evet, sadece bir hafta yayınlanmayınca öyle tepkiler verilmişti ki… Sevdiği tarafından terk edilmiş âşık gibi küsenler, kırılanlar ve dahi sitem dolu ifadelerle gönül koyanlar sosyal medyayı adeta mesaj yağmuruna tutmuştu. Şu ifadeler sevdiğine, kardeşine ya da komşusuna gönül koymak değil de nedir?

“Vallahi çok üzüldüm. Keyifle izlediğim diziydi. Şimdi ne izleyeceğiz?”

“Yeni bölüm bu akşam yayınlasın lütfen. Sizi bu kadar seven izleyiciyi üzmeye hakkınız yok.”

“Valla kalbimizi kırdınız. Biz sizi heyecanla bekliyoruz. Siz bir hafta tatil diyorsunuz.”

“TV sektöründe en güzel senaryo olarak gördüğümüz şu zamanlarda, şımarık çocuklar gibi hemen naza çekiyorsunuz. Zaten hasret kaldık böyle programlara, bir de siz ara vererek hasretimizi artırıyorsunuz.”

“Bir daha dizimizi ertelerseniz Sivrihisar’ı basarız.”

Yani söz verip de gelmeyen bir arkadaşa, bir komşuya, bir akrabaya nasıl gönül koyarsa Anadolu insanı, tam da o duygularla kırgınlığını, üzüntüsünü ifade ediyordu dizinin ekibine. “Cumartesi akşamı geleceğinizi söylemiştiniz; ne güzel hazırlıklar yapmıştık, Allah ne verdiyse yiyip içecektik; elimiz böğrümüzde kaldı, çocuklar çok üzüldü” şeklinde özetlenebilecek samimi yorumlardan, küskünlük içeren sitemkâr ifadelere... Üzüntüden kaynaklı maksadını aşan kaba ifadelerden, hakaretâmiz ağır ifadelere…

…..

Bu görüşlerin sahiplerinin yeni sezona kadar dizinin eski bölümlerini defalarca ve döne döne izleyeceğini tahmin etmek hiç de güç değil. Zira beğeni ifadelerinden ve bir haftalık yayınlanmamaya verdikleri tepkilerden açıkça anlaşıldığına göre, Gönül Dağı onlar için bir televizyon dizisinin çok çok ötesinde, hayatın ta kendisi. Belli ki, her bölümde süren capcanlı hayatın içerisinde, tek tek hayatlarla özdeşleşerek izleniyor bağlıları tarafından.

Başka bir söyleyişle, dizinin Twitter hesabının da (@gonuldagitrt) zaman zaman tanıtımlarda kullandığı ifade de olduğu gibi “aile sıcaklığı”, “samimiyet” ve “sevgi”yi buluyor izleyici Gönül Dağı’nda. Gerçek hayatında türlü sebeplere bağlı olarak her gün biraz daha kaybettiği aile sıcaklığını, samimiyeti ve tertemiz karşılıksız sevgiyi… Kendisinin gerçek hayat içerisinde bulunduğunu, Gönül Dağı’nın ise sadece bir dizi/ kurgu olduğunu çok iyi bildiği hâlde. “Adeta bilmek istemiyorum dercesine…”

Sözün başından beri, diziye hikâyeleriyle esin veren Mustafa Çiftci’den, oyunculardan ve dizinin görünmeyen milyonlarca oyuncusundan (izleyicilerinden) örneklerle ortaya konulduğu üzere, işin özü, yani dizinin belki tek kelimelik özeti “samimiyet”. Günümüz insanının en büyük yitiği. Koronavirüs pandemisi öncesinde dahi, çok çeşitli görünmez maskelerle gezen insanımızın arayıp da bulamadığı samimiyet. Sosyal medya namlı sanallık içerisinde her gün ama her gün biraz daha kaybettiği kıymet… Kaybettiğini fark etse dahi, çırpındıkça uzaklaştığı… Uzaklaştıkça biraz daha kaybettiği, kaybettikçe daha da uzaklaştığı…

Diğer bir ifadeyle, bugün bir şekilde kaybına sebep olan, yani aynı zamanda kaybın aktörü konumundaki insanların özlediği, aradığı yitiğini verdi Gönül Dağı dizisi. Samimiyeti, hakikîliği, gönüldenliği, maskesizliği ve bir bölümde etiket olarak da kullanılan “gönül sözü”nü… Gönülden gelen sözleri… Hesapsız-kitapsız, yalansız-dolansız olmayı…

İnternet temelli sanal hayatların aksine, acısıyla-tatlısıyla gönüllerde bir yerlerde küllenmiş hâlde duran ve alttan alta özlenen, hasret kalınan gerçek hayatı resmetti Gönül Dağı. İnsanın fıtraten getirdiği “vefa”, “şefkat”, “merhamet” ve “vicdanlı olmak” gibi hasletler ile aziz Anadolu’muzun kodlarında yer alan “yardımlaşma”, “paylaşma”, “diğerkâmlık” gibi güzellikleri birleştiren hoşluk ortamını. Ve bu sebepledir ki teknolojinin adeta esareti altında adım adım bağımlılık durumuna düşmekte olan insanımıza güvenli bir sığınak gibi geldi. Çölde bir vâha gibi… Evet, uçsuz bucaksız bir çölde susuzluktan kırılan ve hayatta “gerçekten” var kalabilmek için üç yudum suya muhtaç hâle gelen insanımız Gönül Dağı’nı bir vâha olarak gördü ve özlemini çektiği o güzellikten kana kana içmeye başladı. Onun içindir ki, her hafta adeta içerisinde yaşadı dizinin.  Bu sebepledir ki, ailesi, komşusu, akrabası olarak gördüğü oyuncularla birlikte Gedelli’de sürmekte olan öykünün bir yerinde yaşamaya başladı haftanın bir günü, üç dört saat süreyle de olsa… Çünkü geçmişte uzun yıllar boyunca büyük bir hüsnükabulle baş tacı ettiği, hayatını şekillendiren ve dahi anlamlandıran kıymetlerin, değer ifade eden olayların ve olguların Gönül Dağı’nda yani Gedelli’de yaşatıldığını gördü.

…..

66’nın kanatlarını yaptırarak yarışmaya katılım söz konusu olup da âcil olarak paraya ihtiyaç duyulduğunda, salma salınarak elli bin lira biriktiriliverdi bir çırpıda. O kadar ki içten içe sevdiği sonradan anlaşılsa da o dönemlerde Ramazan’a yüz vermeyen hatta sert yapan Asuman bile para getirip iş birliğinin içerisinde yer almaktan geri durmadı.

Dilek ve iş arkadaşlarının yapacağı çalışmalar sebebiyle “Dağdan kayalar yuvarlanabilir” denildiğinde, bundan etkilenebilecek olan tarla sahibinin patatesleri, yardımlaşmanın Anadolu’daki en güçlü ve kadîm örneği olan imece ile kadın-erkek, yaşlı-genç demeksizin bütün kasaba halkı tarafından toplanıverdi elbirliğiyle, gönül gönüle. Aynı yardımlaşma ve dayanışma anlayışıyla, yani imece ruhuyla Dilek’in evi bakıma alındı, eşyalar taşındı ve bir güzel yerleştirildi.  

66 kaybolduğunda, adeta pervane olan kasabalı, büyük bir üzüntü ve kaygıyla uzak-yakın dip köşe demeden arayışa geçti. Aynı 66 başarıyla uçtuğunda, sadece amcaoğulları ve aileleri değil bütün kasabalı çocuklar gibi sevindi.

Düğünde de bir oldular, cenazede de… Oyunda var da işte yok değillerdi yani. Cenazede birlikte ağladıkları gibi düğünde de birlikte oynamayı gülmeyi becerebildiler. Tıpkı bugün dahi Anadolu’muzun birçok köyünde kasabasında olduğu gibi.

Bugün iliklerimize kadar işlemiş olan “madde” karşısında önceliğin “mâna” yani öz, yani insan olduğunu, olması gerektiğini; ancak maddenin önünde ve mutlak biçimde “insan” yani “mâna” geldiğinde mutlu olunabileceğini; paylaşımın, “bereket” adlı sihirli gerçeğe kapı açacağını hatırlattı insanımıza Gönül Dağı. 

Bunun içindir ki, 66 ve diğer irili ufaklı icatlarda tek mucit kendisi olduğu hâlde, tasarruflu soba borusundan kazanılan büyük parayı amcaoğullarıyla eşit şekilde pay ettiğinde, “Mucit sensin daha fazla alman gerekir” sözlerine karşılık “Biz amcaoğluyuz, olur mu öyle şey; birlikte ürettik, çabaladık” diyebildi Taner. Ki aynı Taner girdikleri yarışmada genç mucit kazansın da mücadelesine devam etsin diye bir şekilde kazanmamayı tercih ettiği gibi, ablasının düğünü en güzel şekilde gerçekleşsin diye bütün icatlarını “öldüm fiyatı”na satmakta tereddüt göstermedi, amcaoğullarının onaylayan sözleri ve bakışları arasında.

Kısacası, sevinciyle, hüznüyle, gözyaşıyla, hasretiyle, kavuşmasıyla, varlığıyla-yokluğuyla, dostluğuyla, sadece iyilik yapana değil kötülük sahibine de insanca yaklaşımıyla, tertemiz sevdasıyla, yalnızca sevinci değil acıyı ve kederi de paylaşımıyla… Yani her yönüyle Anadolu’nun tertemiz insanını, bizi, milletimizi anlatan bir gönül kardeşliği kurdu aramızda Gönül Dağı.

….. 

Sözün özü…

Anadolu insanını, insanlıkta zirveye taşıyan, yani bizi biz yapan dinî ve millî değerleri bihakkın resmetmeye çalışan, bunu fevkalâde başarılı bir şekilde gerçekleştirerek içten içe hasretini çektiğimiz değerleri ete kemiğe büründüren Gönül Dağı dizisini, bir yazı çerçevesinde ve hakkını vererek yazmak tek kelimeyle imkânsız. En azından fakir için böyle…

Emeklerinin hakkını verememiş olmanın ağır mahcubiyetiyle, senaryoya esin kaynağı olan hikâyelerin yazarı Mustafa Çiftci, yapımcı Ferhat Eşsiz ve yönetmen Yahya Samancı’nın şahsında; Taner ve Dilek’ten “İsmet abi”ye, Ciritçi Abdullah’tan Kellerin Rıfat’a kadar bütün oyunculara ve ekibe ayrı ayrı hürmet ve muhabbetlerimi sunuyorum. Ellerine, emeklerine, gönüllerine sağlık.

Var ol Gönül Dağı Ailem…

Dört gözle bekliyoruz. Lütfen çabuk dönün tatilden. Kendinize dikkat edin. Allah’a emanet olun.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Üzeyir YILMAZ
Üzeyir YILMAZ - 2 ay Önce

Yazı çok güzel olmuş eline sağlık yazarın sezon finali deyince bu yaz seyredilecek ne kaldı dedim kendi kendime

Murat Kömürcü
Murat Kömürcü - 1 ay Önce

Çocukluk dizim 7 Numaradan sonra yüreğime soktuğum hiç bir dizi olmadı. Bende İran filmlerine ilgi gösterdim. Eksiklerimi boşlukta kaldığım kısımları oradan doldurdum. Sonra Gönül dağı karşıma çıktı ansızın. 21 bölümdü galiba. Öyle etkileyici buldum ki. Kopamadım. İlk 4 bölümü hemen o gün izlemiştim bile. :)

banner26