Yaklaşık 250 senedir irşada devam ediyor

Pierre Loti tepesinde, adeta cennetten bir köşe Kaşgâri Dergâhı..

Yaklaşık 250 senedir irşada devam ediyor

Byzantion... Augusta Antonina... Nova Roma... Konstantinopolis... Kostantiniyye... Dersaadet... Bâb-ı Âli... Payitaht... İslambol... ve nihayet İstanbul... Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu'na müşahhas olarak başkentlik yapmış, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'ne ise mücerret plânda başkentlik yapmaya tevali eden, dünya üzerinde yer alan ve kemiyet hesabıyla binleri aşan şehirler meyanında; dil, din, kültür ve teâmül mirasıyla emaneti Türklere terk edilmiş azim şehir İstanbul...

Bugün; Sultanahmet, Sirkeci, Eminönü balık ve kebap kokusundan geçilmiyorsa, marazı bizatihi İstanbul'un varislerinde aramamız gerekiyor. Bilhassa Uzak, Orta ve Yakın Doğu'dan ve dahi Batı'nın envai çeşit ülkelerinden çıkıp gelmiş yüz binlerce turist tarafından işgal edilmiş bir şehir mahiyetinde gözükse de, İstanbul’un asıl işgali, İstanbul'da yaşamakla tefahür eden fakat bu tefahürü laftan öteye geçemeyen İstanbul sakinlerinin işgalidir. Turist, şöyle ya da böyle kısa bir müddet sonra İstanbul'u terk edip gidecektir. Fakat bize kâinatın deveranının hitamına kadar meskenlik etmeye devam edecek bu ulu şehrin sakinleri olarak, İstanbul'u hüviyet-i aslisine tekrar mülaki kılmak için yapmak mecburiyetinde olduklarımız sayılmakla bitecek gibi değildir. Evvela İstanbul'u Batı ve Doğu'nun kıskacında, hangi yola sapacağını şaşırmış vaziyetinden kurtarmak ve ona önce maddi ardından da manevi değerini yeniden bahşetmek zorundayız. Bu, bizim üzerimize bir farz-ı ayn'dır.

İstanbul'u yalnızca eğlence, zevk, gezi ve alışveriş diyarı olarak gören, bütün cihetlerini geçtim, her karışından ayrı ayrı tarihin fışkırdığından ve kültüründen habersiz, İstanbul’ u ancak televizyon dizilerinden tanıyan ve tıpkı köleymişçesine bu yüce kenti tahkir eden, içinde yaşayan sakinleri tarafından delik deşik edilmesi ve hızla betonlaştırılmasına rağmen hâlâ dimdik ayakta olan İstanbul…

Bu defa, İstanbul’u bir başka cepheden, Piyer Loti sırtlarından tetkik edeceğiz ve baktığımız yer Altın Boynuz’un ta kendisi olacak… Yani Haliç... Yani Haliç’ in kuzeyinde, olanca mehâbetiyle yükselen Eyüp sırtları ve bu sırtlarda kendisine küçük bir sahada yer bulmuş o kutsal mekân, Kaşgari Dergâhı

Ramazan aylarında kalabalık bir cemaatle teravih kılınıyor

Kaşgâri Dergâhı, Eyüp ilçesinde, büyük Eyüp Mezarlığı’nın sırtlarından kendisine yer bulmuş, Haliç’e tam hakim bir tepenin üzerinde kurulu, bugün cami olarak hizmetine devam eden, fakat 1925’e kadar tekke statüsünde vazifesini idame ettirmiş, daha sonra tekkelerin kapatılmasıyla, din, ilim ve kültür abidesi olarak varlığını sürdürüp zamanımıza kadar ulaşmıştır.

Kaşgâri Dergâhı’nı coğrafî olarak bir yere kondurduk ama, nedir Kaşgâri Dergâhı’nın tarihi, asıl alâkamız bunun üzerine. Dergâhın mevkiini sarahaten bu satırlardan öğrenmiş bulunmaktasınız. Merak edenler için adres tarifine bile gerek kalmadı. Yine de kabataslak tarif etmeye çalışalım: Piyer Loti’ye çıkmadan önce, yukarıya doğru çıkan mezarlık yolunu takip edecek ve daha sonra Piyer Loti'ye hava almak için çıkan yerli ve yabancı ziyaretçilerin bilmediği sola doğru giden yolu takip edecek ve Kaşgâri Dergâhı’na ulaşacaksınız.

Ramazan aylarında, kalabalık bir cemaatle teravih namazlarının kılındığı ve hemen namazdan sonra dış avluda çayların ikram edildiği bu mübarek mekânın kapıları, gitmek ve görmek isteyenler için daima açık… Artık, Kaşgâri Dergâhı’nın tarihinden bahsetmeye geldi sıra, bu kadar girizgâh kâfi…

Kuruluşundan bu yana dergaha kimler hizmet verdi?

Vakayinuvisler naklederler ki, Kaşgâri Murteza Efendi, görmüş olduğu bir rüya üzerine, Türkistan’ın Kaşgar kentinden, 1745 senesinde İstanbul’a gelmiş ve başrüznameci, yani muhasebecilik vazifesiyle görevlendirilmiş ve aynı meslekten de emekli olunca, aldığı emekli ikramiyesiyle Kaşgâri Dergâhı’nı kurmuş. Kaşgâri Murteza Efendi, bir Nakşibendi Şeyhi olup, Ahmet Yektas Hazretlerinden Mekke-i Mükerreme’de bizzat icazet almış ve mürşidlik makamını ihrâz ederek dergâhın müridlerine ve feyz almak isteyenlere irşad faaliyetlerinde bulunmuştur.

Dergâhın hikâyesi böyle başlıyor…  Türkistan’ dan bir zat, gördüğü rüya üzerine çıkageliyor ve bu aziz mekânın ciğerlerine hayat soluğu dolmaya başlıyor.

Dergâhın bir başka mürşidi ise, Abdullah Kaşgâri’dir. O da Kaşgar’dan geliyor ve Eyüp’e yerleşerek Bâlizâde Abdülbâki Efendi’nin yaptırmış olduğu başka bir dergâha hizmetlerde bulunuyor, nice talebeler yetiştiriyor ve insanlara hakkın yolunu göstermeye çalışıyordu. Daha sonra, bu kıymetli zat da o zamanlar Murteza Efendi Tekkesi olarak bilinen Kaşgâri Dergâhı’na tayin ediliyor ve bu şerefli mekânda on altı sene hizmet ettikten, talebelerini yetiştirdikten sonra hüküm sabit olunca 1760’ta vefat ediyor. Bu kıymetli zatı da dergâhın avlusunda inşa edilmiş türbeye defnediyorlar.

Abdullah Kaşgâri’nin vefatının ardından, oğlu ve mahdumu Ubeydullah Efendi şeyhlik makamına geçerek on sene hizmetlerde bulunuyor ve tıpkı bir bayrak yarışı şeklinde müstemirren devam eden bu Hakk’a ve halka yapılan hizmetler sekteye uğramadan sürdürülmüş oluyor.

Ubeydullah Efendi’nin vefatından sonra, bugün, bütün tarikatların bidayet noktasının müsebbibi olarak kabul edilen Abdülkâdir Geylâni Hazretlerinin torunlarından İsâ Geylâni, mürşidlik makamıyla techiz oluyor ve 1770’den ölümüne kadar tam yirmi dört yıl süreyle nasihat ve vaazlarıyla müridlerini ve feyz almaya istidadlı insanları irşad ediyor. ''Küllü nefsin zâikatü-l mevt'' ayeti mucibince, İsâ Geylâni de ölümü tadıyor ve Kaşgâri Dergâhı’nın bahçesine defnediliyor. Sairlerinden farklı olarak bu mübarek zatın türbesi, bizzat Sultan Üçüncü Selim Han tarafından yaptırılmıştır.

Buraya kadar bahsettiklerim, dergâhın ilk kuruluş aşamasındaki en büyük şeyhlerinin kısa çizgilerle hayat hikâyeleri, dergâha ve irşad yolunun isteklilerine ve sair insanlara yaptıkları hizmetlerden ibaret. Bununla beraber toplamda 12 şeyhin mürşid makamında bulunduğu bu kutlu mekân, 20. yüzyılda, Seyyid Abdülhâkim Arvasi’nin gelişiyle son altın çağını yaşıyor ve akabinde asırlardır sürdürdüğü işlevini ne yazık ki yitiriyor.

Abdülhâkim Arvasi. Altın silsilenin otuz dördüncü halkası, seyyid ve büyük mürşid… Abdülhâkim Arvâsi’nin üzerinde önemle durmak lâzım, zira kendisi Kaşgâri Dergâhı’nın son şeyhi ve bir çok ünlü simanın da hayatını şekillendirmiş bir zat. Bunlardan en meşhurları Necip Fazıl Kısakürek ve Hüseyin Hilmi Işık...

Orada, İstanbul’un ruhunu büsbütün iliklerinizde hissedebilirsiniz

Fakat Abdülhâkim Arvasi'den, Kaşgâri Dergâhı'nın tarihçesini kısa hatlarıyla anlattığımız işbu yazının muhtevasında bahsederek, O'nun kıymetli ruhaniyetine yeterince değinememekten korktuğumdan, şimdilik Abdülhakim Arvasi hakkında söyleyeceklerime, ilerde daha geniş ele alma ümidiyle, burada noktayı koyuyorum.

Kaşgâri Dergâhı, Murteza Efendi’nin gördüğü bir rüyayla başlayan yolculuğunun ardından, asırları devirerek, Abdullah Kaşgâri, İsâ Geylâni, Ubeydullah Efendi ve Seyyid Abdülhâkim Arvâsi’nin çerçevelediği büyük ufukların gölgesi altında abideleşmiş ve ufukları delen sonsuzluğunda, bugün, Piyer Loti tepesinde, müşahhas plânda olmasa bile mücerret plânda, halen irşadına istimrar etmektedir.

Avlusundaki tulumbasından buz gibi suyunu içebileceğiniz, Haliç’in manzarası ve etrafındaki ağaçlarıyla huzuru bulabileceğiniz Kaşgâri Dergâhı, İstanbul’un ruhunu büsbütün iliklerinde hissetmek isteyen ve İstanbul’u tam mânâsıyla tanımaya başlamak için çıkmak isteyeceğiniz yolculuğun ilk merhalelerinden biri olabilir. Burnumuzun dibindeki, gözümüzün önündeki, ruhumuzun aşinası tarihten bihaber olmayalım. İstanbul’un, eğlence mekânlarından, boğaz kıyısındaki restoranlardan ve yat gezilerinden ibaret olmadığını hatırlayalım ve her karışından tarih fışkıran bu şehre hak ettiği kıymeti, ona sahip çıkmakla ve ona ait olduğumuzu hissettirmekle verebileceğimizi unutmayalım.

Kadir Sarıkaya yazdı

Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2019, 09:05
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Cüneyt Üçışık
Ahmet Cüneyt Üçışık - 2 yıl Önce

Yaklaşık 90 sene önce, hayatı, eserleri ve ilmi şahsiyetine dair hususiyetlerin bilinmesi için kendisine yöneltilen suallere vermiş olduğu teferruatlı cevaplardan oluşan "Hal Tercümesi" eseri, büyük din âlimi ve tasavvuf büyüğü Abdülhakim Arvasî Üçışık Efendi Hazretleri'nin şahsi ve ilmi biyografisi için birinci dereceden kaynak niteliğindedir. Kitabın önemli özelliği, doğrudan asli nüsha esas alınarak hazırlanmış olmasındadır. Safi Efendi'nin hattıyla temize çekilmiş nüsha'nın ayniyle içinde

merve aygün
merve aygün - 7 yıl Önce

yazınız çok güzel olmuş Allah razı olsun. soru sormak istiyordum. bu dergah hala faal mi aynı eğitim veriliyor mu? ve halka açık mı? ziyaret edilebilinir mi? teşekkür ederim..

nidayi sevim
nidayi sevim - 7 yıl Önce

Yazınızı beğendim. Elinize sağlık... Şu cennetten inme kitabeler¸Kulak versen neler söyler?Nedim, Bâk, Itrîler,Gül derer, gönül işler,Nice erenler, pirler… Rûfai, Uşşaki, Kadiriler¸Kaşgari'de zikreder¸Nakşibendî dervişler… Emir Bûhari¸ Özbekler,Bahariye'de Mevlevîler,Vecd ile sema eyler,Melekler dahi ânı seyreyler.İşte böyle bir gülistan,Nurlu Eyüpsultan…

Emrullah Bolat
Emrullah Bolat - 7 yıl Önce

Bir gün bu dergahın yanındaki camide namaz kıldık. üç kişi idik. Ben ve bir arkadaşım camiden diğer arkadaştan daha erken çıkmıştık. Türbenin kapalı kapısı önünde bekliyor ve içeri girip bir fatiha okuyalım mı girmeden devam mı edelim diye düşünüyorduk. O sırada türbenin kapısı bir gıcırdama ile sonuna kadar açıldı ve biz arkadaşla şaşırıp kaldık. İçeri girip dua ettik. Çıktık sonra. Bu da benim bir hatıram :)

aydın başar
aydın başar - 7 yıl Önce

Bu kadar mübareğin yattığı bir tepeye Pier Loti gibi bir adamın ismi yakışmaz elbette... Oranın asıl ismi Eyüp sultan tepesidir. Bu kullanımı yaygınlaştırmak hepimizin,/ümmetin görevidir. selam ve dua ile...

banner19

banner13