banner17

Viyana'daki İslam Merkezi kalbe ferahlık veriyor

Meşhur Donau Nehri’nin tam kıyısında Viyana İslam Merkezi ve durak ile cami arasında iç ferahlatan bir yeşilin içinden, nehir havasının da eşlik edişiyle yürüyorsunuz. Deniz Baran yazdı.

Viyana'daki İslam Merkezi kalbe ferahlık veriyor

Geçen haftalardaki Avusturya seyahatimde ziyaret ettiğim birkaç camiden bahsetmek üzere açılışı Viyana’nın merkezindeki Rıdvan Camii ile yapmıştım. Türk cemaate ait olan bu cami, Milli Görüş’e ait bir dernek sayesinde kurulmuştu. Rıdvan Camii’nden çıkar çıkmaz uğramak için yola koyulduğum asıl hedefim ise Viyana İslam Merkezi (Vienna Islamic Center) idi. Viyana’nın en büyük ve en köklü camisi olan bu merkeze internette baktığımda mütevazı ama etkileyici bir görünüme sahipti. Ayrıca şehirdeki konumu da çok güzel duruyordu.

Rıdvan Camii’nden sonra kısa bir metro yolculuğu ile şehir merkezinin en dıştaki bölgelerinden biri olan Floridsdorf’a vardım. Zaten durakta iner inmez 32 metrelik minare sizi selamlıyor. Duraktan çıkıp kısa bir mesafe yürümek gerekiyor ki aradaki mesafe insana huzur veren bir yol. Meşhur Donau Nehri’nin tam kıyısında çünkü Viyana İslam Merkezi ve durak ile cami arasında iç ferahlatan bir yeşilin içinden, nehir havasının da eşlik edişiyle yürüyorsunuz.

Mescidin farklı köşelerinde oturup sessizce sohbet eden cemaat

Caminin son derece sade ancak bir şekilde (en azından benim fikrim) göze hoş gelen bir mimarisi var. Yalın bir havaya sahip ve camiye girerken hissedilmesi gereken huşuyu sağlayan bir atmosferi var. Güzelce tasarlanmış ve mekânın ruhuna uyan bir kapıdan içeri adım attığınızda dışarıdaki yalınlığı ve huzuru içeride de buluyorsunuz. Beyaz boyalı duvarlar genel olarak Kâbe fotoğraflarıyla bezenmiş. Bir adım daha atıp mescide girdiğinizde ise hissettiğiniz huzur daha da yükseliyor. İçerisi ışıl ışıl… Büyükçe pencerelerden içeri süzülen ışık ortama huzurlu bir aydınlık veriyor. Geniş, yayvan bir kubbeye sahip mimari mevcut olduğu için tavan da ortamın ferahlığını pekiştiriyor.

Tabi bu sade güzelliği, huzuru tamamlayan en büyük unsur aynı sakinlik içerisinde mescidin farklı köşelerinde oturup sessizce sohbet eden cemaatti. Gittiğimde öğlen namazı vaktine yakındı. Yavaş yavaş cemaat toplanmaktaydı. Kenarlara dizilmiş amcalar, abiler ya sessizce muhabbet ediyor ya da bir şeyler okuyordu. En ilgi çekici yanıysa farklı kökenlerden gelen insanların oluşuydu. Ne de olsa bu cami, Rıdvan Camii gibi bir Türk cemaatin himmetiyle yapılmış bir cami değildi ve bu sebeple herkese hitap ediyordu.

Ne yalan söyleyeyim, Avrupa’da Türk, Balkan vb. gruplar tarafından yapılan ve bir nevi onlara ait olan camiler yerine bu tip kapsayıcı camiler daha çok hoşuma gidiyor. Klişe bir “herkes geliyor, kaynaşıyor, bütünleşiyor” meselesi değil böyle düşünmemin sebebi ama bir şekilde daha derinlikli muhabbetin olduğu mekânlar oluyor sanki bu tip camiler. Bu tamamen hissiyata ve az buçuk tecrübeye dayalı bir gözlem tabi, doğruluğu tartışılır. Avrupa’daki Türk camileri genelde (istisnalarını da gördüm) biraz hengame içinde oluyor sanki; bu da bir diğer sebep.

Batı Avrupa ülkeleri arasında tek örnek

Viyana İslam Merkezi’ni ziyaret vesilesiyle aslında bu caminin tarihinden bahsetmek istiyorum, zira tarihi anlatma vesilesiyle de İslam ile diğer Avrupa ülkelerine nazaran daha farklı bir ilişkisi olan Avusturya’yı da masaya yatırabiliriz. 1969 yılında şu an caminin bulunduğu 8300 metrekarelik arsayı alan Avusturya İslam Topluluğu, İslam Merkezi’nin inşaatına başlamış. Genelde geçmiş yüzyıldaki işçi göçleri (Türkiye’den başta olmak üzere) veya iltica eden kitleler ile Avrupa’da genişleyen Müslüman nüfus Avusturya’da çok daha köklü bir geçmişe sahip. Çünkü yukarıda saydığım iki faktörden bağımsız olarak Müslüman kitleleri barındırmak durumunda kalan bir ülke Avusturya. Ülkede ikinci yaygın din İslâm ve yüzde 7 gibi çok ciddi bir Müslüman nüfus (Viyana’da oran %12,5) mevcut günümüzde.

1912 yılında “Act of Recognition” yani Türkçe tabirle “Tanıma Anlaşması” ile Müslümanlar bir topluluk olarak hukuki düzlemde tanınıyor. Tabi bunun birçok hukuki getirisi var ancak detaylara geçmeden durumu şöyle ifade edebiliriz: Bu durum Batı Avrupa ülkeleri arasında tek örnek.

Tüm yukarıda sayılanların tarihi aslında 1. Dünya Savaşı öncesi zamanlara dayanıyor. Malum, Osmanlı Devleti döneminde Balkanlar’da ve çevresinde birçok Müslüman yaşıyordu, hatta genel popülasyonu Müslüman kentler bol sayıdaydı. İşte o dönemde aynı alana nüfuz eden bir diğer büyük devlet Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ydu. 1. Dünya Savaşı’na giden yolda imparatorluklar sona yaklaşırken, bilhassa Balkanlar ve çevresi yeni sınırlara ve egemenlere tabi olup gitgide bölünüyordu. Bu süreç içerisinde günümüzdeki sınırlarına ulaşan Avusturya da imparatorluk bakiyesi olan hatırı sayılır bir Müslüman nüfusu kendi içinde buluverdi. İşte o dönemden beri Müslüman nüfus ile diğer Batı Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha yakın ilişki kurmak durumunda kalan bir ülke Avusturya. Birkaç ay önce, Müslüman topluluğa ait Act of Recognition’dan beri süregelen hakları Charlie Hebdo saldırısı akabinde kısıtlayıcı kararlar alan Hükümet’e yoğun tepki gelmesinin sebebi de kısaca özetlediğim bu sıkı ilişki.

Viyana’nın en büyük camii

Viyana İslam Merkezi’nin anlattıklarımdan bağımsız sayılamayacak olan kendi tarihine dönersek, Avusturya’da etki sahibi olan İslam Topluluğu tarafından büyük bir ihtiyacı karşılamak üzere 1969’da inşasına başlanan bu cami maddi imkansızlıklar sebebiyle sekteye uğruyor. Ta ki 1975’te Suudi Kralı Faysal maddi eksikleri gidermeyi taahhüt edene kadar. Kral Faysal’ın yolladığı yardım ile 1977’de tekrar faaliyete geçen inşaat 1979’da nihayete eriyor ve dönemin Avusturya Başbakanı Rudolf Kirchschlager’ın katılımıyla Merkez’in açılışı yapılıyor.

Açıldığı günden bu yana Viyana’nın en büyük camii olma özelliğini koruyan bu merkez günümüzde de Viyana’daki Müslümanların ortak değeri konumunda. İslami eğitimler ve faaliyetlerin yanısıra spor, sanat gibi birçok alanda da Merkez odaklı etkinlikler yapılıyor. Almanca basılan broşürler, kitapçıklar ile bir nevi tebliğ çabası da gözlemleniyor. İslam’ın temel değerlerini ve Peygamber (s.a.s)’ın ne getirdiğini kısaca özetleme çabasında olan el kitapçıkları ilgi çekiciydi. Benim ziyaretimin akabindeki haftada “Uzun Gece” adlı bir etkinlik yapılacaktı, dikkatimi çekti. Akşam (veya yatsı da olabilir) namazından başlayarak neredeyse sabah namazına kadar sürecek konferanslar, sohbetler vb. etkinlikleri içeren yoğun ama Müslüman topluluk açısından heyecanlı bir programa benziyordu.

Bir gün Viyana’ya yolunuz düşerse, hiç yoktan Donau kenarında oturmak bahanesiyle bile bu İslami merkezi ziyaret edebilirsiniz.

Haberin fotogalerisi için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/?aType=fotohaber&FotoID=9203 

 

Deniz Baran yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2015, 16:12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20