Visconti Avlusu'nda İznik Çinilerinin Peşinde

Rivoli caddesine neredeyse boydan boya yerleşmiş sekiz bölümden oluşan ve bir zamanlar saray olarak kullanılan Louvre’a, daha doğrusu sanatı adeta bir mücevhermiş gibi koruyan Fransızlara hayran olmamak elbette mümkün değil. Müzede her gördüğümde heyecanlandıklarımın yanında bir de gördükçe üzüldüklerim, hatta içimin cız ettikleri var: Visconti Avlusu’ndaki İslam eserleri... Fatma Esma Arslan yazdı.

Visconti Avlusu'nda İznik Çinilerinin Peşinde

Her yıl yaklaşık 9 milyon kişinin ziyaret ettiği, bir yarısının da bahçesindeki cam piramiti parmakları arasına almaya uğraştığı, kimilerinin biraz ilerideki Tuileries Bahçesi’nde kahve molası verdiği, sanatla uğraşanlar için bir cennet Louvre Müzesi. Rivoli caddesine neredeyse boydan boya yerleşmiş sekiz bölümden oluşan ve bir zamanlar saray olarak kullanılan Louvre’a, daha doğrusu sanatı adeta bir mücevhermiş gibi koruyan Fransızlara hayran olmamak elbette mümkün değil. Ancak Louvre’un koridorlarında gezdikçe bu sanat düşkünlüğünün zamanla nasıl hırsızlığa dönüştüğü suratınıza tokat gibi çarpıyor.

Yaklaşık 35 binden fazla sanat eserinin sergilendiği Louvre’da “Cana’da Düğün”, Napolyon’un Taç Giyme Töreni, Eugene Delacroix’nın “Halka Yol Gösteren Özgürlük” tablosu gibi her gördüğümde heyecanlandıklarımın yanında bir de gördükçe üzüldüklerim, hatta içimin cız ettikleri var: Visconti Avlusu’ndaki İslam eserleri. İtalyan arkeolog Louis Visconti, ölümünden 2 yüzyıl sonra Louvre Müzesi’nde ismini taşıyan, üzerine uçan havlu kondurulmuş avluda, 12 yüzyıllık çalınmış bir mirasın sergileneceğini bilse tepkisi ne olurdu?

2. Selim’in türbesinin bir kısmı aslında Louvre’da yer alıyor

Louvre’un Denon kanadından ulaşılan 3 bin metrekarelik alana kurulmuş İslam eserleri kısmında 3 bin İslam eseri sergileniyor. Eserler arasında Körfez ülkelerinden Mısır’a çeşitli ülkelerden getirilmiş, Selçuklu seramiklerinden İznik çinilerine kadar hat, tezhip ve birçok minyatüre rastlamak mümkün. Özellikle İznik çinilerinden oluşan panoların güzelliği önce derin bir hayranlık uyandırırken ardından da şu soruyu sorduruyor: Bu topraklarda bu eserlerin ne işi var? İznik’te Kabe’yi temsil ederek yapılmış çinilerin Paris’e yolu nasıl düşmüş olabilir?

Bu sorunun cevabı, Sultan Abdülhamid’in dişçisi Albert Sorlin-Dorigny’de gizli. Tarihçi Murat Bardakçı, Sorlin-Dorigny’nin 1896’da Ayasofya Camii’nin avlusunda bulunan padişah türbeleri ile kütüphane binasını restore ettirmek istediğini ve tamir bahanesiyle 16. yüzyıldan kalma birçok çiniyi çaldığını, anlaşılmasın diye de çalınan eserlerin benzerlerini çini atölyelerinde yaptırdığını ve yerine sahtesini koyduğunu söylüyor. Dönemin Vakıflar Bakanlığı’ndan gerekli izinleri yoğun uğraşlar sonucunda bir şekilde alan dişçi, 2. Selim’in türbesindeki 16. yüzyıldan kalma çini panoyu tamir bahanesiyle alıp Paris’e getiriyor, Fransa’da bir seramik atölyesinde sahtelerini ürettiriyor ve asıllarını da Louvre Müzesi’ne satıyor. Dişçi yalnızca çinileri değil, kitabe, bordür ve benzeri birçok eseri de çalarak aynı yöntemi uyguluyor.

2. Selim’in türbesinin zemininden tavana kadar sağ ve solda yer alan 4,5 metrelik çini panolar ilk bakışta birbirinin aynısı gibi dursa da soldaki pano daha soluktur ve çizgileri birbirine benzemez. Çünkü soldaki pano Choisy Le Roi Seine Seramik Atölyesi’nde üretilmiş ve sanki restorasyondan getirilmiş gibi aslıyla değiştirilmiştir. Panonun aslı ise “Biz çalmadık, parayla satın aldık” denerek Louvre Müzesi’nde sergileniyor. Hem de envanter numarasıyla. Kısacası 2. Selim’in türbesinin bir kısmı aslında Louvre’da yer alıyor.

Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, çinilerin Türkiye’ye iadesi için yoğun bir diplomasi trafiği sürdürmüş ancak olumlu bir yanıt alamamıştı. Bugün aldığınız en ufak bir eşya bile çalıntı mal çıktığında başınız derde girerken, canım çini panoyu çalanların yanına kâr kalması ve üstelik onun üzerinden para kazanması da insanın akli melekelerini zorlayan başka bir husus.

19. yüzyıldan kalan hediye fincan başıma ne işler açtı

Paris’teki komşum Madame Marshall, benim fincanlara olan merakımı bildiğinden bana büyükannesinden kalan bir çay fincanı hediye etmiş ve kısa süre sonra da hayatını kaybetmişti. Fincanın kaçıncı yüzyıldan kaldığı ve hangi seramik atölyesinden çıktığını öğrenmek için Paris’teki ünlü bir antikacılardan birine gittim ya da gitme gafletinde mi bulundum desem. Antikacı fincanı gördükten sonra arkadaki odasına giderek bazı telefon görüşmeleri yapmış ve inceden inceye benim fincanı nereden “çaldığımı” sormuştu. Fincanın bana komşum tarafından hediye edildiğini anlatmaya çalışsam da dinlememiş, fincanın 19. yüzyılın sonlarında Fransa’nın güneyinde yaşayan çok zengin bir ailenin koleksiyonundan çalındığı iddiasını sürdürmüştü.

Madame Marshall da o ailenin geliniydi, subay olan eşinin büyükannesi kendisine o dönem ordu mensupları için bir kereye mahsus üretilen bu çay takımını hediye etmiş ancak takımdan geriye kulpu kopmuş tek bir fincan ve tabağı kalmıştı. İlerlemiş yaşına rağmen, 1950’lerden kalma tayyörlerinden birini her gün özenle giyerek dışarı çıkan Madame Marshall, ekseriyetle markete gider birkaç parça alır ve sokağın başındaki kafede bir kahve içmeden eve dönmezdi.

Onunla tanışmamız da yalnızlıktan yapılan bu market-ev arasındaki gidiş geliş esnasında olmuştu. O kadar yavaş yürüyordu ki yayalar için yanan yeşil ışık karşıya geçerken kırmızıya dönmüş ve hızla akan trafiğin ortasında kalmıştı. Hemen geri dönmüş, yaşlı kadını neredeyse kucaklayarak yolun karşısına geçirmiştim. Bana defalarca teşekkür etmiş, aynı binada oturduğumuzu öğrenince de çok mutlu olmuştu.

Yaklaşık 1 yıl boyunca Madame Marshall ile komşuluğumuz devam etti. Evime davet ediyor, Türk kahvesi yapıyordum. Paris’te her hafta kurulan 2. el pazarlardan bin bir pazarlıkla topladığım fincanlar onun da dikkatini çekmiş ve bana ilk tanıştığımız günün anısına bu değerli fincanı hediye etmek istediğini söylemişti. Aşk şehri Paris’te bir zamanlar çok zengin ve çok güzel olan bu yaşlı ve yalnız kadının bana olan sevgisinden gözlerim dolarak hediyesini kabul etmiştim.

Kısacası kulpu kırık gümüş işlemeli bir fincan için neredeyse karakola düşeceğim Paris’teki Louvre Müzesi, 4,5 metrelik çini panonun nereden söküldüğünü dahi sormadan, adeta fırından baget alır gibi satın almış, sorulduğunda da “e parasını ödedik” yanıtını vermişti.

“Çaldık ama sor neden çaldık?”

Louvre yönetimi ise, İslam eserlerinin Müslümanlara teslim edilemeyecek kadar önemli olduğu görüşünde. 2012’de Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından açılan İslam Eserleri Bölümü’nün sorumlusu Sophie Makariou, açılış töreninde çalıntı eser iddialarını reddetmiş, hatta İslam eserlerini Louvre’da toplayarak İslam kültürünün cihatçı grupların elinden kurtarıldığını dile getirmişti.

Pardon Madame ama bu görevi size tam olarak veren kim? Yani İslam’ı “cihatçıların” elinden kurtarmak size mi düştü? Üstelik bunu İznik çinisi çalarak yapmaya çalışmanız da takdire şayan.

Hatta, Makariou, İslam eserlerinin birçoğunun kiliselerin hazinelerinden çıktığını, oralarda özenle saklandığını (!) belirtmiş; gerekçe olarak da “eserler o kadar güzel ve etkileyici ki kiliselerde özenle korunmuşlar” yorumunu yapmıştı. Makariou’nun ifadelerinin aslında tam tercümesini şu şekilde okumak gerekli: “Müslümanlar bu sanat işinden anlamadığı için bu canım eserler birileri tarafından çalınarak kiliselerde saklanmış. 1,5 milyarlık İslam dünyası kendi eserlerini de koruyamadığından görev bize düşmüş.” Kısacası diyor ki evet çaldık ama sor neden çaldık… Amacımız vallahi İslam dünyasına hizmetti. Hem sizin sanatınızı koruduk hem de dininizi cihatçı grupların elinden kurtardık. Bir taşla 2 kuş hesabı.

Hollande da eserlerin sonunda “hak ettiği” (!) yeri bulduğunun altını çizmiş, İslam medeniyetinin yaşayan en hoşgörülü medeniyet olduğunu kaydetmişti. Bu kadar eseri kaçır, sorulduğunda ‘onlar aslında benimdi, parayla aldım’ de, sonra bir de envanter numarasıyla sergile. Bu eserleri çaldığın medeniyet de seni sessizce izlesin, hatta finanse etsin. Hoşgörüden sarhoş olmalık bir durum esasen.

Muhtemelen kendileri hiç duymamıştır ancak bu eserlerin çalındığı topraklarda bir tabir vardır durumu özetleyen; Hem yavuz hem hırsız diye… Visconti Avlusu’ndaki İznik çinilerinin insana düşündürdüğü tam da böyle…

“Visconti Avlusunda İznik Çinilerinin Peşinde”, Kitabın Ortası dergisi, Nisan 2017, sayı 1.

 

Fatma Esma Arslan

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2018, 11:37
banner12
YORUM EKLE

banner19