banner17

Vefa semti nerden gelir?

İstanbul'un eski semtlerinden biridir Vefa. Peki Vefa ismi nereden gelmiştir?

Vefa semti nerden gelir?

Şeyh Vefa, Esir Bey ve kara kedi

Asıl adı Mustafa, lakâbı Musliheddin’dir. “Ebû’l-Vefâ”, “İbnü’l-Vefâ”, “İbn-i Vefâ”, “Şeyh Vefâ” ve “Vefâzâde” gibi değişik adlarla anılmaktadır. Konya’da dünyaya gelen Şeyh Vefa’nın doğum tarihi bilinmemektedir. Babasının adı Ahmed Sadri’dir. Zeyniyye tarikatına mensup olup Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan II.Bâyezid devri şeyhlerindendir. Tasavvuf yoluna girmesi Edirne’de “Debbağlar İmamı” diye meşhur olan Şeyh Musliheddin Halife’ye bağlanmak suretiyle gerçekleşmiştir. Şeyhinin izni ve işareti ile Şeyh Abdüllatif Kudsî’ye bağlanmıştır. Daha sonra irşad için izin aldıktan sonra ilk olarak Karamanoğulları’nın idaresinde bulunan memleketi Konya’ya giderek burada faaliyet göstermiştir. Daha sonra Konya’dan İstanbul’a gitmiştir. Ancak hangi tarihte gittiği kesin olarak bilinmemektedir.

Hac görevini ifa etmek amacı ile, Konya’dan Antalya’ya geçip bir gemiye binerek Mısır’a doğru yola koyulmuştur. Bindikleri gemi Rodos korsanları tarafından yakalanmış içindekilerle birlikte esir edilmiştir. Bu arada Şeyh Vefâ Hazretleri hiçbir harekette bulunmamış ve kaderine rıza göstererek kız kardeşi ile birlikte esirlere katılmıştır. Şeyh Vefâ’nın esir düştüğünü haber alan Karaman Emiri İbrahim Bey Rodos’a adam göndermiş ve fidye vererek Şeyh Vefâ’yı ve kız kardeşini esaretten kurtarmıştır. Bu olaydan sonra İstanbul’a dönen Vefâ Hazretleri halkı irşad ve ibadet ile meşgul olmuştur.

Fatih Sultan Mehmed zamanında İstanbul’a gelmiş ve padişahın büyük yardım ve desteğini görmüştür. Sultan Mehmed Han onun için, daha sonra adına nisbetle “Vefâ” diye anılacak olan semte bir cami ve çifte hamam inşa ettirmiştir. Zühd ve takvası, tesirli vaazları ve irşad yolundaki başarıları sayesinde kısa zamanda namı her tarafa yayılmıştır. Musikî usul ve makamlarına göre tertiplediği evrad, zikir ve ilâhiler pek meşhurdur. Ömrünün son yıllarında münzevî bir hayat yaşamayı tercih etmiştir. Kolay kolay dışarıya çıkmaz. Ziyarete gelenleri de büyüklerden dahi olsa istemezse kabul etmezdi. Arapça, Farsça ve Türkçe yazılmış bir çok şiir ve risâleleri vardır. Şiir ve yazıları derin manalı ve nükteli idi. Şeyh Vefâ Hazretleri 1491 yılında Hakka yürümüştür.

Şeyh Vefa Türbesi

Şeyh Vefâ Türbesi

Şeyh Vefâ Camii’nin sol tarafındaki türbeye defnedilmiştir. Türbe dıştan 8,30 x 8,30 m boyutlarındadır. Duvarları 80 cm kalınlığındadır. Duvarlar üç sıra tuğla, bir sıra ince yontulu küfeki taşından örülmüştür. Türbenin üstü kiremit ile kaplıdır. Her cephede iki tane olmak üzere toplam sekiz tane pencere vardır. Abdülkadir Erdoğan’a göre türbede üç tane sanduka vardır. Ancak günümüzde toplam beş sanduka bulunmaktadır. Ortadaki sanduka Şeyh Vefâ Hazretlerine aittir. Sandukasının başında Alî Paşa’nın kızı Selma Hanım tarafından yazılmış bir levha bulunmakta idi.

Levhada şunlar yazılıydı;

Muktedâ-yı ehl-i ma’nâ Musliheddîn Bû’l-Vefâ

A’yün-i uşşâka hâk-i merkâdıdır tûtiyâ

H.1297 (M.1879)

(Musliheddîn Ebû’l-Vefâ, ma’nâ ehlinin, evliyânın uyduğu kimsedir.

Mezarının toprağı, âşıkların gözlerine sürmedir.)

Şeyh Vefa TürbesiTürbede şu zatlar medfundur:

1. Şeyh Abdüllatif Vefâyî Efendi

2. Şeyh Ali Vefâyî Rumî Efendi

3. Şeyh Vefâ Hazretleri

4. Şeyh Davud-u Vefâyî Efendi

5. Şeyh Vefâ’nın kız kardeşi

Türbenin giriş kapısı üstündeki Farsça kitabede şunlar yazılıdır:

İn Şem-i firuz herem-i ka’be-i esrâr

Begozaşt es an pel ke gozer kerd keh o meh

Hahi ke bedani sefer-i Şeyh Vefâ ra

Der yab zi târih (ilâ rahmeti Rabbih)

(Sırlar ka’besinin harimini parlatan o çerağ

Küçük ve büyüğün geçtiği köprüden geçti

Şeyh Vefâ’nın ölüm târihini “İlâ rahmeti Rabbih”de bul.)

Şeyh Vefa’nın kedisi ve Esir Bey

Şeyh İbrahim Has Efendi Tezkiret’ül-Has isimli eserinde kaydettiğine göre bir gün Şeyh Vefâ Hazretleri Çilehanesinde ibadet ile meşgul iken komşularından bir kadın yanına gelmiş, “Oğlum Malta’da esirdir, kurtarmanızı rica ederim” demiş. Vefâ Hazretleri “Dua edelim de kurtulsun” cevabını vermiş ise de kadın “Ben dua istemem, oğlumu isterim” diye ısrarını tekrar etmiş. Şeyh Vefâ’nın yanında siyah bir kedi bulunuyormuş. Kediyi göstererek “Söyleyelim de oğlunu şu karakedicik kurtarsın” demiş. Kadın da kabul ederek Şeyh Vefâ’nın yanından ayrılmış. Kadının oğlu Esir Bey Malta Adasında bir Hıristiyanın esaretinde çalışmakta ve onun mutfağında yemekler yapmaktaymış. Bir gün balık pişirecekmiş. Temizleyip hazırladığı zaman orada bir karakedi belirmiş. Balığı hemen kapıp kaçmış. Esir balığı kedinin ağzından kurtarmak için arkasından koşmuş. Kedi kapıyı açık bulduğu bir eve girmiş. Esir kapıyı çalmış ve içeridekilere balığı kapan kedinin bu eve kaçtığını söylemişse de ev sahibi böyle bir kedinin eve gelmediğini söylemiş. Bu sırada bulunduğu yerin Malta değil, Vefâ Mahallesi ve görüştüğü şahsın kendi annesi olduğunu anlamış. Oğul, ana birbirine sarılmışlar ve her ikisi tarafından yaşanan olaylar duyulmuş. Birlikte kalkıp Şeyh Vefâ’nın Çilehanesine gelmişler. Vefâ Hazretlerinin yanındaki kara kediyi gören Esir Bey “İşte ana, balığı kapan kedi şu idi” demiş. Gerek oğlu ve gerek anası bu olayı görünce Şeyh Vefa Hazretlerinin yanından ölünceye kadar ayrılmamışlar ve onun hizmetinde bulunmuşlar. Vaktiyle “Vefa’nın kedisi gibi karşıma çıktı” şeklinde bir sözün pek meşhur olduğu söylenir.

Günümüzde Şeyh Vefâ’nın Çilehanesi’nin hemen bitişiğinde üzerinde çeşitli motifler olan 30 santim yüksekliğinde 2 metre uzunluğunda mermer bir taş vardır. Rivayetler değişik. Kimine göre burada Esir Bey’in kabri bulunmaktadır. Bir başka rivayete göre ise bu mezar Şeyh Vefâ Hazretlerinin kedisine aittir.

Şeyh Vefa Türbesi

Hazirede medfun olan önemli zatlar

Lala Mehmed Paşa

Abdülkadir Erdoğan“Fatih Mehmed Devrinde Istanbul’da Bir Türk Mütefekkiri Şeyh Vefa Hayatı ve Eserleri” adlı kitabında Şeyh Vefâ haziresinde bugün mevcud olmayan kubbeli türbede medfun olduğunu yazmaktadır.Lala Mehmed Paşa Tekeli’dir. Defterdar, Nişancı ve 1591 yılında Lala olmuştur. 1594’te ve Sultan III.Mehmed’in cülûsunda vezirlik rütbesi verilmiştir. 1595 yılında sadrâzam olmuş ve daha sonra Şirpence hastalığına tutularak ölmüştür. Padişah vefâtından sonra bu zatın türbesini ziyaret etmiştir.

Ramazan Paşa

Lala Mehmed Paşa Türbesi’nde medfundur. “Târih-i Vefât Hazret-i Ramazân Paşa” ölümüne düşürülen tarihdir. Kabir taşının kitabesinde “Rahmetullah-ı Âli Medfeni” cümlesi yazılıdır. Ramazan Paşa maliyeden yetişmiş, baş defterdâr, III.Mehmed’e lala, 1593’de Konya Vâlisi, 1597 yılında Kıbrıs Beylerbeyi olmuş ve 1604 senesinde Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Üveys Paşa’nın kardeşidir.

Hekim Çelebi

Asıl ismi Mehmed bin Seyyid Ahmed olup İznik’de dünyaya geldi. Doğum tarihi bilinmemektedir. Çivizâde’den ilim tahsil etti. Nakşibendiyye tarikatının büyüklerinden Emir Ahmed Buharî Hazretlerinin dergâhında Mahmud Çelebi ve Bursalı Lâmiî Çelebi’nin derslerinde bulunup tasavvufta ilerledi. Hakim İsa Çelebi’den tıb ilmini öğrendi ve Hekim Çelebi ismi ile anılmaya başlandı. Emir Ahmed Buharî’nin vefâtından sonra bir müddet dergâh kurmadan irşada devam etmiş, daha sonra müridi olan Rüstem Paşa’nın ısrarı ile Koska semtinde adına kurulan Hekim Çelebi Tekkesi’nde vefât edinceye kadar halkı irşada devâm etmiştir. 1566 senesinde İstanbul’da Allah’ın rahmetine kavuştu. Kabri, Şeyh Vefâ Türbesi’nin giriş kapısının sağında yer almaktadır.

Atâullah Efendi (Atâî Ahmed Efendi)

Sultan II.Selim Han’ın hocasıdır. Adı Ahmed, lakabı Atâullah, ünvanı “Molla” ve “Hace” dir. “Molla Atâullah” veya “Atâî Ahmed Efendi” diye tanınır. Doğum tarihi bilinmemektedir. İzmir’e bağlı Ödemiş kazasının Birgi kasabasındandır. 1571 senesinde İstanbul’da vefât etmiştir. Kabri, Hekim Çelebi’nin mezarı yanındadır.

Muhammed Muhyiddin Efendi

Niksarlı İbrahim Efendi’nin oğludur. 1495’te vefât etmiş

Şemsüddin Ahmed Ensarî

Aslen Genceli’dir. Rumeli Kazaskerliği yapmıştır.1600’de ölmüştür.

Mir Ahmed Ref’î

Meşhur hattatlardandır. Şeyhülislam Bahayî Efendi’nin tezkireciliğinde bulunmuştur.

Hacı Süleyman Halife

1727’de vefât etmiştir.

Mevlâna Ebubekir Çelebi

Mevlâna Hüseyin Yeganî’nin oğludur. Mezar taşının bir özelliği vardır. Baş ve ayak ucu taşlarının dört tarafında Arapça kitabe vardır. Dedesi, Fatih Sultan Mehmed Han devri âlimlerinden Molla Mehmed Yeganî’dir.

Hasan Tıbbî

Meşhur Hattatlardandır 1735 senesinde vefât etmiştir.

Mehmed Efendi (Cezâyirli Hasan Kapdanzâde)

Mevlâna Ebu Bekir Çelebi’nin yanında medfundur.

Kâtibzâde Zeynel Abidin Efendi

1594’de Vefâ Medresesi’nde müderris olan Zeynel Abidin Efendi 1601 Ramazan’ında Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Molla Şemsüddin Amed Karabağî

Âlimlerdendir. 1600 senesinde vefât etmiştir.

Yoluk Mehmed Dede

Aslen Isparta’nın Yalvaç kasabasındandır. “Yoluk Mehmed Efendi” veya “Yoluk Mehmed Dede” diye meşhurdur. Şehzâde Camiinde tefsir okutmakta idi. Her haftanın ilk dört gününü bütün ömrü boyunca tefsir okutarak geçirmiştir. 1591 senesinde vefât etmiştir.

Hızırzâde Mustafa Efendi

Mevlidhan ve Süleymaniye Camii’inin baş müezzini idi.

Şeyh Abdüllatif Mahrukî Efendi

Vefâzâde Zaviyesi’nin şeyhi idi. Zeyniyye tarikatine mensubtu. Uzun zaman İstanbul’da irşad postunda oturmuş, sonra Şam’da Ümeyye Camii’nde hatib oldu. Bir müddet sonra yine İstanbul’a gelerek, “Şeyh Vefâ Zaviyesi”ne yerleşti. Şeyh Abdüllatif Efendi kerametleriyle tanınmış olup, itikat sahibi, halis niyetli, çok yaşlı bir zattı. Yaşı yüzü aşmıştı. Kendisi “Ya Rabbi, beni nara, ateşe atma, dünyada yak fakat âhirette yakma” derdi. Bu duaları kabul olunup, bir gece tennur içinde yatmakta iken, tennurdan sıçrayıp bir kıvılcım yorganı tutuşturmuş ve yaşlılık sebebiyle davranamayıp, kendisi bağırıp seslendiysede, sesini kimseye duyuramadığında, vücudunun bir çok yerleri yanmış ve bu halle çok yaşamayıp, ertesi gün (1598) vefâtla, Şeyh Vefâ Türbesi haziresine defn edildi.

Şâir Nev’i

1533 senesinde Malkara’da doğdu. Şehzâde Mustafa, Bâyezid, Osman ve Abdullah’a hoca tayin olunmuştur. 1598 yılında ölmüş ve Şeyh Vefâ haziresine defnedilmiştir. “Tûtî vü Zağ”, “Hasb-i Hâl” ve “Netayicü’l-fünun” gibi eserleri ile divânı vardır. En büyük eseri ise “Fususü’l-Hikem Tercemesi”dir.

Doğan Pur anlattı

Güncelleme Tarihi: 24 Ocak 2011, 17:25
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Serkisof Ekspresyan
Serkisof Ekspresyan - 8 yıl Önce

Konyalı Dalga Dublaj Takımı' nın bir repliği bu.
Vefa' nın nereden geldiği kadar nereye gittiğiyle de ilgilenmeli.

hatice algın
hatice algın - 8 yıl Önce

Vefa'nın yollarından defalarca yürümeli ve sokaklarındaki o yorgunluğu ve o diri ölümleri dinlemeli..
Molla Gürani camisine bakıp hüzünlenmeli belki bir kere daha...
Hele Şeyh Vefa Hazretlerinin çilehanesine girmeden anlaşılmıyor Şeyh neymiş Vefa neymiş... Görevliden rica edin ve bir kere de olsa muhakkak oraya girin... Bambaşka bir ân hala devinim halindedir orada.

Rabbim bizleri de Vefa'nın vefalılarından kılsın.

Ve Allah razı olsun hocam Vefa'nız için...

ilknur
ilknur - 8 yıl Önce

vefa denince akla ilk gelenler; Vefa Bozacısı ve Vefa Lisesi. Eklemek istedim, teşekkürler...

K Tarih (İstanbul Tarih Portalı)
K Tarih (İstanbul Tarih Portalı) - 7 yıl Önce

Bu konu hakkında yazdığımız bir yazı. Bu hoş yazıyı görünce paylaşmak istedik. Selametle. http://www.ktarih.com/?p=131

banner8

banner19

banner20