Vadi bu sefer gerçekten kapandı!

Mehmet Aycı, Ankara için Vadi Kitabevi'nin önemini anlattı.

Vadi bu sefer gerçekten kapandı!

Şöyle hatırlıyorum; geçenlerde kapanan ve hakkında bir taziye yazdığımız Gökkuşağı Çayevi’nin solundaki kitapçılar çarşısında, daracık dükkânda, sevimli bir porselen demlikten Ercan Şen kendisine çay dolduruyor, çayın rengi mi sakalının rengine, sakalının rengi mi çayın rengine benziyor belli değil, fakir, mahçup bir kitap kurdu olarak, tabii, daha sonra Ercan Şen’in kendi yayıncısı olacağını nereden bilsin, başka şeyleri de nereden bilsin, evet, olanca çekingenliği ve harçlıksızlığı üzerinde içeri süzülüp kitaplara gıpta ile bakıyor, alıyor mu, alıyor da elbette…

Bilim tarihi, felsefe, sosyoloji kitapları yanında, Halime Toros’un, Şükrü Karaca’nın, Nihat Genç’in ilk kitaplarının yayıncısı olan Vadi’nin kapandığını birkaç hafta önce Ercan Şen’le görüştüğümüz telefon konuşmasında öğrenince içim cız etti; nedense o ilk karşılaşmayı hatırladım.

Simit dünyası mı olur artık, kebap dünyası mı…

Ankara’da kitap yayıncılığının medar-ı iftiharı Ercan Şen’le tanışmamız böyledir diyemeyeceğim, ancak ilk görüşme kaydettiğim gibidir. Sonrasında elbette kıyamet gibi karşılaştık, oturduk yemek yedik, beraber yolculuk yaptık, aynı sivil toplum çatısı altında bulunduk, onun Bayındır Sokak’taki yayınevi/kitabevinde Hakan Albayrak’tan Nihat Genç’e, Yasin Aktay’dan Osman Konuk’a, Hakan Şarkdemir’den Mehmet Can Doğan’a onlarca ehl-i kalemle halleştiğimiz, konuştuğumuz oldu. Sadece kitapçı yahut yayınevi değildi hani; Ankara’nın buluşulacak, konuşulacak üç beş mekânından biriydi.Vadi Kitabevi

Allah’ım şu cümleye bak: “Üç beş mekânından biriydi”; bu kadar soğuk değil elbette, kapandıktan sonra ilk görüşüm, yine Bayındır Sokak’ta bulunan Gezgin Kitabevi’nin mezadına giderken oldu; içi boşalmış, alt katın kepenkleri çekilmiş, Vadi yazısı ve bizim kitap kurdu yeşil karıncamız mekânın alnının çatında olanca sevimliliği ile duruyor ancak ne yazar, orası artık kiralık boş bir dükkândır, Allah bilir ya, simit dünyası mı olur, kebap dünyası mı olur, bir zıkkım olacak yakında, kitapçı olmayacağı ise kesin, kapanışın temel gerekçesi ekonomik ve oranın kirası anasının nikahı hani…

Yeşil karınca çocukların sevgilisi olmuştu

Şimdi, bu karışık cümlelerden sonra diyeceğim ki, kulakları çınlasın, “O çocuklar öyle mahzun ağlaya gittiler” dizesinin şairi İlhami Atmaca’nın tasarımı Yeşil Karınca logosu tekrar basımlarıyla birlikte bir nice kitap üzerinde, elinde kalemi, kitaplara yaslanmış halde gülümsemeye devam edecek.

Bu logonun ve tabii ki Vadi’nin hikâyesi de ilginç: Ercan Şen’in kendi kaleminden dinlemekte fayda var: “Derken birkaç gün sonra kulağı tırmalamayan, yumuşak tınılı ‘Vadi’ sözcüğü çıkageldi. İki heceli basit yapısı söylenişe kolaylık sağlıyordu; hem de hafızada kalması daha kolaydı. Daha da önemlisi, yeni bir başlangıç simgeliyordu. İnsanı rahminde koruyan, büyüten bir çağrışımı vardı. Üstelik ‘yeşil karıncaların düş gördüğü yer’ isimli bir belgeseli de seyretmiş olmak, bu yerin adını iyice belirginleştirmişti. Alman sinema yönetmeni Werner Herzog'un bir belgeseliydi bu. Avustralya yerlilerinin mitolojisine göre; evren yeşil karıncaların düş görmesiyle oluşuyordu. Her şey bu rüyalarla kaimdi. Eh, biz de bireysel ya da toplumsal bir rüyaya talip değil miydik eni sonu! Vadi’nin logosu da böylece şekillendi. Şair-grafiker İlhami Atmaca ile sabahladığımız 1990 yılının yaz günü, logo doğmuş oluverdi. Sırtını kitaplara dayamış yeşil bir karınca -oldukça egosentrik bir şekillendirmeyle insana benzetene kadar epey uğraştık- bir elinde entelektüelliğin alamet-i farikası pipoyla beliriverdi. Daha sonraki yeşil karıncakitaplarımızda o piponun yerini kamış kalem aldı. Bu yeşil karınca, biraz da o hayal mahsulü, hiç şeklini görmesek de kebikeçi, yani kitap kurdunu anımsatıyordu. Ortaya sevimli bir kitap kurdu yeşil karınca çıkmıştı. Sırtını kitaplara yaslayıp dışarıya gülümseyen ve tecrübeyle sabittir, hiç alakaları olmadığı halde çocukların bayıldığı bir kahraman. Büyük boy afişini yaptığımız bu kahraman, onu fuarlarda gören çocukların en fazla istediği basılı materyal oldu. Fakat zamanla onun kitapların gölgesinde kalarak gittikçe küçüldüğünü, üzülerek müşahede etmekteyiz.”

Başkentin okumuş çocuklarının içi sızlayacak

20 yıldır saçını sakalını kitap ve dergi yayıncılığıyla ağartan sevgili Ercan Şen’e ne söylenir bilemiyorum, inşallah gün gelir devran döner, aynı yer olmasa bile mekâna tekrar kavuşuruz da, bu konuştuklarımızı da gülümseyerek memnuniyetle unutur gideriz. Öyle ya, Vadi, Ankara için unutulacak gibi değil.

Sadece Ankara için mi, bir üniversite şehri olan başkentin okumuş çocukları, tahsilini Vadi’de ikmal edenler de, yurdun, hatta dünyanın neresinde olursa olsun, aynı iç sızısını duyuyorlar şimdi.

Yazık oldu Vadi’ye…

 

Mehmet Aycı “mekân insanla kaimdir” sözünü hatırladı

Güncelleme Tarihi: 30 Eylül 2010, 16:36
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
umut arar
umut arar - 9 yıl Önce

pazartesi aradığım bi kitap için uğramıştım kahve olmuş en son murat menteşin imza gününde gitmiştim o gün haklarında hoş bi düşünce oluşmadı aklımda kitapta indirim yapmadıkları için ahım tutmuş anlaşılan

b.can
b.can - 9 yıl Önce

hiç iyi olmamış.vadinin kapanması yine bir yenilgi olmuş.
heppimizin başı sağolsun.

Iron Steel
Iron Steel - 9 yıl Önce

Şirket çalışanlarına kitaplar alıyor ve yazarına Vadi'de imzalatıyordum. Bunun yanında hafta içi hafta sonu periyodik buluşma rotamız olsaydı belki kapanmazdı Vadi.

aHMET mUHTAR
aHMET mUHTAR - 9 yıl Önce

Umut bey Vadi'ye ah değil oh etmiş.Keşke Murat Menteş'in kitabını korsancıdan alsaymış. Vadiye bir seferlik gelen fırsatçılardan olduğu anlaşılıyor.

banner19

banner13