banner17

Ustalık, Sabır, Estetik: Düzköy'ün Ahşap Camii 158 Yaşında

Burada yapay bir şey; kalbi rahatsız edecek, huzuru bozacak bir şey olmadığından insan o an’ı uzatabildiği kadar uzatmak istiyor. Öyle sessizce oturunca ağaçlarda öten kuş seslerini ayırt etmeye başlıyor ve kuşları arıyor bakışlarınız, sonra o bakışlardan vazgeçip içinize çeviriyorsunuz nazarınızı ve huzur, biraz daha huzur istiyorsunuz. Halil Arslan yazdı.

Ustalık, Sabır, Estetik: Düzköy'ün Ahşap Camii 158 Yaşında

Doğu Karadeniz’den haberler vermeye, gördüğüm güzellikleri size aktarmaya devam ediyorum. Bugünkü durağım Borçka Düzköy Köyü Camii, gizli bir bahçe gibi insanı heyecanlandıran bir yer.

Borçka, Hopa ile il merkezi arasında iki baraj ve dağlar arasında bir yerde duruyor. Hem insanı hem de iklimi kendinden 15-20 km ötede olan Hopa’dan ayrışıyor. Hopa’da göremeyeceğiniz çam ağaçları biraz dikkatliyseniz hemen dikkatinizi çekecektir. Her neyse, konumuz coğrafya değil. Borçka’nın Düzköy Köyü’nde bulunan Düzköy Camii’nden bahsedeceğim.

Buradan da yine bir arkadaşımın ‘Halil, Düzköy Camii’ne gittin mi?’ diye sormasıyla haberdar oldum. Yoksa benim gitmelerim gidilecek yer neresiyse en kısa ve bilindik yerden gidip gelmeyle sınırlıdır. Bunun yanı sıra asıl görülecek yerler biraz rikkat, biraz merak, biraz da kısmetle alakalı bir şey aslında, bunu da biliyorum.

Etrafta ne varsa adeta donmuş

Ya Artvin merkeze giderken ya da merkezden Hopa’ya dönerken o bordo tabelada “Düzköy Camii 1 Km” yazısını görünce direksiyonu o tarafa kırdım bir sefer. Bir köyün girişi mesabesindeki birkaç evi geçince bir yokuşun başında mezarlığın içinde öylece duruyordu küçük ama sımsıcak bir ahşap cami. Öyle ki içeri girip vakit namazını kılınca hemen ayrılamamıştım. İçerdeki ahşap işçiliği, boyamalar, kubbe niyetine ortadaki işlemeler, cami harimine girerken geçilen küçük koridor, yerde serili tek tip olmayan halılar, harimdeki küçük ketler, minber… etrafta ne varsa bir emek, bir estetik, bir hayatın içindelik, bir sahicilik taşıyor.

Vakti zamanında acımayıp vurulan yağlı boyalar 10-15 yıl kadar önce Vakıflar marifetiyle temizlenmeye çalışılmış. Cami 1850 yılında yapılmış. Etrafın Cuma namazı için toplandığı bir camiymiş önceden. Etrafında evler var ama hani o bayramdan bayrama gittiğimiz, ihmal ettiğimiz büyükler gibi ötede ama gözden uzak olmayan bir görüntüsü var caminin. Ne ıssızlık içindeymişsiniz ne de meraklı gözlerin rasatı altındaymışsınız hissini yaşıyorsunuz. Etrafındaki evlere ne yakın ne de uzak. Hemen yakınında armut ağaçları, vişneler, yabani hurmalar, göknarlar, daha başka adını bilmediğim için hayıflandığım çeşit çeşit ağaçlar ve bitkiler içinde bulunuyor Düzköy Camii.

Sonra o bakışlardan vazgeçip içinize çeviriyorsunuz nazarınızı 

Bir öğleden sonra uğramıştım, geçkince öğle namazımı kılıp bu vesileyle camiyi de görmüş olacaktım. Caminin sıcaklığı beni çivi gibi bağladı kendine. İçini gezdim, çevresini dolaştım, alt katını -zannedersem medrese/ Kur’an kursu niyetine kullanılıyor- kolaçan ettim ama ayrılamadım. Cami duvarına bitişik, yine çevreden birilerinin, eli yakışan bir ustanın kısıtlı imkânlarla yaptığı oturaklarda oturdum ve ikindi ezanını bekledim.

Burada yapay bir şey; kalbi rahatsız edecek, huzuru bozacak bir şey olmadığından insan o an’ı uzatabildiği kadar uzatmak istiyor. Öyle sessizce oturunca ağaçlarda öten kuş seslerini ayırt etmeye başlıyor ve kuşları arıyor bakışlarınız, sonra o bakışlardan vazgeçip içinize çeviriyorsunuz nazarınızı ve huzur, biraz daha huzur istiyorsunuz. Ben de öyle yaptım. Vakit dolunca metalik kisvesi rahatsız eden merkezi bir ezan okundu. Biraz bekledim ama gelen giden olmadı, sanırım iş güç zamanı gelmişim. Belki birileriyle tanışır; hayretimi, heyecanımı, memnuniyetimi paylaşırım diye düşünmüştüm ama bu seferlik olmamıştı.

Ustalık, sabır, estetik, muhabbet

Cami cemaatiyle tanışmam, imamla karşılaşmam başka bir zamana denk gelecekti. Başka bir seferde yanımda misafirlerimizle gittiğimde camiye ahşap bir minare yapmak üzere düzenlenen bir kermese denk geldik. Daha önce bahsettiğim ıssızlık yoktu bu defa. Cami sapa bir yerde ama seveni çokmuş, bunu gördüm. Bu vesileyle hem cami görevlisi arkadaşla tanışmak imkânı oldu hem de camiye gönülden bağlı, caminin kıymetinin farkında cemaatiyle sohbet etme imkânı bulduk.

Hafızam beni yanıltmıyorsa Düzköy Camii 1850 yılında köy halkı tarafından yapılmış. Özellikle yekpare minberindeki ustalık hayranlık verici. Şimdi ucuz bir avizenin sallandığı ahşap kubbeden aşağı yine ahşap bir zincir uzanıyor. Ustalık, sabır, estetik, muhabbet… Bunlar mücessem hale gelmiş. Demek ki bu güzelliği hayata geçirebilen ustalar bir zamanlar varmış; bu estetiğin alıcısı, anlayanı bulunuyormuş. Demek ki sadece Mimar Sinan’dan müteşekkil değilmiş camiler ve mimari. Bence Mimar Sinan’ın sahip olduğu o ruh hayata sirayet etmişti ve biz yaşadıkça ellerimizden kayan bir kristal misali birçok şeyi kaybettik. Ayağımıza, elimize bulaşan kıymıklar gibi geçmişimizi hem elde tutmaya, sahip olmaya çalışıyoruz hem de ilgilendikçe, oynadıkça acımız artıyor.

Artvin Borçka’da bulunan Düzköy Camii orada duruyor ve bize çok şey söylüyor. Etrafı daha bakımlı, tuvaletleri tertemiz, ne yaparsak daha iyi olur diyen bir cemaati ve ilgili bir görevlisi var. Yolunuz buralara düşerse hızınızı azaltıp Düzköy’e de uğrayın. Ayıracağınız bir iki saat normal vakitlerde kazanabileceklerinizden daha fazlasını verecektir.

Not: Fotoğrafları mustafacambaz.com’dan aldım. Merhum şehit Mustafa Cambaz’a minnetle…

 

Halil Arslan

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2018, 16:05
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20