Umrede alışveriş mi yapsak, ibadet mi etsek?

İşte o vakit anladım Türk milletinin kadınlı erkekli yaş kemale ermeden evvel niye bu kutlu görevi eda edemediklerini..

Umrede alışveriş mi yapsak, ibadet mi etsek?

Güzel yurdumun güzel insanlarının kolay işleri dahi kendileri için zorlaştırmakta üstlerine kimse yoktur. Bunu bir kez daha gördüm, yaşadım, tecrübe ettim ve yazıyorum.

Geçtiğimiz Haziran ayında nasip oldu Umre vazifesini yapmak, o kutlu topraklara ayak basmak, o mübarek şehirlerde nefes almak; hamdolsun… İşte o vakit anladım Türk milletinin kadınlı erkekli yaş kemale ermeden evvel niye bu kutlu görevi eda edemediklerini. Tabii ki nasip-kısmet tarafı da var bu işin ama…

Günümüzde –bilhassa umre için- Türkiye’den kutlu yola çıkan genç kesimde artış olsa da henüz diğer Müslüman ülkelerin oranına ulaşabilmiş değil, gördüğüm kadarıyla. Bence en önemli üç sebebimiz var durumun böyle olmasında:

1.Yolculuk için hazırlığımız ve yanımıza aldığımız yük gereğinden fazla

15-20 gün sürecek olan bu kutlu misafirlik için yanımızda olmadık eşyalar götürüyoruz. Niye? “Lazım olur belki.” Kötü plastikten yapılmış, prize takılınca bulunduğu mekânın elektriğini alt üst eden, Çin malı kahve makinesinden tutun, suyundan arındırılmış yoğurda kadar birçok şey. Hazırlık günler öncesinden başlıyor. Muhakkak o mukaddes beldelere gidecek olmanın vermiş olduğu heyecan bambaşka… Buna bir şey dediğim de diyeceğim de yok. Benim sözüm bu hazırlık aşamasını abartanlara. Hangi asırda yaşıyoruz unutuyoruz. “Ya otelin yemekleri güzel olmazsa… Ya yakın çevrede ihtiyacımızı karşılayacak market ya da bakkal yoksa… Niye yok yere şimdi elimizde bulunan şeylere orada para verelim ki?” gibi gibi gibi düşünceler…

Şöyle bir gerekçe sunarak bu hazırlık aşaması abartılsa ne de hoş olur oysaki: “Ben vaktimi orada ibadetim için ayırmak istiyorum. Rabbimle olmak istiyorum. Ivır zıvıra, dünyalık şeylere en azından oradayken vakit ayırmak istemiyorum.” “Ohh ne alaa!” derim ben buna ve diyecek tek sözüm: “Allah niyetini yaşamayı nasip etsin.” olur.

2.Yabancılardan korktuğumuz için bencillik duygularımız kabarıyor

Kendimizden başkasını düşünmez olabiliyoruz. Kendi vatanımızda ne kadar misafirperver, ne kadar hoşgörülüysek dışarıda tamamen farklılaşabilmek gibi bir yeteneğe sahibiz. Konuştuğumuz dilden anlamayan insanlara, belki de farkında olmadan, yaptığı ufacık şeyden ötürü kızıp, yaptığı yanlışı anlatmaya çalışırken aslında kendi yaptığımızın onun yaptığından kat kat büyük olduğunu fark edemiyoruz.

Bu konuda en çok dikkatimi çeken millet Endonezyalılar oldu. O kadar zarif, o kadar inceler ki… Fark etmeden siz Endonezyalı birinin ayağına bassanız o sizden önce özür diliyor. En ufak bir yardımda bulunsanız -kendiniz bile farkında olmasanız yaptığınızın- teşekkür üstüne teşekkür yağdırıyorlar. Biz korkuyoruz yabancılardan. Sürekli diken üstünde oturuyoruz. “Acaba”lar kol geziyor zihnimizde ve yok yere stres oluyoruz. Bu da bizim bencillik duygularımızın kabarmasına sebep oluyor, hatalı da olsak kendimizi haklı göstermek için çabalamaya uğraşıyoruz beyhude yere.

3.Ah yok mu şu alışveriş merakımız!

Nerede olursak olalım çok seviyoruz alışveriş yapmayı. Bu kutsal mekânlarda da çok fazla vakit harcıyoruz alışverişe ve tabii ki parayı da harcıyoruz fazlasıyla. Gidenler bilirler az çok Mekke ve Medine’de en çok Çin malı ürünlerin bulunduğunu. Ama gözümüz görmüyor hiçbir şey. “Aaa ucuzmuş!” diye diye bavullar dolduruyoruz. Umre- Hac yolcuğuna çıkma noktasında gecikmemize en büyük etkenin bu alışveriş merakımız olduğunu düşünüyorum.

Arap esnaflar da bizim bu içler acısı halimizin farkında. Türkleri bir bakışta tanıyorlar. Ve hemen hepsi Türklerin zengin olduğunu düşünüyor. Onlar da artık tecrübe etmişler ki Türkler ceplerini iyice doldurmadan bu yolculuğa çıkmıyor. Giriyorsunuz bir dükkâna. Varsa tabi, az buçuk Arapçanızla konuşmaya çalışıyorsunuz bir hevesle. Adam gülümseyip çok iyi bir Türkçeyle yanıt veriyor size. Sonra koyu bir sohbete başlıyor sizinle. “Başbakan Erdoğan” diyor, “İstanbul çok güzel” diyor, oradan Polat Alemdar’a geçiyor. Bir süre sonra siz alışverişinizi bitirip ödemeye gelince “ikram yok mu?” diyorsunuz, aldığınız yanıt “Türklerde para çok hacı” oluyor genellikle.

İşte böyle, gitmeden evvelki hazırlık aşamasında harcayacaklarınız için, gidince de kendinize, ailenize, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza, siz Umre-Hac’dan gelmişsiniz diye ziyarete geleceğini düşündüğünüz komşularınıza, çocuklara hediye değil hediyeler almak için çok paranızın olması gerekiyor. Hal böyle olunca da yaş kemale ermeden, yeterli para biriktirilmeden mukaddes topraklara ayak basmak mümkün olmuyor, olamıyor. Sonra da biz buna nasip-kısmet deyip çekiliyoruz köşemize. Tabii ki bu herkes için geçerli değil. Sözüm yarası olanlara…

Ancak güzel olan şey şu ki, son yıllarda özellikle imam hatip liselerinin önayak olduğu öğrenci umrelerinin artmış olması. Hem öğrenci olduklarından alışverişe harcayacak fazla paraları olmuyor, hem de genç yaşta kutlu topraklara varıp orada ibadet etmenin unutulmaz ve doyumsuz hazzını tadıyorlar.

Zeynep Doğan yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Haziran 2019, 10:46
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mecit
mecit - 2 yıl Önce

gerçekten diyanete ödenen parayı geçtik gelen gidene ne hediye alırım kaç lıra tutar param yetmezse ayıplanırsam hep bunu düşünüyor vatandaş hurma zemzem başkasına karşıyım

banner19

banner13