banner17

Uludağ'ın sahtesini icat ettiler!

Uludağ yaz turizmi için çok ideal. Ama insanlarda bu bakış açısı hâkim olduğu sürece Uludağ'ın geleceği için ümitsiz olmak işten bile değil.

Uludağ'ın sahtesini icat ettiler!

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte insanlar tatil yerlerine koşuyor. Kimisi Bodrum’a iniyor, kimisi denize giriyor, kimisi de yayla kültürünü ihya ediyor. Dini referans alan insanlar ise, et ve et mamullerinin sergilendiği yörelerde istirahat edemeyecekleri için, dağ turizmini tercih ediyor. Bu yıl tatil döneminin Ramazan’a denk gelmesi de, tercih yaparken bir rehber oldu vatandaşlara. Çünkü insanlar yalnızca midelerine değil, tüm azalarına oruç tutma ayında olduklarının idrakindeler.Uludağ

Uludağ neden cazip?

Dağ turizmi deyince şüphesiz ki akla Uludağ geliyor. Yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bu bölge, yükseklik olarak olduğu gibi ülkemizin dağ turizmi açısından da zirve noktalardan birisi… Özellikle Arap turistler Uludağ’a büyük rağbet gösteriyorlar. Lübnan’dan, Kuveyt’ten, Katar’dan, Suriye’den yoğun bir akın var Uludağ’a… Bursa’da mukim insanlar da, günübirlik Uludağ gezileriyle stres atmaya ve ruhlarını ferahlatmaya çalışıyorlar. Teleferikle Sarıalan yöresine çıkıp mangal yapmak vazgeçilmez zevklerden. Ayrıca ‘Uludağ’da çadır kurup tatil yapma’ kültürünün her geçen yıl biraz daha yerleşmesiyle derin bir nefes alma imkânına kavuşmuşlar Bursalılar. Derin ve temiz bir nefes…

Burjuvalara mahsus bir tatil değil!

Tabii ki İstanbul’dan veya çevre illerden, temiz temiz havasını almak isteyenler oraya gelip çadır kuruyorlar. Üstelik burjuvalara mahsus bir tatil değil bu. Aylık 250-300 liralık gideri var çadırda yaşamanın. Geceleri domuzların ayak seslerine ve bestelerine katlanmayı da hesaba dâhil etmek gerekiyor tabii ki.

Çobankaya ve Sarıalan mevkii, çadır yerleşim merkezlerinin başında geliyor. Uludağ’da bulunmanın en güzel yanı, belli bir sürede orada bulunduğunuzda dağla, taşla, doğayla ünsiyet kuruyor olmanız. Keşfedilmiş ama fethedilmemiş yerlere ulaşıyorsunuz, dağın kalbine giriyorsunuz. Özellikle Uludağ’ın zirvesine tırmanış tecrübesi edinirseniz, hayatınıza yeni bir pencere açılması kuvvetle muhtemeldir.

Uludağ
Uludağ
(+)

Biz zirvelerin adamıyız!

Şu an atıl ve yıkık halde bulunan Uludağ Bor Tesisleri’nden başlıyor zirve yürüyüşü… Önce bir saat kadar süren dimdik bir bayırı tırmanıyorsunuz. Sonra attığınız her adımda, farklı bir gezegene gitmişsiniz hissi veren Uludağ’ın içine giriyorsunuz. Belli bir mesafeden sonra ağaç görmeniz mümkün değil. Hatta tepe noktası 2542 metre olan bu bakir coğrafyada, yükseldikçe bitki bile bulunmaz hale geliyor. Sivri kayaların ayakkabılarınızı parçalamasına katlanmalısınız ayrıca.

Zirveye yaklaşık 500 metre kala göller yöresine varılıyor. 7 Göller olarak bilinen yere… Yazın kavurucu sıcağında hâlâ buzlu kalmakta direnen, 7 gölden biri olan buzlu göle varmak için fazladan epey uğraşmanız gerekiyor. Ve en son zirveye varış… Kızılay ve Türk bayraklarının yan yana olduğu kayanın üzerine çıkarak fotoğraf çekilmek, oraya giden herkese vacip sanki. Demir korumalığa sahip deftere not yazmak, duygularını dökmek de herkes için aynı olan ritüellerden… Uludağ’ın zirvesine çıktığınızda ve bulutlar sizi baş üstünde ağırladığında, aslında oralara ait olduğunuzu anlıyorsunuz. Fizikî olarak dağ başındaki bir tepeye ait olmayı kastetmiyorum tabii ki; ruh olarak, medeniyet olarak, müminler olarak zirvelerin ana vatanımız olduğunu vurgulamak istiyorum.

Turizm kurumları ‘yaz’ uykusundan ne zaman uyanacak?

Vahiyle donanmış kişinin istirahat ve tatili bile din için, dinle birlikte olmalı. Ama Araplar’a özel olarak dinî etkinlikler yapılmıyor. Bunu sağlayacak olan kurum, büyükşehir belediyesi olabilir veya Bursa’nın kültür faaliyetleriyle ilgilenen Yerel Gündem gibi kuruluşlar olabilir. Bu konu yetkililerin etki alanında olan bir durumdur. Fakat bir an önce meselenin üzerinde hassasiyetle durulması gerekmektedir.

Deniz turizminin yapıldığı turistik yerlerde, nerdeyse pamuktan plajlar yapacak kadar hassas olan turizm kuruluşlarımız, neden Uludağ söz konusu olduğunda böylesine umarsız davranıyorlar ki? Yurtdışından getirilen (inşallah öyledir) domuzlarla, anavatanları gibi hissetsinler diye Avrupalılar için didinen ve onlara her türlü imkânı sağlayan turizm müdürlükleri ‘yaz’ uykularından uyansınlar artık! Avrupalılar’dan daha çok değer verilmeli Araplar’a… Araplar’ın bizi sattığına olan inancın tortularından mıdır bu aymazlık?!

Örneğin Uludağ Sarıalan’daki tek cami yeterince bakımlı ve temiz değil. Hele karlı havada camiye ulaşıp namaz kılmanız mümkün değil. Sanki kar yağınca namazın farziyeti ortadan kalkıyormuş gibi davranılıyor yetkililerce. Cami önündeki kar yığınları 2 metreyi geçtiği halde, temizlemek namına hiçbir girişimde bulunulmadığını esefle gözlemledik. Aracımız camiye saplandı hatta. Oteller yöresindeki cami için de durum aynı. Karda abdest almak, sonra karlar üzerinde titreye titreye namaz kılmak bir mecburiyet değil, alternatif olmalı müminler için. Arap turistler için veya bizler için…

Sonra; hiçbir İslâmi hassasiyeti gözeten kültür merkezi yok Uludağ’da. Barların, gece kulüplerinin, günah ortamlarının kol gezdiği bu ortamda, müminlerin rahatça dolaşabilmesi çok mümkün değil.

Uludağ
Uludağ
(+)

Araplar’a para makinesi gözüyle bakılıyor

Uludağ’ın özelliklerine, çadır kurma kültürüne, dağ turizmine ve zirveye tırmanma konularına değindik. Bir de göz ardı etmememiz gereken bir unsur var ki, Uludağ’ı ekonomik olarak besleyen kitle Araplar. ‘Kendi kaynaklarına ve topraklarına ekonomik bir getirisi var mı yok mu’ diye bakarak ona göre yatırım yapan kapitalist bir devlet için, Araplar olmasa Uludağ’ın bu kadar önemi olmazdı. Nitekim Arap turist sayısında azalma olursa bu durum, dağ yollarındaki açık çukurlar veya Sarıalan’daki bakımsızlık olarak kendini gösteriyor.

Fakat diğer yandan Uludağ’ı tercih eden ve oranın canlı kalmasında büyük pay sahibi olan Araplar’a para makinesi olarak bakılıyor. Arap demek, parayla eş anlamlı demek bazı satıcılar için. Onlar tüccar değil satıcı. Gözlerini yalnızca dolar işareti değil, tüm para birimleri bürümüş kişiler. Yaptıkları ticarette müslüman kardeşliğin, hatta insan olmanın pek fazla önemi yok. Sahtekârlık, ikiyüzlülük diz boyunu bile aşmış bazı durumlarda!

Uludağ’ın sahtesi icat edilmiş!

Araplar’a özel olarak hazırlanan dalavereler var. Beş kuruşluk kâr için, elindeki ürünü fahiş fiyatla satarak Araplar’ı dolandıran esnaflar çıkıyor. Onların birçoğu bize ‘Türk müslüman kardeşlerimiz’ diye baktığı için, böyle bir davranış beklemiyorlar esnaflarımızdan. Ama oluyor işte. Bursalı mahallî turizm şirketlerinin arasından da üçkâğıt çevirenler eksik olmuyor. Arap turistleri, ‘Uludağ’a geldik’ kandırmacasıyla, Kadıyayla bölgesine kadar getirip bırakıyorlar mesela. Daha birçok yüz kızartıcı olay…

Tüm bu olumsuz durumlara rağmen, Uludağ güzide bir yer bizim için. Plaj kültüründen tiksinen insanlar için kıymeti olan bir mekân. Bu anlamda gerekli iyileştirmeler bir an önce yapılmalı ve Uludağımıza hak ettiği önem verilmelidir. Satırlarımızın ulaştığı bir y/etkili olur ümidiyle…

Abdullah Yalnız haber verdi

Güncelleme Tarihi: 23 Ağustos 2010, 18:18
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Celal.sayman@hotmail.com
Celal.sayman@hotmail.com - 8 yıl Önce

Googleden ULUDAĞIN yaz resimlerini tıkladım.Ve sizlerin yazısını sonuna kadar okudum.Uludağ Turizmi ve arap ve diğer turistlerin muamele farklarını okuyunca hayret içinde kaldım.Çok eski senelerde iken Belediye otobüsünde iken Arap turistlere yapılan kötü muamele ve kötü sözleri duyunca hemen müdahale etmiştim.Uludağ olsun daha yurdumuzun birçok yöresi olsun Arap aleminden birçok turist çekilebilir. Ama gelen Arap veya acem turist de önce gezdiği yerlerde kendisini emniyet içinde hissetmelidir

banner8

banner19

banner20