banner17

Tuğrasız bir çeşme görünce hatırlayın: Bu ülkede tuğralar kazınmıştı

Sadullah Yıldız bu yazısında bizi, Haliç Köprüsü civarındaki ve Çengelköy’deki kültür tarihimizin pek vefa görmemiş çeşmeleriyle tanıştırıyor.

Tuğrasız bir çeşme görünce hatırlayın: Bu ülkede tuğralar kazınmıştı

Güzel ülkemizin dört bucağı tarih ve kültür-sanat faaliyetlerine merak salmak konusunda o kadar da elverişli topraklara sahip değil. Bunu belli bir tekil hedef için yola çıkanlardan ziyade bu konularda uzun soluklu veya devamlı merak sahipleri daha bir hazmederek bilirler. Bir camiyle ilgili detay fotoğrafı, bir hanın oda mimarisi ya da biraz arkada kalmış sokaklarda neler olup bittiğini merak etmeye başladığınızda o gizli el size şehrin gayri resmî şehremini olduğunu hatırlatıverir ve icabında hırpalayıp had bildirmeye de tüm salahiyetiyle memurdur.

Çeşmeler hakkında bir merak taşımak da bu kitlenin yetki alanıyla alakalı olduğundan, fazla göz önünde bulunmayan bir çeşmeyi merak edip araştırmak sokakta pek hoş karşılanmayabiliyor. Buna şahit olduğundaysa insanın kendi halkıyla ilgili tarihî karakter verilerini gözden geçirip gerçekliğin verileriyle dengeleyesi geliyor. Çünkü görüp etkilendiğimiz gerçek, görmeden etkilendiğimiz gerçeğe baskın çıkabiliyor.

Diğer semtlerde görüp geçirdiklerimi yaşadıkça Kasımpaşa ve havalisine bu nedenle girmemiş, oradaki çeşmeler için sokak sokak dolaşmayı en sona bırakmıştım. Bu mıntıkaya Halıcıoğlu ve etrafı da nispeten dâhildi.

Beyoğlu taraflarında Tarlabaşı, Feriköy, Harbiye ve Elmadağ’da bulabileceğimi pek sanmadığım muhtemel çeşmelerin arayışı için fazlaca zaman gerektiğinden o civarı yeniden erteliyor ve şimdilik Halıcıoğlu etrafından birkaç çeşmeyi arz ile iktifa ediyorum. Bunun için öncelikle Haliç Köprüsü yanından Çıksalın’a doğru tırmanan Turşucu Çeşmeci Sokak’a varmalıyız. Oldukça zor ve eğimli bir arazisi olan bu civar, tipik eski İstanbul yerleşimlerini ve hassaten Eyüp sırtlarını andırıyor. Ancak tabii ki mimarisiyle değil yokuşuyla. Burada ahşap konaklardan hasbelkader saklı kalmış üçü beşi haricinde bizden öncekilere ait pek bir şey kalmış değil.

Yokuşun ödülü

Tırmandığınız yokuşun ödülü olarak yukarıda göreceğiniz büyük meydan çeşmesi, banisi Mehmed Hüsrev Paşa tarafından 1843’te yaptırılmış. (1) Üzerine yakınlarda eklendiği belli mika malzemeden olduğunu tahmin ettiğimiz şeffaf bir künyede adı “Turşucu Hüseyin Paşa Çeşmesi” olarak yazılmış. Bunun hemen yakınındaki Turşucu Hüseyin Çelebi Camii ile alakasını bilemiyoruz ancak tarih olarak caminin çeşmeden önce yapılmasından ve İbrahim Hilmi Tanışık’ın bu konuda bilgi vermemesinden ötürü, önceleri burada Hüseyin Paşa’nın bir çeşme yaptırmış olup ardından Hüsrev Paşa tarafından çeşmenin yenilendiği-yeniden inşa edildiği tahminini yürütebiliriz.

Zira kitabedeki “müceddeden bina ve inşa buyurmuş oldukları işbu çeşme…” ifadesi böyle bir ihtimali destekliyor. Hüsrev Paşa, bu mevkide daha önce Hüseyin Çelebi (sonra paşa olabilir) tarafından inşa ettirilmiş bir çeşmeyi ihya etmiş olabilir. Üç satırdan ibaret kitabesi bu hususta daha fazla malumat vermiyor ancak bir başka ve makul ihtimal, çeşmeyi kaptan-ı deryalığı esnasında yaptıran Hüsrev Paşa’nın bundan bir süre sonraki sadrazamlığı zamanında da kendi çeşmesini tamir ettirmesidir.

Nefis yazılı kitabesi ve kitabe altındaki imzası (“ketebehu” ve “Abdülfettah” kelimeleri seçilebiliyor) hem işçilik hem yaldızlama işlemleri açısından bakıma muhtaç durumda, lâkin bu meydan güzelinin daha mühim sorunları da yok değil. Gövdenin ayna taşı civarı darbelerle yaralanmış vaziyette ve boyanmış. Arka yüzdeki horasan harçlı tuğla döşemenin şimdiki hâline maruz bırakılmasa nasıl görüneceğinin takdirini ise sevgili okura bırakıyorum.(2)

Kitabe üzerinde yuvası boş görülen oval tuğra yeriyse muhtemelen Sultan II. Mahmud’un (yukarıdaki ihtimal doğruysa Sultan Abdülmecid’in) enfes bir hatla çekilmiş imzasını taşıyordu. Ancak 1927’de çıkarılan “kitabe ve tuğraların kazınmasına dair kanun” bu çeşmenin de böğrüne hançer saplamış gibi görünüyor.

Turşucu Çeşmeci Sokak başında, ahşap konak önünde bir çeşme daha var. Sıra tuğla döşeli ve kitabe yuvası boş durumdaki çeşmenin en altta görünen taş zemini muhtemelen bir de testi seti saklıyordu fakat her ne varsa asfaltın altında kaldığından görmek mümkün değil (3). Eser hakkında malumata da ulaşamadık.

Kitabesine dokunulmamış bir çeşme

Bulunduğumuz yerden Haliç Köprüsü’ne doğru U çizerek döndüğümüzde Erenler Tekkesi Sokak’tan yokuş aşağı inerken başka bir çeşmeyle karşılaşıyoruz. Samimi olmak gerekirse çeşmenin böyle bir mevkide kitabesinin bu derece korunmuş olmasına şaşırmadık değil. (4)

Çeşme hakkında bilgiye erişemedik. Kitabesinde söz edilen “Ali Paşa” kimdir, hangi Ali Paşa’dır bulabilmek için daha fazla malumat gerekiyor ancak bir ipucu yakalayabilmiş değiliz. Paşanın tanıtımında, ilk satırda “ferikan-ı kiramın server-i mümtaz-ı zişanı sipehsalar-ı cünd-i topciyandır kemer(?) Ali Paşa” deniyor ve topçu bölüğünün içinden geldiği, namlı bir kumandan olduğu vurgulanıyor.

Kitabenin “hemandem fi sebilillah bu ayn eyledi icra” ve “ne ala yapdı bir çeşme livechillah” diye övdüğü Ali Paşa’nın tek gözlü, ancak günümüzde musluk yeri sıvayla örtülmüş çeşmesinin kitabe yazarı şair Muhtar imiş. 1259 tarihi ise miladî 1843’e tekabül ediyor.

Sultanahmed altında, Mülkiye Baytar Mekteb-i Âlisi’ne giden Torun Sokak üzerinde daha önce incelemediğimiz bir çeşme var. (5) Girift ve oldukça eski yazısını çözmeye çalıştıksa da fotoğrafla kısmen mümkün olabildi. Tanışık’ın kitabında “Ağa Çeşmesi” olarak geçen bu eser günümüz itibariyle 352 yaşında ihtiyar bir abide. Elden geçirilip ciddi bakıma tâbi tutulması gerektiği her yerinden belli oluyor.

Kitabesi Nâlî tarafından yazılmış ve 1077 (1666) tarihi düşülmüş. “Geldi akdı çeşme-i ayn-ı hayât” mısraı tarih düşürülmüş. Çeşmenin konumu, daha önce İSTED’in tescil ettirdiği Kabasakal Mescidi’nin önüne denk geliyor.

Balat’taki Demir Kilise arkasında, Vodina Caddesi üzerindeki Tahta Minare Camii ta fetihten, Sultan II. Mehmed’den kalmış bir hatıra. Dış duvarın yan cephesindeyse daha yakın tarihli bir yadigâr duruyor. (6) Halil Ağa Çeşmesi, Su Vakfı’nın yayınında görülebileceği üzere bir ayna taşından ibaret ve yer seviyesinde tek musluklu ufak bir çeşme imiş ancak günümüzde göründüğü hâliyle pek de fazla ömrü kalmış gibi durmuyor. Ne yazık ki kimseye zararı olmayan (bazılarının belki de vardır; çünkü bunca çeşme tahribatının başka mantıklı izahı yapılabilir mi?) ve gözlerden ırak bu çeşme bile uzun ömürler dilenebilecek vaziyette değil. Geçtiğimiz yüzyıl başında yaptırılmış ve Halil Ağa’nın ikinci banisi olduğu, yani ilk yaptıranına bir vefa nişanesi kabilinden ihya ettiği bu minicik anıyı bihakkın sevip saklayamamışız.

Çengelköy’de meşhur bir güzel

Anadolu yakasına da kısa bir cevelan için uğrayacağız ki, Çengelköy Polis Karakolu önünde, polis memurlarının, fotoğraflanması hususunda titiz davrandıkları ve bu nedenle dikkatli olunması gereken meşhur bir çeşmemiz burada şimdiye dek bizi bekliyordu: Daha önce defaten Üsküdar’a gelip Çengelköy’den de birçok çeşmeyi fotoğraflamamıza rağmen bu meşhur güzeli farklı sebeplerle atlamıştık.

Kavas (emir çavuşu manasına gelen bir makam) Ahmed Ağa’nın iki çeşmesinden birini az ötede, iskelenin yakınlarında, yol kenarında daha önceki yazılarımızdan birinde arz etmiştik. Şimdiyse karakol önünde duran ve geçtiğimiz aylarda “yola battı” şeklinde ajansların haberini geçtiği ancak zaten senelerdir bu hâlde olan, meşhur adıyla ‘lahana çeşmesi’ için semt merkezindeyiz. (7)

Üzerindeki kısa yazısı ve bizatihi geriye kalan her şeyi harap durumda bekleyen çeşmenin banisi Kavas Ahmed Ağa, bu yazıyla sürpriz bir noktadan ilintili: Ahmed Ağa, Turşucu Çeşmeci Sokak’ta gördüğümüz çeşmenin banisi Mehmed Hüsrev Paşa’nın kavasıydı. 1854 tarihinde yaptırılan çeşme semtte üzerine titrenmesi gereken mikro güzelliklerden sadece biri.

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2018, 07:46
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20