banner17

Topkapı Sarayı'nı görmedin mi hiç

İstanbul'da olup da Topkapı Sarayı'nı görmeyen 8 milyon İstanbullu varmış.

Topkapı Sarayı'nı görmedin mi hiç

Ilık ilkbaharda gezmek kadar olmasa da İstanbul’u ziyaret etmek her zaman güzel. İstanbul, insanın gönül dünyasındaki bütün kırık döküklüğe ilham oluyor. Ben yaz değil de baharda yaptığım İstanbul gezisinden bir parça sunayım sizlere.

Bu anımı da kareleyin

Kendinizi İstanbul’un kucağına atıverdiğinizde serçeler ikindi yağmurunda ıslanışımıza şahit olurken, güvercinler yuvalarına kaçmayı tercih ediyor. Emirgan’a rotamızı çevirdiğimizde akşam ezanının semayı inletişi ile Laleler açılıveriyor Rahman’a. Biz de bu ana şahit olurken, Lalelere eşlik ederek dua ile huşuya dalıveriyoruz. Ben de bu meyanda gezdiğim o efsunlu, her yeri tarih kokan İstanbul’u seyir defterime an be an aktarmayı tercih edenlerden oluyorum.

Eminönü

Gün ağarmadan İstanbul’da güneşin doğuşunun arz-ı endam ettiği semte doğru yol alıyoruz. Yol güzergâhında midelerinin derdine düşen, diğer yandan poz vermekten kaçınmayan martıları makinemizin içine alıverdik. Sarayburnu'nun denize yansıyan ışıklarında güneşin doğuşunu seyretmek ve onların fotoğrafını çekmek paha biçilemezdi. Beyhude yaşamların üzerinden milyonlarca kez geçen güneş, her yeni güne umutla uyanışı, ‘bu anımı da kareleyin’ haykırışı beni tefekkürde zirveye ulaştırdı.Bab-ı Hümayun

Nihayet bu kadar sözü getirmek istediğim mekân, tarih kokan Topkapı Sarayı’nın kapısındayız. Gerek mevsimi gerekse mimarîsi bakımından havadan, denizden, karadan görenleri efsunlayan, evlerimizin vazgeçilmez kadrajı olan ihtişamlı Osmanlı sarayını gezmeye başladık. Elimizden bir an olsun düşürmediğimiz makinelerimiz ile yüksek duvarların ardındaki saltanat kapısına yaraşır bir kapıdan, Bab-ı Hümayun’dan, dış avluya doğru süzülüverdik. Ulu çınarların bulunduğu yoldan geçerken dikkatle gözlemleyenler görürler, çınarlarla minik incir ağaçlarının sarmaş dolaş bir bedende büyümeye çalıştıklarını. Aynı Osmanlı’nın her milleti kucaklayışı gibi, çınarın diğer ağaçlara izin verişi bedeninde…

Devlet işlerinin görüşüldüğü Divan-ı Hümayun, padişahın yabancı elçilerle görüştüğü Arz Odası ve konuşulanların duyulmasını engellemek için yapılan çeşmeler, düşmanlarını titreten Osmanlı padişahlarının kaftanları, gözleri kamaştıran Mink sülalesine ait çini porselenleri, dünyanın en kıymetli taşları ile süslü savaş aletleri, zümrütlü kama, heybetli tahtlar ve namına yakışır pek çok efsanesi olan Kaşıkçı Elması elbette İstanbul’a yolu düşen herkesin defalarca kez ziyaret etmesi gereken bir mekânda, Topkapı Sarayı’nda . Lakin benim Topkapı Sarayı’nda önemle vurgulamak istediğim, gözlerimizin idraki ile ruhumuzu etkisi altına alacak Has Oda’dan bahsetmek istiyorum.

Kanuni Döneminde Has Oda
(+)

Hasan Can’ın rüyası

Adı gibi has gül kokularının sahipliğini yaptığı oda, bir zamanlar Osmanlı padişahlarının daimî ikametgâhı ve ofisiydi. Bahçeden girişte tüylerimizi diken diken eden, saniyelerle bizi kör bırakan, zamanı vuslata bağlayan bu taş, ilk görüşte gözlere, gönüllere ne çağrıştırır bilmem ama bu, padişaha her gün ölümü hatırlatmak için yerleştirilen musalla taşıdır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ın fethiyle halife oluşu, kutsal emanetlerin Osmanlı’ya intikal edilişine vesile olur. Tarihî olay, 1517 yıllarındaki savaşın sonucu gibi gözükse de aslen ruhanî bir süreçtir. Yavuz Sultan Selim’e ruhanî çağrı ilim erbabı arkadaşı Hasan Can’ın rüyasıyla ulaşır. Rüyada Hasan’a dört arp gelir: “Selim Han’a söyle, Rasul’ü halifelik için onu bekliyor.”  İri kara gözlü, sık sakallı genç devam eder ve kendilerini tanıtır: “Bunlar Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman ve Ben de Ali’yim.”

Yavuz Sultan Selim Han, fetih sonrası ilk hutbesinde Hâkim-ül Haremeyn diye tanıtılırken gözyaşları içersinde, “Ben ancak Hâdim-ül Harameyn olabilirim” der. 1917’de Fahrettin Paşa’nın Medine’den gönderdikleri ile beraber toplam 605 parça olarak bilinen kutsal emanetler son halini alır.

Ecdada layık mıyız?

Ecdadımız Osmanlı’nın dünyanın her bir köşesinde emaresi okunurken, Hırka-i Şerif, Peygamberine hürmet ve saygıda kusur etmekten korkan ama koca haçlılara kök söktüren Osmanlı’da Ramazan’ın 15. günü devlet erkânı ve davetliler tarafından ziyaret edilirdi. Ayasofya’da öğle namazını takiben başlayan ziyarette, şadırvanda, girişte ve çıkışta eller yıkanır; bu suretle dışarının tozu içeriye, içerinin kutsal tozunu ise dışarıya çıkarmamak amaçlanır idi. Başta padişah Hırka-i Şerif’in eteğini öperdi. Hırka-i Şerif, zemzeme batırılmış, saray tarafından hazırlanmış, Peygamber’i öven yazılar yazılı destimal (el mendili) ile silinir, amber dumanı ile kurutulurdu. Osmanlı’nın inceliğine söz söylenemezken, dahası düşünülerek bu mendiller ziyarete gelen nasipli kullara hediye edilirdi. Ziyadesiyle mutlu olan mübarek nasipli kul, evladına şu mısralarla vasiyette bulunurdu:Hırka-i Saadet

“Beni gül suyuyla yıkayasın…

Yüzümü destimalle örtesin…

Kefenimi tekbirle bağlayasın…

Beni Rabb’ime Yasin-i Şerif’le yolculayasın.”

Rahmet-i Rahman’ın rahmetine mazhar olma arzusuyla yanan Yavuz Sultan Selim’in, ümmet-i Muhammed’in birliği için yazmış olduğu şu mısraları yazıma eklememeyi haksızlık olarak addederim.

“Milletimde ihtilaf- u tefrika endişesi,

Kuşe-i kabrimde dahi bi-karar eyler beni.

Müttehidken savlet-i a'dayı def'a çaremiz,

İttihad etmezse millet da'dar eyler beni.”

Allah c.c. ecdadımızdan razı olsun. Ruhları şad olsun. Rabbim, bizlere de, Osmanlı torunu olmanın bilincinde, nazik, naif bir kul olarak ömür sürmeyi nasip buyursun.

 

Hatice Tüfekçi bildirdi

Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2010, 16:57
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Saad
Saad - 8 yıl Önce

bir gerçeği ortaya koymuşsunz bende yıllardır istanbulda yaşıyorum hayat temposundan bir topkapı bir ayasofya gezmişliğim yoktur. merakımda yoktu takiii şimdiye kadar. Ama bilgimizde yoktu hangi internet sitesinde tanıtımdan başka böyle güzel yazılar yayınlanıyrki? ben ilk kez duydum bu rüyayı bu kadar etkileyici yazıyıda. yine Dünya Bizim farkıyla

İsmail Güneş
İsmail Güneş - 8 yıl Önce

Çok güzel bir konuya değindiniz teşekkür ederim. Bizim için büyük önemi olan yerler maalesef ilgisiz oluyor ve bunu akıl mantık çözemiyor böyle bişey nasıl olur. İstanbuldasın ama istanbulun farknda değilsn desek yeridir bence:)

banner8

banner19

banner20