Telefon, tesbih kültürümüzü katletti

Üsküdar'da Aziz Mahmud Hüdayi’nin kabrine giden yolda, Gülfem Hatun Camii’nin karşısında 'Tesbih' isimli bir çay evi var. Özge Sena Bigeç burayı yazdı.

Telefon, tesbih kültürümüzü katletti

Üsküdar'da Aziz Mahmud Hüdayi’nin kabrine giden yolda, Gülfem Hatun Camii’nin karşısında “Tesbih” ismi nazarlara dokunuyor. Tesbih’e ilk kez bir mekan ismi olarak rastlıyorsunuz. Camında tesbih resmi, masa ve tabureleri mütevazı, ahşap şekerliği, işlemeli çay tabağı ile burası Osmanlı’dan bir nefha adeta...

Telefon, tesbih kültürümüzü katletti

İsmin öyküsünü merak ediyorum: “Mekana ‘Tesbih’ ismini vermeniz nasıl oldu?” Çayhane sahibi genç işletmeci Kenan Hamarat yanıtlıyor: “Tesbih, kültür ve geleneğimiz için çok önemli… Ben tesbih sevdalısıyım. İki buçuk yıldır insanlara tesbih satıyorum, onları tesbihlerimizin güzelliği ile buluşturuyorum. Hiç ilgilenmeyen insan bile tesbihi tanımaya başladıkça ondan ayrılamıyor. Fakat artık insanların elinde tesbih yerine telefon var, çok üzülüyorum. Telefon yokken, insanımız daha çok tesbih kullanır, zikir çekerdi.”

Hürmet ve dürüstlük için geliyoruz

Sözü Selahattin Mağaracı isimli bey amcamız devralıyor: “Çayı her yerde içebilir insan kızım. Fakat biz buraya bize gösterilen hürmet, saygı ve dürüstlük için geliyoruz.” Sonra çantasından tesbihlerini çıkarıyor birer birer. “Bunlar en iyi tesbihlerdendir, kehribar tesbih.” Gümüş başlıklı tesbihlerin her biri avuçlarımıza tarihin ve emeğin kokusunu getiriyor. “İyi tesbih taşı kırılır mı” diye soruyorum. “Evet” diyor Süleyman Amca, “kırılmayan tesbih plastiktir. Gerçek tesbih kırılandır.” Bir düşüncedir sarıyor beni: “İnsanlarda da kırılan hakiki, kırılmayan plastik midir?” Gülümsüyor bey amca.

Süleyman Amca’dan tesbih âdetini öğreniyoruz: “Tesbih zikir niyetine çekilir.” Elinde tesbihi çekmeye başlıyor: “Yâ Allah, Yâ Hakk, Yâ Vâsi, Yâ Fettah, Yâ Rezzak, Yâ Gani, Yâ Muğni, Yâ Atuf, Yâ Vedud, Hasbunallahu ve ni’mel Vekil, Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azim.”

Hüdayi ziyaretçileri burada dinleniyor

Az ötede, mekanın ismini beğendikleri için çaylarını içen iki genç bey var. “Biz de tesbih ismini çok beğendik. O sebeple çayımızı burada içiyoruz” diyorlar. Kültürümüzü yaşatma sevdası ile dolu beyler, Hüdâyi Hazretleri’ni ziyarete gelmişler. Ardından Hüdâyi’nin talebesi Mustafa Devâti Hazretleri’ni ziyaret gideceklerini belirtiyorlar. Söz Hüdâyi Hazretleri’nden açılınca, Kültür Bakanlığı’na sitemlerini iletmemi de rica ediyorlar: “Yaklaşık 4 yıl oldu, hâlâ Hüdâyi Hazretleri’nin kabri restore ediliyor, ne zaman bitecek acaba?!”

Tesbih kelimesi bizi tarihimize, kültürümüze, maneviyatımıza götürmüştü. Bir gün kelimelerimiz kaybolmuştu, diğer bir gün giysilerimiz... Günler kayıplarla devam ederken rahmet ile diri kalan bir yanımız hep vardı. Bugün burada birbirini daha önce hiç tanımayan insanlar olarak, asırlardan miras kalan değerimiz için toplanmıştık. İşte bu ümitti. Yeşerip sümbül açacaktı.

 

Özge Sena Bigeç, “telefondan tesbihe hicret edelim” dedi

Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2015, 11:54
YORUM EKLE

banner19