Tarihin sanat merkezi: Abdülmecid Efendi Köşkü

"Üsküdar Bağlarbaşı’ndan Beylerbeyi’ne inen yol üzerinde Kuzguncuk sırtlarında yer alan Abdülmecid Efendi Köşkü, geç Osmanlı mimarisinin en ihtişamlı örneklerindendir. 1880-1885 yılları arasında Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından av köşkü olarak yaptırılmıştır." Hüma Dergisi'nden Meryem Nesibe Dündar yazdı.

Tarihin sanat merkezi: Abdülmecid Efendi Köşkü

İstanbul, asırlar boyu imparatorluklara başkentlik yapması sebebiyle saraylar ve köşklerle taçlandırılmıştır. Özellikle Üsküdar ve çevresinde, Bizans İmparatorluğu döneminde başlayıp Osmanlı İmparatorluğu döneminde de devam eden süreçte devlet erkânının saraylar, köşkler, kasırlar yaptırması yaygın bir durumdu. 16. yüzyıldan itibaren gerek padişahlar gerekse hanım sultanlar ve üst düzey devlet memurlarına ait birçok yapı inşa edilmiştir. Abdülmecid Efendi Köşkü’nün de bulunduğu “Nakkaştepe” olarak isimlendirilen semt ve çevresindeki yapılaşma faaliyetleri ise çok daha sonraları gerçekleşir.

Üsküdar Bağlarbaşı’ndan Beylerbeyi’ne inen yol üzerinde Kuzguncuk sırtlarında yer alan Abdülmecid Efendi Köşkü, geç Osmanlı mimarisinin en ihtişamlı örneklerindendir. 1880-1885 yılları arasında Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından av köşkü olarak yaptırılmıştır. İsmail Paşa’nın ölümünden sonra oğlu İbrahim Paşa bu köşkü, seçilen yeri ve projeyi çok beğenen Abdülmecid Efendi’ye devretmeyi önermiştir. II. Abdülhamid 1895’te bedelini Hazine-i Hassa’dan ödeterek köşkü satın almış ve amcazadesi Şehzade Abdülmecid Efendi’ye hediye etmiştir. Abdülmecid Efendi şehzadeliği döneminde bu köşkü sayfiye olarak kullanıp burada hem ressamlığa devam etmiş hem de yazı işleriyle meşgul olup avcılık yapmıştır. Dönemin sanatçı ve yazarlarına ev sahipliği yapmış olmasının yanında Meşrutiyetin ilanından sonra siyaset adamları ve eski sadrazamlar burada toplantılar yapmıştır. Ancak 1918 yılında Sultan Vahdettin’in tahta geçmesiyle Abdülmecid Efendi veliaht ilan edilmiş ve vaktinin çoğunu Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nde geçirmeye başlamıştır. Dolayısıyla yoğunluğu nedeniyle bu köşkü yaz aylarında nadiren kullanabilmiştir. Saltanat ve hilafetin kaldırılmasının ardından tahtta olan kişiler ülke dışına çıkarılmıştır. Fakat bu süreçte halkın yeni kurulan devlete ve Cumhuriyet fikrine önyargı ile yaklaşmasını engellemek için hem taht sırasında olan hem de çok fazla gücü olmayan Abdülmecid Efendi, saltanatın kaldırılışı sonrası halifelik makamı için düşünülmüştür. Böylelikle Abdülmecid Efendi, TBMM tarafından halife olarak ilan edilen ilk kişi olmuştur.

1924 yılında halifeliğin kaldırılması ve hanedan ailesinin ülkeden sürülmesiyle birlikte köşk uzun yıllar boş kalmıştır. Daha sonraları Abdülmecid Efendi’nin işleri için vekil tayin ettiği Cevat Paşa, köşk ve içindeki eşyaların bir kısmının satışı ile ilgilenmiştir. Çok geçmeden gayrimenkullerin tasfiyesiyle İstanbul Defterdarlığı’na devredilen köşk, İkinci Dünya Savaşı’nın kısa bir dönemi askerlerin kullanımına açılmış ve ilk satışı ise 1942 yılında olmuştur. Abdülmecid Efendi’nin vatan toprağından uzak 1944 yılında vefat etmesi ile uzun bir süre kontrolü tamamen devlette olmuştur. 80’li yıllarda Yapı Kredi Bankası’nın kurucusu Kazım Taşkent tarafından satın alınarak restore ettirilmiş ve Yapı Kredi Bankası’nın Koç Grubuna devrinden sonra sergilerde kullanılmaya başlanmıştır.

Köşkün günümüzde mimarı kesin olarak bilinmese de Mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanmış olması kuvvetle muhtemeldir. Vallaury’in Bağlarbaşı’nda birçok ağaç ve çeşitli bitkileri barındıran yaklaşık iki yüz dönümlük bir koru içine yer alan binanın mimarisinde, Osmanlı ve Mısır üslubunu sentezlediği görülür. Başlangıçta av köşkü niyetiyle yaptırılan bu bina daha sonraları inşa edilen harem ve müştemilatla beraber daha kullanışlı bir hâl almıştır. Üç katlı bu yapı çini ve hat sanatının ince ve zarif örneklerini barındırmakta olup etrafı yüksek duvarlarla çevrilidir. İlk yapıldığı dönemde Selamlık binası ile birlikte harem binaları ve diğer müştemilât yapıları da bulunan köşkten geriye günümüze sadece Selamlık Binası ulaşmıştır. Selamlık kısmı, mimarisi ve işçiliğiyle oldukça ilgi çekicidir. Köşkün ana giriş kapısı varlığını sürdürüyor olsa da harem girişi günümüze ulaşamamıştır. Üç katlı köşkün ana giriş kapısının üzerinde çini bir kitabede “Allah’tan başka galip yoktur.” yazısı yer alır. Yine köşkün selamlık girişi kapısının üzerinde ise mavi zemin üzerine “Allah adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya bakmayı emreder. ayeti yer alır. Selamlığın giriş katında Türk evi geleneğinin geç bir örneği olan büyük bir sofa bulunmaktadır. Burada duvarları bezeyen rengârenk çiniler, duvarlardaki hat sanatı örnekleri Abdülmecid Efendi Köşkü’nü ayrıcalıklı kılan özelliklerdendir.

Köşkün oldukça geniş saçakları, dış cephesi, kalemişi süslemelerle donatılmış dikdörtgen panoları, yer karoları, duvar süslemeleri ve tavan tezyinatları restorasyonlarla beraber değişikliğe uğramış olsa da güzellikleri ile hâlâ göz kamaştırmaktadırlar.

Uzun yıllar atıl bir hâlde bekletilmesinden dolayı deformasyona uğrayan köşk seksenli yılların sonunda kısmen restore edilmiş olup iki binli yıllarda daha geniş bir restorasyondan geçmiştir. Bugün Abdülmecid Efendi köşkü itinayla korunmakta bakımı yapılmakta ve kış aylarında nemin olumsuz etkilerinden zarar görmemesi için ısıtılmaktadır. Köşkün içerisindeki tüm eşyalar zaman içinde çeşitli yerlere dağıtılmış ve kaybolmuştur. Yazılı ve görsel envanterin yetersizliği sebebiyle nelerin kaybolduğu ise tespit edilememektedir. Fakat Osmanlı ve Mısır mimarisinin en güzel örneklerinden olan bu yapı günümüzde çok çeşitli kültür-sanat faaliyetleri ile beraber modern sanat sergilerine de ev sahipliği yapmaktadır.

Meryem Nesibe Dündar

Hüma Dergisi, Sayı:19

Yayın Tarihi: 02 Kasım 2022 Çarşamba 17:30 Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2023, 01:04
YORUM EKLE

banner19

banner36