banner17

Tarihimizi sırtından vurmayı bırakmalıyız

Biz bu sanat eserlerini terk edecek cesaret ve kafayı nerden buluyoruz, her birini icabında fanusa koyup değerlerini nasıl takdir etmiyoruz, hayret. Sadullah Yıldız yazdı.

Tarihimizi sırtından vurmayı bırakmalıyız

Şu sıralar havaların artık ısrarı bırakıp, güneşli günlere yer açmaya başladığı zaman dilimine doğru ilerliyoruz. İstanbul, bütün yılın en tarifsiz güzellikteki atmosferlerinden büyük bir seçki yaşatacak sakinlerine, inşallah.

Birkaç aydan beri yaptığımız gibi İstanbul’un tarihî çeşmelerinin güncel ahvalini yazmaya-fotoğraflamaya ve bir yandan da kıymetlerini bilip bildirmeye, dertlerini anlatmaya devam ediyoruz. Geçmiş yazılarda da (şurada) onların bizim için sıradan bir taş olmaktan çok daha ötede duran önemlerine değinmeye çalışmıştık. Biz bu sanat eserlerini terk edecek cesaret ve kafayı nerden buluyoruz, her birini icabında fanusa koyup değerlerini nasıl takdir etmiyoruz, hayret.

O kadar da hayret değil ama neyse…

Son iki derlememizde Eyüp ve Gülhane civarında dolaşmıştık. Oralarda eksik bıraktıklarımızdan bir kısmının daha ahvalini soralım bugün. Önce Eyüp’e uzanalım.

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.

Çok tatlı bir nişi var. Kim bilir suyu nasıldı...

Tahta Minare Caddesi’ndeki Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa Çeşmesi’ni restorasyonu üzerinden çok zaman geçmediği için temiz bulabiliyoruz (1). Ancak yanlardaki iki sütunu ilan panosu niyetine ve yan yüzü de spreyli şovlarımız için kullanmaya devam ediyoruz maalesef (2). Kitabesinde birkaç harf eksiği de olan bu eserin banisi Mustafa Paşa’nın zevkli bir hayat hikâyesi ve acayip bir sonu var.

Gözdağı Sokak’taki Kaymakam Mehmet Paşa Çeşmesi’nin tamirinin üzerinden nerdeyse on yıl geçmiş ancak temiz tutmayı başarabilmişiz (3). Testi setinde bir iki nazarlık karalamanın da şehrimizin genel standartları göz önüne alındığında lafı dahi olmaz. Çok tatlı bir nişi var. Kim bilir suyu nasıldı…

Vesile Çıkmazı yakınlarındaki bu çeşme ise diğerlerine yakın, yakın olmasına ama onlar kadar şanslı değil. Kitabesi ve tarihi okunamayacak hâldeki (Hacı Mustafa Ağa?) eserin üst kitabe yeri ise boş. Yer yer badana ve kireç izlerine maruz kalmış (4). Ummi Sinan Sokak’takinin rozetini kazıyıp canını bağışlamışız (5). Kitapçı Kasım’ı ise diğer ikisinin yerine de hırpalamışız (6). Çünkü o heves bir yerden alınacak illa. Ayna taşı, çeşmenin vücudunun geriye kalan tek parçası olmuş. Eğer zaten bu kadardan ibaret bir çeşme idiyse o da tek parça kalamamış…

Yusuf Efendi Çiftlik Sokak’a inen merdivenlerin başında henüz yüz yaşını doldurmamış bir hayır kapısı bekliyor. Şişeci Hayri, hem gelen geçen yorgunlara su ikram ediyor hem de bir Fatiha bekliyor. Öyle sanıyorum ki ağız kısmından ibaret bir çeşmeymiş bu, ancak onun da unutulmuşluktan garip bir şekle girdiğini söyleyebiliriz.(7)

Derviş Mustafa Efendi Çeşmesi’nin kemeri ve nişi boyunca bir rutubetlenme, bir iki yerinde de sprey izi var. Hemen hemen üç yüz yıllık bu eserin sol yüzündeki taşlar kaplanmış, rozet yerinde iz varsa da rozet yok, tas yuvası da çürümüş bölgelere dâhil (8). Sokak sonundaki çeşme ise büyük sahabi Halid bin Zeyd’in civarında gezerken cuşa gelen ve hayr u hasenat hissiyle dolan “Muhtarın kızı”nın bir hediyesi bize. Yüzlerce yıl sonrasını düşünen bu nazik hediyeyi yıkmamışız ve rutubet izlerine, karalanmaya, kurnasını çöp konteynırı olarak kullanılmaya terk etmişiz (9). Ama henüz tek parça tutuyoruz ya çeşmeyi, bizim de nazik olmadığımızı kim söyleyebilir…

Eyüp Sultan merkezinde şimdilik Lokmacı İbrahim Sokak’taki Kadızade’nin bu eserine göz atalım (10). Kitabesi, çeşme suyunun ta Küçükköy’den nasıl geldiğini anlatıyor. Mermerini parçalayıp göstermişiz nasıl gelineceğini.

İnsanın 269 yaşında bir çöpü olsa o bile kıymetlenir ve fanusa konup saklanır

11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.

Ayasofya kenarındaki üçüz çeşmenin (11) üç yüzünde, besmeleyi de sayarsak dört ayet var. Dördünün de yer yer silindiği ve hatta çürümeye benzer bir silikleşmeden muzdarip oldukları göze çarpıyor. Bilhassa orta yüzün tepesinde bakımsızlık sebebiyle kararmalar var, ot da büyümüş. Künye yahut başka bir şey orta yüze dört vidayla çakılmışsa da kaybolmuş, dört vida izi yadigâr kalmış! Şehrin en çok ziyaret edilen camisinin yanı başındaki bu çeşmeye yakından bakın.(12-13)

Divanyolu’ndan Cağaloğlu’na inen yoldaki Molla Gürani Camii önünde iki yüzü olan sade bir çeşme var. Biz çok severiz böyle asırlık eserleri sıradan duvar gibi görmeyi. Sade mermerden ibaret bu güzelin bir yüzü tamamen boş kalmışsa da bir zamanlar kitabesi olduğuna güçlü ihtimal verebiliriz. Ancak bol çürüme, örselenme ve kirletilmeye maruz kalmıştır (14). Öbür yüzdeki kitabe neyse ki sağlamdır. Ancak diğer yerlerinde onun da acil tamirat gerektiren ve ilgiye muhtaç fazlaca kusur göze çarpmaktadır; onun değil, bizim kusurlarımız.

Kitabede “Hamid Han’a” teşekkür edilip “Sânî” eki zikredilmiyor ise de tarihinden anlaşılıyor ki bu eserde de Sultan II. Abdülhamid’in vefa parmağı vardır ve Abbas Ağa’nın çeşmesini yeniden yaptırmıştır kudretli hakan.(15)

Çemberlitaş’taki Atik Ali Camii’nin yola bakan dış duvarında pek sevimli bir hatla yazılmış kitabesi sağlam ancak nişi türlü eziyet ve hakaretlerle inleyen bir çeşme daha var. İnsanın 269 yaşında bir çöpü olsa o bile kıymetlenir ve fanusa konup saklanır. Biz ise bu kıymetli mermerlere toz konduramamaktan bir hayli uzağız.(16)

Caminin arka çıkışında oldukça temiz durumda bir çeşme daha var ve akar vaziyette. Yine cami civarındaki Yahya Kemal Enstitüsü’nün bahçesinde küçük ve şirin bir çeşme daha mevcut. Derdi yok gözüküyor.(17)

Beyazıt Devlet Kütüphanesi dışındaki çeşmeyi de iyi gördüm (18). Laleli ve Pertevniyal Valide Sultan camileri dış duvarlarındaki çeşmelerin fotoğraflarını çekmedim; Laleli’nin caddenin Beyazıt tarafındaki kapısı önünde duran iki küçük çeşmesinin bir an evvel cam mahfaza içine alınması fena olmaz; zira üzerlerine yazılmaya ve kurnaları kırılmaya başlanmış. Cam mahfaza örneği Pertevniyal’in dışındaki çeşmelerde uygulanmış mesela.

Sadullah Yıldız, merak edip dolaştı

Güncelleme Tarihi: 29 Şubat 2016, 13:41
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20