Tarihî Xian Camii'nde bir vakit namazı kıldım

Mustafa Everdi, Çin’e yaptığı ziyarette edindiği gözlemleri hoş bir üslupla aktarıyor..

Tarihî Xian Camii'nde bir vakit namazı kıldım

Çin haritası

Dünyanın bir ucunda, ancak kendisini “orta ülke” diye dünyanın ortasında tanımlayan Çin; ağır ve hantal vücuduna rağmen dünya siyasetinde kıvrak danslar yapıyor. En fazla büyüme rakamları ile, geleceğin tek süper gücü gibi konularla dünya gündemine gelmesi gün geçmiyor ki Türkiye’de haber olmasın. Suriye’de Esad yönetimine destek vermesi, Doğu Türkistan'da Uygurlara yapılan baskılar ve Uygur isyanları ile bizim için de önemli olan politikaları Çin’i tanımayı gerektiriyor.

Çin’e gitmek için vize gerekli; üstelik bir sürü belgenin yanında Türkiye vatandaşlarından sabıka kaydı da istiyor. Gelenleri işe mi alacak diye şaşırtsa da; Çin’de iş bulma ihtimali beni kendisine çekti. Nihayet gelen vize ile Çin’e gitmek nasip oldu. Dünya-Türkiye gündemine sık sık gelen Çin, dünyanın ilgisini hak ettiği gibi benim ilgimi de çekiyordu. Bu Haziran içinde Çin’e bir seyahat yapmak imkânı buldum. Bu seyahatin elbette Müslümanları ilgilendiren yönlerini yazmaktı muradım.

Çin - Xian Camii girişiXian (Şian-Sian) Camisi’ne de biletle girilebiliyor

Turistik bir seyahatte yabancı bir ülkeyi gezmek, elbet örtülü bir yabancılaşma içinde bırakıyor insanı. Çin, komünist idareye rağmen kapitalist bütün pazarlama tekniklerini biliyor ve turistten nasıl “döviz” koparılacağını hayat tarzı haline getirmiş. Her müze, gezilecek her alan ancak biletle girilebilen yerler. Alfabesi, konuşmaları, tipleri ile bambaşka bir ülkeye gitmişsin üstelik; kalabalık Çinliler, Avrupalılar, Hindistanlılar, Japonlar, Amerikalılar arasında yeterli bir yabancılaşma duygusu zaten yaşıyorsun.

Bu kadar farklı bir kültürün ortasında Xian’daki Müslüman mahallesine yaklaştıkça; başörtülü, sakallı Çinlileri gördükçe yabancılık duygusu anında kaybolmaya başlamıştı. Dinlerin evrensel sembolleri, inananlarının yabancılık duygusuna son verdiği gibi neredeyse mekânı içselleştirmeye başlıyorsun. Her müzeye parayla giriliyordu. Xian (Şian-Sian) Camisi de bundan istisna değildi. 25 Yuan’a girilebiliyordu. Kapıda bilet kesen muhtereme “Müslüman” deyince gözleri ışıladı; girişimiz bedava oldu.

Medreselerin külliye hali, vihara’nın (Budist manastır) bir adaptasyonudur

Camii tam bir külliye. Esasen İslam medeniyetindeki medrese ve külliyelerin Budist etkisi ile Türkistan’da başladığı ileri sürülüyordu. Budizm, İslamiyet’in de mimarisinde, hayat biçiminde ve tasavvufunda görünür izler bırakmıştı. Aslında İslamiyet’in en temel kurumlarından olan medrese, tüm ümmet coğrafyasına yayılmadan önce ilk olarak Doğu Türkistan'da çıkmıştır. Çünkü İslam fetihleri ile, Budist manastırlar anında İslam medresesine çevriliyordu.Jade Buda tapınağında ibadetinde bir Budist

Esasen her din; fethettiği yerlerde eski mabedlerin üstüne kendi mabedini yapmakla, mevcut bütün kutsallığı yeni dine eklemliyordu. “Medreselerin mimari yapısı, ibadet, eğitim ve ortak yaşam işlevlerini birlikte barındıran külliye hali, vihara’nın (Budist manastır) bir adaptasyonudur” görüşü bu işin uzmanları tarafından anlatılıp duruyordu. Şangay’daki Jade Buda Tapınağı’nı ziyarette buranın bir külliye olduğu; Buda’nın hayatının Hz. İsa’dan izler taşıdığı; ölüm halindeki gülümseyen Buda heykelinin açıklamasında ölümü bir düğün gibi karşıladığı anlatılınca; Mevlana’nın “şeb-i arus”u zihnimizde kendini hatırlatıp duruyordu.

Xian Camii’nin geçmişi neredeyse sahabi dönemine uzanıyor

Ancak Xian Camii’nde bir vakit namazı kılmak nasip olunca yazmak boynumuzun borcu oldu. Çine gidip de Xian Camii’nde namaz kılmamak olmaz. (Şian-Sian diye değişik okumalar oluyor; Beijing olan şehre Pekin dediğimiz gibi.) Xian, bizim Bursa gibi eski bir başkent. Ancak uzun bir dönem Çin İmparatorluğunun başkenti olmuş. Daha sonra Pekin’e taşınmış başkent. Şian’ı öğrenen, Çin tarihini öğrenmiş sayılır. Xian’ın başkent olduğu dönemlerde yapılan Xian Camii’nin tarihi Türkiye’deki camilerden bile eskilere gidiyor. Neredeyse sahabi dönemine. Bina, Çin’deki Tang Hanedanlığı zamanında 742 yılında yapılmış.

İran’ı fetheden Müslüman orduları daha Çin’in çok uzaklarında iken, Müslüman tacirlerin İpek Yolu’nun son durağı olan Xian’a geldikleri anlaşılıyor. Buradan bakınca İpek Yolu’nun başlangıcı olan Xian, hanedanın çok değer verdiği yeşim taşı karşılığında ipek ve çay alarak Batıya taşıyan Müslüman tacirler tarafından yoğun bir şekilde ziyaret ediliyormuş. Müslümanlar, Çin’de bir ibadet mahalli olması için başvurunca imparator elbette buna izin vermiş.

Çin - Xian Camii minaresinin altında; külliyenin bahçesi“Çin, Hindistan’dan çıkmış olan Budizm ile erken tanışmıştı. Çin’de din ve keşiş hayatına karşı başlayıp gittikçe genişleyen ilgi, büyük Tang hanedanı devrinde (Ms.618-907) o kadar tehlikeli bir şekil almaya başlamıştı ki; keşişlik mesleğine görülen hücumun önüne geçmek için imparator tedbirler almak zorunda kalmıştı” (L. Ligeti; Bilinmeyen İç Asya) Bu tedbirlerden biri de hayata daha sağlıklı ve gerçekçi yaklaşan İslam için müsamaha göstermek olmuş ve erken bir dönemde Xian’da cami yapılmasına izin verilmiş; Müslümanlar ibadetlerini ve elbette tebliğlerini kolaylıkla yapmaya başlamışlar. Aradan geçen süreye, rejimlere, anlayış ve devrimlere rağmen Xian Camii tarihî bir anıt olarak; yaşayan İslam’ın bir merkezi olarak hayatiyetini bugün de sürdürüyor Xian’da.

Binlerce yıldır Müslümanların namaz kıldığı yerde biz de namaz kılıyoruz

Çin’in süsleme ve ayrıntı titizliği bu camide de kendini gösteriyor. Kur’an-ı Kerim’in tamamı camii duvarlarına ahşap üzerine oyularak yazılmış. Klasik Çin mimarisi ile yapılan caminin minaresi ana binadan ayrı ve sivri çatıları ile yerel mimari ve kültürün bütün unsurlarını taşıyor. Neyse ki tuvalet alaturka; bütün Çin’de taharet için tuvaletlerde su bulamazken, burada var. Abdest almak için ayrı bir mekân var. Müderrisler, talebeler için geniş avlunun kenarında sıralanan mekânlardan ana camiye geliyoruz.

Avluda turistler; 25 yuan veren herkes bulunabilir ancak mescide sadece namaz kılanlar girebilir. Kapıda sakallı imamlar/görevliler var. Abdest alıp gelmişiz; kafilemizden ancak iki erkek ve üç kadın içeri girmişiz. Diğerleri turist. Binlerce yıldır Müslümanların namaz kıldığı yerde biz de namaz kılıyoruz. Kapıda imamlarla mukabele yapıyoruz. Biz okuyoruz, onlar dinliyor; onlar okuyor, biz dinliyoruz. Türkçe beş-altı kelime biliyor; “Hoş geldin”, “Türkiye çok güzel”, “İstanbul yahşi-yaman” gibi. Sarılıyoruz; binlerce yılın özlemini giderir gibi.

Abdülhakim Efendi, Müslüman olduğumu anlayınca hemen tebliğe başladı

Çin’de resmi belgelere göre 20 milyon Müslüman var. Diğer bir rivayete göre ise 150 milyon. 18 yaşına gelmeden, kimse Kur’an kurslarına ve camilere gidemediği için kesin rakamı belirlemek güç. Komünist Parti’nin, “insanların 18 yaşına gelmeden kendi serbest iradesi ile bir dini seçmesi mümkün değil” diyerek koyduğu yasak her kutsal mabette kendini gösteriyor. Budist manastırlar da dâhil çocuk ve gençleri göremi­yor­sunuz. Türklerin Dungan, Çinlilerin ise Hui dedikleri Çinli Müslümanlar, Xian Camii çevresinde Müslüman bir mahalle oluşturmuşlar.

Aralarında Uygur, Kırgız ve Özbek Türkleri de bulunan bu mahalle, daracık sokakları ile İslam şehirlerindeki pazar yerlerini andırıyor. Sadece pazar yeri kapalı çarşı değil. Çin usulü küçük kulübeler yan yana; Müslümanlar için gerekli tesettür ve ibadet eşyaları yanında Çin turistik eşyaları satıyorlar. “Selamünaleyküm” dedikçe cevap alıyorsan ve sana yönelmiş mümin gözlerde bir sıcaklık hissediyorsan elbette Müslüman biriyle muhatapsın.

Çarşıda İslam yazısı (hüsn-ü hat) ile tablolar, levhalar ve isimlikler yazan sakallı muhterem Nakşibendi tarikatından, Şian’da Müslüman ileri gelenlerden Abdülhakim Efendi. Dükkâna girer girmez, Müslüman olduğumu anlayınca hemen tebliğe başladı. Malezya, Endonezya ve Türkiye Müslümanlarını “tam mümin ve muvahhit” olmadıkları için beğenmiyor. Kafilemizi düşününce muhterem haksız değil. Ne yazık ki buralara parası çok ancak inancı az olanlar geliyor çoğunlukla. Benimle ilgili samimi görüşünü açık etmedi. Açık zikrine; “Entel Hadi Entel Hak; Leysel Hadi İlla Hu” diye karşılık verince bana tarafsız gözlerle baktı.

Uygur bir kardeşin dükkânında sadece nefis öldürecek kadar yemek yiyebildim

Abdülhakim’den aldığım cesaretle, pazar yerinde yürüyüşümü sık sık “selamü­na­leyküm” diyerek sürdürdüm. Günlerce “domuz korkusu” ile et yememişim. Çinlilerin çiğ sebzeleri ile nefs-i iktifa etmişim. Uygur bir kardeşin Özbek pilavı ve koyun eti satan işyerini bulunca; “İki bektaşiyi yemeğe çağırmışlar. Bol bol yemiş içmişler. Bu arada birisi yere düşüp ölmüş. Öbürü yarı baygın bir haldeymiş. Ev sahibi ‘Ey erenler doydunuz mu?' diye sorunca, yarı baygın olanı; ‘Merhum doydu ama ben nefis öldürüyorum demiş.’ fıkrasındaki gibi sadece nefis öldürecek kadar yemek yiyebildim.

Çin, yüzlerce etnik unsura, beş-altı din mensuplarına görece bir özgürlük ve hayat hakkı tanımış.  Merkezî yönetimle milyarları idare ediyor. Parasında 4 ayrı alfabede yazı ile; imparatorluğunun tebaaları için gerekli özgürlüğü resmi bir şekilde anlatıyor. Biz daha “Kürtçe eğitim dili olsun mu”, “şehirlerde Kürtçe tabela yazılsın mı”, “alfabede X,Q kullanılsın mı” diye tartışırken, Çin dört ayrı alfabeyi parası üzerinde bile taşıyor.

1 Yuan ön ve arka yüzü; arka yüzde dört alfabe ile yazılı bölüme dikkat!

Çin Taocu, Budist ve Çin folklorik dinlerine inananlar ile; Mahayana Budizmi, Hinduizm, Hristiyanlık ve İslam’a mensup vatandaşlardan oluşan çok dinli bir ülke. Mao’nun devrimi ile gelen komünizmle ateizmi de yabana atmamak gerek.

Çin, aynı zamanda dinî bir tebliğ için de özlemle tebliğci erenleri bekleyen bir ülke

İç sorunlarını halledemeyen bir ülkenin dışarı doğru hamle yapması, bölgesel güç filan olmasının hayal olduğunu anlatan bir ülke Çin. Bu seyahat, Türklerin ve İslam’ın ulaştığı en doğudaki ülke Çin’de dinî hayatı anlamak için de önemliydi. Çin sadece ticaret ve turizm yönünden büyük bir pazar değil; aynı zamanda dinî bir tebliğ için de özlemle tebliğci erenleri bekleyen bir ülke.

Türklerin ve Müslümanların kadim tarihi ile ilgili bilgiler ise, Çin arşivlerinde Çince bilen gayretli insanları bekliyor. Ve bu kaos çağında İslam’ı yeni bir heyecanla anlatacak Müslümanları. Yoksa Çin, modernizmin ve Batının bütün etkilerine açık ve bunu yaşayan seküler bir ülke olmuş zaten. Binlerce yıldır Manizm’in, Budizm’in, Hristi­yan­lık ve İslam’ın kendisine büyük kitleler bulduğu ülke; hâlâ söyleyecek yeni bir sözü olanları dinleyecek manevî bir açlık içinde. Biz ise manevî açlığımızı tarihi Xian Camii’nde kıldığımız bir vakit namazı ile doyurduğumuz iddiasında değiliz elbette. Ancak nasibimize şükrediyoruz.

 

Mustafa Everdi yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Ağustos 2012, 15:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13