banner17

Tarih kokan Bursa'yı bir günde gezmeye çalıştık

İnkaya Köyü'ndeki tarihî çınarı, Muradiye Külliyesi'ni, Tophane'deki Orhan Gazi ve Osman Gazi türbelerini, Yeşil Cami'yi ve türbesini, Emir Sultan Cami'ni ve türbesini ve Ulu Cami'yi ziyaret eden Necdet Ömer Özer, izlenimlerini aktarıyor.

Tarih kokan Bursa'yı bir günde gezmeye çalıştık

13 Mayıs 2015 tarihinde 29 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümündeki arkadaşlarım ve hocalarımla Bursa'ya bir kültürel gezi yapmıştık. Bu gezide İnkaya Köyü'ndeki tarihî çınarı, Muradiye Külliyesi'ni, Tophane'deki Orhan Gazi ve Osman Gazi türbelerini, Yeşil Cami'yi ve türbesini, Emir Sultan Cami'ni ve türbesini ve Ulu Cami'yi ziyaret ettik. Ziyaret silsilesi içerisinde gördüklerimi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şu mısraları eşliğinde anlatmak istiyorum:

Bursa'da bir eski cami avlusu,/ Küçük şadırvanda şakırdıyan su;/ Orhan zamanından kalma bir duvar.../ Onunla bir yaşta ihtiyar çınar/ Eliyor dört yana sakin bir günü./ Bir rüyadan arta kalmanın hüznü/ İçinde gülüyor bana derinden./ Yüzlerce çeşmenin serinliğinden/ Ovanın yeşili göğün mavisi/ Ve mimarîlerin en ilâhisi.”

Caminin masmavi çinilerle işlenmiş duvarları bir harikaydı

Otobüsümüz Bursa-Çekirge'den yukarı çıktı ve ilk durağımız İnkaya Köyü'ndeki tarihî çınarın yanında durdu. Merdivenlerden yukarı çıktığım zaman çay bahçesinin ortasında devasa bir çınar ile karşılaştım. Bu devasa ağaç, 600 yıl önce dikilmiş olup çapı 3, yüksekliği 35 metre olan bir çınardı ve Türkiye’nin en yaşlı ağaçlarından biri olup dünya çapında da bir üne sahipti. 13 ana kolu, 9,2 metrelik çevresi bulunan bu ağacın dallarının kalınlığı ise 3-4 metre olup neredeyse normal bir ağaç gövdesi kadardı. Tarihî çınarın da yer aldığı çay bahçesinin duvarından gelen dağ suyu tahliye yolu ile aşağıya doğru gidiyordu. Arkadaşlarım ve hocalarımla kahvaltımızı yaparken su sesi, kulaklarımızdaki pası sildi. Bu sesi duyduğum vakit, Goethe'nin Peygamberimiz'e yazdığı “Hz.Muhammed'in Nağmesi”ndeki şu mısralar aklıma geldi: “Bakın, kaynak nasıl fışkırmakta/ Kayalardan neşe ile/ Nurlu yıldızlar gibi pırıl pırıl!/ Bulutlar üzerinden melekler/ Onun gençliğini beslerdi/ Fundalıklardaki kayalar arasında.

Tarihî çınar ziyaretimiz sona erdikten sonra Muradiye Kütüphanesi'ne gittik; fakat restorasyon devam ettiği için içeri giremedik. Sadece dışını görebildik. Bursa iklimine ve Türk mimarisine uygun yapılmış bir kütüphaneydi. Taştan yapılmış ve belli aralıklarla kubbeler konulmuştu. Kütüphane içerisinde seng-i mezarlar ile karşılaştım. Murad-ı Sani'nin hizmetinde bulunan Ahmed Reşid Molla'nın oğlunun mezar taşının fotoğrafını çektim. İlme gönül vermiş kişilerden olduğunu yattığı yerden anlıyoruz.

Restorasyon nedeniyle ziyaret edemediğimiz kütüphaneden sonraki durağımız komşu bina Muradiye Camii idi. Abdest aldıktan sonra namaz kılmak için içeriye girdiğim caminin masmavi çinilerle işlenmiş duvarları bir harikaydı. Caminin tavanına bakıldığı zaman başka dünyalara gidebiliyorsunuz. Sanki, kitabın üzerine süsleme yapılmış gibi tezhîb yapılmış. Öyle ki su üzerine hafif ışık yansımış da caminin tavanını renklendirmiş gibi hissettim.

Billûr bir âvize Bursa'da zaman”

Üçüncü durağımız Tophane idi. Tophane iki tane türbeyi, bir saat kulesini, birkaç tane tarihi topu ve Bursa manzarasını barındıran hoş bir mekândı. Türbelerde Devlet-i Aliyye'yi inşâ eden Osman Gazi ve ailesinin ve Bursa Fâtih'i Orhan Gazi ve ailesinin türbeleri vardı. Türbelerdeki avizeleri, bahçedeki çeşmeyi, çiçekleri ve ağaçları görünce Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Bursa'da Zaman”da yazdığı şu mısralar aklıma geldi: “Gümüş aydınlıkta serviler, güller/ Serin hülyasıyla çeşmelerinin./ Başındayım sanki bir mucizenin,/ Su sesi ve kanat şakırtılarından/ Billûr bir âvize Bursa'da zaman.

Bir sonraki ziyaret ettiğimiz yer Yeşil idi. Yeşil Türbe'de Devlet-i Aliyye'nin ikinci kurucusu olarak kabul edilen Mehmet Çelebi yatıyor. Türbenin içerisine girdiğim zaman kendimi Kur'an-ı Kerim'in bir sayfasında buluverdim. O sayfadaki en dikkat çekici ayet “Küllü nefsin zâik-atü'l mevt” idi. Böyle hissetmemin sebebi şuydu: Her taraf yeşil çinilerle ve kitaplarda gördüğümüz tezhîblerle kaplı. Bunların üst tarafında ayetler ve hadisler var. Buraya girdiğim zaman Ahmed Hamdi Tanpınar'ın şu mısralarını çok iyi anladım: “Yeşil türbesini gezdik dün akşam,/ Duyduk bir mûsiki gibi zamandan/ Çinilere sinmiş Kur'an sesini.” Yeşil Türbe'den çıktıktan sonra Yeşil Camii'ne girdik. Camiye girdiğim zaman her tarafın yeşille kaplı olduğunu görmüştüm. Demek camiye bu adın verilme nedeni içinin rengiymiş diye düşündüm. Her taraf çok ince süslemelerle nakış gibi işlenmiş. Caminin akustiği o kadar kuvvetli ki, karıncanın ayak sesleri bile duyulabilir. Yüzyıllar öncesinde ulaşılan bu akustik bilgisine ileri diye övündüğümüz teknolojimizle hâlâ ulaşabilmiş değiliz maalesef.

Bursa'ya bir gün yeter mi?

Şimdi Bursa'nın Eyüp Sultan Camii'si olan Emir Sultan Camii'ni anlatmak istiyorum. Camiye girmeden evvel geniş bir kabristan var. Eski ve yeni seng-i mezarlar mevcut. Bu kabristana bakarken en dikkat ettiğim şey şuydu: Bazı Latinize yanılmış mezar taşlarının “Allah Bâkî” ile, bazılarının da “Tanrı Bâkî” diye başlaması. Caminin içine girince ilk olarak Emir Sultan ve ailesini ziyaret ettik. Her tarafta şirkin önlenmesine yönelik uyarı levhaları asılıydı. Kimisi Emir Sultan ve ailesine Fatiha okuyor, kimisi de Yasin-i Şerif okuyordu. Fatiha okuduktan sonra caminin içine girdik. Kırmızı halıların serili olduğu, üst katın altındaki süslemenin çiçeklerle yapıldığı ve büyük avizenin mevcut olduğu bir cami.

Son durağımız ise Ulu Cami idi. Ulu Cami'ye ikindi vaktinde gitmiştik. Mimarisiyle ve hatlarıyla muhteşem bir camii. Caminin içerisindeki âyetler, hadisler, Peygamberimiz'in ve Hulefâ-i Râşidîn'in isimleri ve Allah'a ithaf edilen hatlar ile, Arif Nihat Asyalı'nın “Hû Hûlar'a karışsın âminler” mısrasındaki hava hâkimdi. Bursa'daki bazı camilerin içinde süs havuzu var; fakat Ulu Cami'nin içinde şadırvan vardı. (Hem avluda hem de caminin içinde şadırvan var.) Şadırvanın cami içinde olması mekânın akustiği, cemaatin namaza yetişmesi ve caminin serinliği açısından önem teşkil eden bir faktör. Caminin mihrab tarafına doğru giderken Kâbe örtüsü görünmekte Hacc'a giden hacılarımızın veya umreye gidenlerin, Kâbe örtüsünü görünce gözyaşlarını tutabileceğini sanmıyorum.

Tarih kokan Bursa'yı bir günde gezmeye çalıştık; fakat otobüsteyken göremediğim çok yer olduğunu görünce bir günlük Bursa gezisinin yetmediğini ve bu tarihî umman içerisinde ancak birkaç katre içtiğimi hissettim. Bursa'dan İstanbul'a dönerken tatlı bir günün tatlı yorgunluğu vardı. Bu günü yaşatan hocalarıma ve arkadaşlarıma cân ı gönülden teşekkür ediyorum.

 

Necdet Ömer Özer yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2015, 10:53
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20