banner17

Tarihî Çeşmelerimizi Korumanın Yolu: Çeşmelerimiz Akıtılsın!

''Eyüp Sultan Camii iç avlusu ortasındaki türbenin önündeki devasa bir ağacı da saklayan çevrili bölümün dört köşesinde dört küçük çeşme bulunuyor. Akar vaziyetteki bu çeşmeler, akar olmakla herhangi bir tahribata uğramış değillerdir. Demek ki çeşmelerimiz akıtılabilirmiş, öyleyse bütün çeşmeler akmalıdır.'' Sadullah Yıldız tarihi çeşmeleri dolaşmaya devam ediyor.

Tarihî Çeşmelerimizi Korumanın Yolu: Çeşmelerimiz Akıtılsın!

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan 40. yazıyla birlikte tarihî çeşmeler dosyasının mühim bir ayağını tamamlamış, Osmanlılar’ın Suriçi dedikleri Fatih bölgesi ile Suriçi’nin dışında kalsa da şehrin dinamik ve ilham dolu noktaları olan bilad-ı selasedeki (Üsküdar, Eyüp, Galata) tarihî çeşmelerin hemen tamamını dolaşmıştık.

Şimdiye kadar Kasımpaşa’ya biraz korkudan, Sarıyer’e ve Beykoz’a da uzaklığından gitmedik.

Bahar tenezzühleri için tercih ettiğimiz Sarıyer’de daha önce tematik gezi yapmışlığımız yok. Semtteki çeşmeler için dolaşarak aynı zamanda Sarıyer’in pek bilinmeyen bir yönünü, tarihî çeşmelere ev sahipliği yapmasını da ön plana çıkarmış olacağız sanırım. Ancak bunu yine bir sonraki adıma bırakalım.

Bu sefer göreceğimiz çeşmeler yine Fatih, Eyüp, Üsküdar ve Galata semtleri arasında pay edildi ve kıyıda köşede kalmış, şimdiye kadar elimizden kurtulup gözümüzden kaçabilmiş olanları konuk aldık.

Eyüp’ten başlayalım.

Demek ki çeşmelerimiz akıtılabilirmiş

1.

2.

3.
4.
5.
6.
7.

Eyüp Sultan Camii iç avlusu ortasındaki türbenin önündeki devasa bir ağacı da saklayan çevrili bölümün dört köşesinde dört küçük çeşme bulunuyor. İstanbul’un açık ara en yoğun noktalarından biri olduğundan hareketle yapılabilecek tespit odur ki akar vaziyetteki bu çeşmeler, akar olmakla herhangi bir tahribata uğramış değillerdir. Demek ki çeşmelerimiz akıtılabilirmiş, öyleyse bütün çeşmeler akmalıdır.(1, 2, 3, 4)

Dört çeşme de tepelerindeki akantüs süslemeleri haricinde hemen hemen aynı biçimdeler. Tuğra şeklindeki besmelelerinin altındaki kitabelerinde ise dört çeşme için dört ayet seçilmiş. Bunlar aynı zamanda İstanbul çeşmelerinde görülebilecek konuyla (su, çeşme) ilgili dört ayettir. İstanbul çeşmelerinde ayetle tezyin edilecek kitabeler için genellikle bu dört seçenek tercih edilir:

Enbiya suresinin 30, Mudaffifin suresinin 28, İnsan suresinin 17 ve 21. ayetleri.

Caminin mezarlık duvarında bir başka küçük çeşme daha var. Ancak çeşmenin fotoğrafını çekebilmek için öncelikle onun duvardan ayırt edileceği bir vasfının olduğunu kabul etmek gerekiyor. Aslında fotoğraf şu hâliyle de pek çok şey anlatıyor ve hâlimizi bir köşesinden özetliyor (5). Yalnızca yarısı gözüken çeşmenin üst tarafı bir ilan panosunun öncelikli görünürlüğüne kurban gitmiş. Musluğu sökülmüş çeşmenin zemine yakın bölümlerinde de hasar var.

Eyüp’ün tarihî merkezinden biraz uzağa, Alibeyköy civarına gidersek orada dahi etrafımızın tarihten o kadar da beri olmadığını anlayacağımız işaretlerle karşılaşabiliriz. İstanbul’un yeni yerleşim merkezlerinin birçoğunda geçmişe dair tahminlerimizi revize eden şey böyle ipuçları oluyor.

Hatice Kadın Camii duvarındaki çeşme, camisi gibi 1862’ye tarihleniyor. Kitabesinde yazdığına göre Edirne Mutasarrıfı (vali) Süleyman Paşa, küçük kerimesi Hatice Hanım’ın ve cümle müminlerin ruhları için bu hayratı yaptırmıştır. Akar vaziyetteki çeşme yol altında kalması sebebiyle bazı tali problemlerle karşı karşıya ise de fiziken sağlam durumda oluşu sevindiricidir.(6)

Fındıklı’da Mimar Sinan Üniv. Güzel Sanatlar Fakültesi dış kapısı yanındaki beş satırlı karmaşık bir kitabe taşıyan bu çeşme, yanındaki künyesinin söylediğine göre sıbyan mektebi olarak ardındaki bina ile birlikte Sultan III. Osman’ın eşi Zevkî Kadın tarafından inşa ettirilmiş (7). Biraz yol altında kalmak dışında sağlığı gayet yerinde olan bu harika seyirliğin, broşlar ve yapraktan taçların haricinde benim dikkatimi çeken tarafı orta yerindeki yıldız oldu. Altındaki halka ile birlikte Türk bayrağının dikey hâli sayılabilecek bu süsün 1755 gibi bir tarih için başka çeşmelerde görülmeyecek kadar erken bir süsleme olduğu söylenebilir. Hatta tek başına yıldız dahi pek görülen türden bir süsleme değil.

“Çeşmemiz ecdat yadigârıdır. Lütfen sahip çıkalım.”

8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.

Galata sınırlarındaki Sokullu Mehmet Paşa Camii arka tarafında duran bu çeşmenin tarihine dair herhangi bir izi yok (8). Musluğu ve taşlarının şikâyeti var gibi görünmüyorsa da üzerinde kimliksizliğin verdiği bir garibanlık yok değil. Yapılmış ve öylece kalmışlar. Zamanında bir kitabe veya künyeleri var idiyse artık o da kalmamış.

Böyle üç taneyle daha Sarıyer’deki turlarımda nasiplendim: Üzerlerinde ne eski ne yeni hiçbir hatıra ve ipucu taşımayan, oldukça sade ve süssüz üç çeşme. Bir tanesinin testi setini parke taşlarının yediği bu çeşmelerden bir diğerine İSKİ, “Çeşmemiz ecdat yadigârıdır. Lütfen sahip çıkalım. Yazı yazmayın, kirletmeyin, araç yıkamayın. Dikkat! Kamera denetimi vardır!” tabelası asmış. Hem çeşmenin mermeri üzerine de monte etmeyip tepeye kondurmuş. Doğrusu çeşmenin temiz hâlde olmasından anlaşılabilir ki böyle bir uyarının bir nebze etkisi mümkündür. Keşke her çeşmede uygulanabilse diye içimizden geçmedi değil.(9-10-11)

Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye cihetindeki girişinde, Vezirhanı Caddesi başındaki bu şirin kurnalı minik çeşmeyi de bir adı ve hikâyesi olmayanlara ekleyebiliriz. Varsa da en azından hemen bilmemizi istemiyor olsa gerek. Musluğu bir rozetin ortasından gelen çeşmenin suyu akar hâlde olsa epey hoş bir manzara meydana gelebilirmiş.(12)

Bir tarih hazinesi olan Karacaahmet Mezarlığı, sadaka taşları ve tarihî çeşmeler gibi bazı beklenmedik eserler babından da sürprizlerle gezginlerini şaşırtabilir. Mezarlık içinde ve civarında birkaç çeşme bulunuyor, biriyle yakın zamanda buluşmuştuk hatırlarsanız, bunlardan biri de kabristana adını veren ve Karaca Ahmet’e ait olduğu düşünülen mezarın yanındadır (13). Temsilî cennet meyveleri ve motiflerle çevrili kitabe h. 1154 gibi oldukça erken bir tarih taşıyor.

Yazılana göre Sadeddin Efendi adında bir zat tarafından “kurratü’l-ayni” diye anılan zevcesi Zübeyde Hanım’ın ruhuna hediye olarak yaptırılmış. Kendince pek latif bir kemer süslemesi de olan bu güzellik için insan öyle diliyor ki testi seti parke taşlarına gömülmeseymiş ve bu nerdeyse üç yüz senelik hatıranın önemli bir bölümünü göz göre göre kaybetmeseymişiz…

Süleymaniye’deki Hilye ve Tespih Müzesi yakınında, Hayriye Hanım Sokak üzerindeki keşmekeşte şayet civar esnafının bağırmaları ve motor seslerinden fırsat bulabilmişseniz Sadrazam Kara Mustafa Paşa’nın h. 1088 gibi pek yaşlı sayılabileceği bir tarihte inşa edilmiş çeşmesine dikkat etmişsinizdir. Ancak gariban çeşmenin ahı gitmiş, vahı kalmıştır. Bütünüyle unutulmuş ve ihmal edilmiş durumdaki eserin taşları hiç iyi durumda değil. Acemi bir hatla tertip edilmiş karışık kitabesinin yüzyıllara direnebilmiş olması ise manzaranın eli yüzü düzgün tek tarafı denebilir.(14)

Not: Kıymetli okur galiba 40. yazıyı bitirip artık başını mermerle-taşla ağrıtmayacağımızı zannetti ama inanın ki ben de bitecek sanıyordum. Esasen bu ‘bitecek’ zannını 40’a gelene kadar birkaç köşe başında yaşadığımı söylesem bilmem inanır mısınız; ilki 10. yazıda, ikincisi de 25 dolaylarında diye hatırlıyorum. Sonra “40 hem yuvarlak sayı, orada bu işi taçlandırırız” motivasyonuna kavuştum ve şimdi ise 41’deyiz. Bu duygunun beni yakında çeşme inşaatına girişecek kadar ele geçirmeyeceğini ümit ediyorum. Bir yandan da durmamak ve paslanmamak gibisi yoktur diye düşünmek işime geliyor.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 14 Mart 2017, 14:14
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20