Sultan Hüdavendigar huzurunda!

Prizren'den Priştina'ya, İpek'e.. Kosova'yı anlatıyor Toroman arkadaşımız sizlere.

Sultan Hüdavendigar huzurunda!

Topraklarına ayak basmadan, hali ile hâllenmeden ve suyundan içmeden önce, gezimizin ve gönlümüzün sadece küçük bir kısmını oluşturan ancak vakit geçirdikçe fikirlerimizin ve zikirlerimizin tamamen değiştiği Kosova’ya 24 Nisan Cuma günü saat 17.00 gibi girdik.

“Hani Elazit” sınırında bizi, Kosova gezimiz boyunca hiç yalnız bırakmayan ve bir ağabey kardeş muhabbetine sahip olduğumuz Hüdai Vakfı İstanbul Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kosova temsilcisi M. Ali Yıldırım karşıladı. Prizren’e doğru yolculuğumuzda kullandığımız yol, dağların arasında ve rabbimin tecellisi ile istinasız, yeşilin her tonunu bünyesinde barındıran bir güzergâhta oldu. Kosova’nın genelinde olduğu gibi dar ve bozuk yollardan yavaş yavaş gittiğimiz süre içerisinde, 1997 yılındaki savaş sırasında şehit düşmüş birçok mücahidin kabrini yol boyunca sükût içinde izledik.

Prizren

Bursa gibi bir şehir!

PrizrenVe gezi boyunca bizi en çok etkileyen şehirlerden biriciği Prizren’e yaklaşık iki buçuk saat sonra ulaştık. Ecdadımızın içerisine bir cami yaptırarak her yere mührünü vurduğu, Bizans mimarisine sahip Prizren kalesinden bakılınca Prizren’i Bursa’dan ayırmak çok güç. Sadece yerleşim olarak Bursa’ya benzemiyor. Şehrin içinde dolaşırken içinize çektiğiniz Osmanlı kokusu, Osmanlı kültürü, Osmanlı mimarisi ve her şeyi ile sizlere Osmanlı ruhunu hissettiren ata yadigârı mahzun ve masum şehir Prizren.

Akşam namazı için gittiğimiz Emin Paşa Camii’nde, ismi gibi sesi de Davudi olan imam hatip’in arkasında kıldığımız namazın bize verdiği hazzı ancak Süleymaniye’de almak mümkün.

 

PrizrenŞehirde türkçe konuşulur!

Düşünün bir kere bu güzide şehri Sultan Fatih İstanbul’u fethettikten bir buçuk yıl sonra fethetmiş. Buranın önemi ve ecdadımızın buraya verdiği değerin haksız olmadığını, şehrin sokaklarında herkesin Türkçe konuşmasından anlıyoruz. Öyle ki genel olarak şehirli olanlar Türkçe biliyor köyde yaşayanlar ise bilmiyor. Yani bir nevi burada Türkçe entelektüellerin dili olmuş. Türkçenin bu kadar önemsenmesinin sebebi ise bu dilin onlar için Osmanlının yadigârı olması ve Osmanlının ise onlar için her şeyi ile İslam’ı temsil etmesi. Onlar Osmanlı ile İslam’ı ve ümmeti birleştirmişler. Bundan dolayı İslam’ı, Osmanlı çerçevesinden görüyorlar.

Prizren’de bizi en çok etkileyen olaylardan birisi yakın zamanda kaybettiğimiz merhum Muhsin Yazıcıoğlu adına düzenlenen mevlüttü.

Şehirde geçirdiğimiz her dakika da şehre olan muhabbet ve tutkumuz artıyordu. Şehrin güzelliği, Bayraklı Camii, Sinan Paşa Camii, Prizren Kalesi, Emin Paşa Camii, Namazgâhı, şehrin kalbi nehri, Osmanlı ruhu, insanların cana yakınlığı, yöresel yemeklerinin tadı, havası, suyu kısacası insanın bu şehre hayran olması için yeterli sebeplerden birkaçı olsa gerek.

Ve bunca debdebeden sonra mahlûkatın, dertlerin, kederlerin, güzelliğin ve çirkinliğin üzerini, bir örtü gibi örten gece ile birlikte biz de uykuya daldık.

Ertesi gün başkent Priştina’ya gittik.

 

Ankara gibi ruhsuz Priştina!

PriştinaPriştina Ankara gibi betondan, soğuk ve ruhsuz. Prizren ise İstanbul gibi doğal, sıcak ve cana yakın.

Tarihi mirasımızın ve eksik parçalarımızın olduğu bu coğrafyada en önemli mekânlardan biri de Sultan Murat Hüdavendigar’ın türbesiydi. İslam’ın bu topraklarda hâkim olmasını sağlayan Sultan Murat’ın türbesinde Yaradan’a hüzünlü ve samimi dualar ettik, burada yatan mübarek adına. Ve türbenin bahçesine, Sultan Murat’ın huzurunda İslam’ın yeni yeni filizlendiği Kosova gibi, Türkiye’den getirdiğimiz fidanı, ailesi ile beraber yıllardır türbenin türbedarlığını yapan Saniye teyze ile birlikte heyecanlı ve sevinçle diktik.

Sultan Murat’dan sonra Kosova’nın genel havasına dair gözlemler yaptık. Burada en çok dikkatimizi çeken Kosova bayrağı ile birlikte ABD bayraklarının da dalgalanmasıydı. Bunun sebebini araştırdığımız zaman ise iki önemli neden bulduk: birincisi Kosova’nın bağımsızlığında ABD’nin etkin ‘güzide yardımları’ imiş. İkincisi ise psikolojik. Temelde Arnavutların her zaman en güçlünün yanında yer alma istekleriymiş. Bu duruma en iyi benzetmeyi yapan Kosovalı Orhan Ağabey’imiz şöyle diyor; ‘tecavüz eden erkeğe âşık olan aptal kız’. Bu söz Kosova’nın durumunu çok acı ve net bir şekilde ortaya koyuyordu.

 

Üretim yok lüks çok!

Diğer bir mesele de burada gözle görünür bir üretim olmamasına rağmen insanların gayet lüks bir hayat yaşıyor olması. Çünkü hâkim güçler buranın kendilerine bağımlı kalmasını istiyor ve endüstriyel üretim yapılmasını bir şekilde engelliyor. Diğer bir neden ise halkın çoğunun Avrupa’da çalışması ve Kosova’yı tatil yeri gibi görmesi. İnsanların hayallerini cehenneme çeviren uyuşturucunun yoğun bir şekilde satılması ise diğer bir faktör olarak göze çarpıyor.

PriştinaÖnceden gelen komünizm etkileri, savaşta yaşanan trajediler, misyonerlerin faaliyetleri ve diğer olumsuzluklara rağmen vakıfların gayretleri ve özverili çalışmaları burada insanların kalplerindeki İslam’ı yeşertmeye güzel vesile oluyor. Bu ve benzeri duyguları bazen hüzünlü bazen sevinçli bir halde Priştina sokaklarını dolaşırken kah gülerek kah sükut ile hissettik.

İkinci geceyi de Cekova şehrinde ilim tahsili yapılan bir medresede geçirdik. Saatlerin ve dakikaların sessiz ve sinsice akıp geçtiği muhabbet ve sohbetin kesilmek zorunda kaldığı bir günden sonra her şeyin sükûta erdiği bir saatte, bu beldeden ayrılmanın hüznü ve kederi ile Bosna’ya doğru yola çıktık. Bosna’ya giderken M. Akif Ersoy’un doğduğu yer olan İpek’ten geçerken Milli Şairimizin şu şiiri de dudaklarımızdan dökülüyordu...

 

Taha Yasin Toroman gezdi etkilendi

Yayın Tarihi: 24 Haziran 2009 Çarşamba 17:31 Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2010, 18:41
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ömer faruk
ömer faruk - 12 yıl Önce

emeği geçen herkesten Allah razı olsun...Allah halis niyetlerimizin gerçekleşmesinde bizlere yardım etsin inşallah...

banner26