banner17

Son iyi esnaf hayattan çekilmedikçe umudumuz var

'Bir şehirde yürürken tefekkür edebiliyorsan nasiplisin.' Cihad Meriç, Konya'yı adımlarken mesleki eğitim, ahilik, külliye konularıyla bağlantılı olarak esnaf üzerine tarihe bir kaç satır not düştü.

Son iyi esnaf hayattan çekilmedikçe umudumuz var

Yollar bizi kendimize getirir. Acımızı hüznümüze yazıp azaltır. Fırtınamızı fıtratımıza çevirip sükunete erdirir.

Sığınacağın bir kalp, bir mekan, bir şehir varsa nasiplisin. Herkesin aynı dili konuştuğu bir zamanda farklı şeyler söyleyen dostların varsa nasiplisin. Herkes aynı noktaya baktığında farklı bir yere bakabiliyorsan nasiplisin. Kendine ayıracak zamanın varsa ve bunu değerlendirebiliyorsan nasiplisin. Kendine doğru yürüyecek azmin ve zamanın varsa nasiplisin. Sırtına güneş vuruyorsa, aydınlanıyorsan ve gölgen kalbini karartmıyorsa nasiplisin. Bir şehirde yürürken tefekkür edebiliyorsan nasiplisin.

Nisan ayında bulduğum ilk fırsatta Konya'ya doğru yola çıkıyorum. Sır hocamın duasını almak, dostlarla muhabbet, kendi sesimi duyabilmek için külliyemizde 72 saat halvete çekildim. "Dünya'ya 72 saat mola!"

Konya sokaklarında yürüyorum. Bir önceki Konya yazımda daha çok tarihi ve ilmi iklimden kelam etmiştim. Bu yazımda ilgi alanlarım olan mesleki eğitim, ahilik, külliye konularıyla bağlantılı olarak esnaf üzerine dilim döndüğünce tarihe bir kaç satır not düşmek istiyorum.

Şehrin köşe taşları çekiliyor sanki birer birer

Piri Mehmet Paşa külliyemizin etrafı esnafla çevrelenmiştir. Yıllara direnen kalaycı çekicini aşk ile tıklatmaya devam ediyor. Etrafımızda halı ve mobilya esnafı ağırlıktadır. Çayını, çorbasını içtiğimiz, muhabbetleştiğimiz, ders halkamıza devam eden abi ve kardeşlerimizi her daim ziyaret ederiz. Evistan'ın ortağı Talip Bey ve Sinan Mobilya'nın sahibi Sinan Bey ilk aklımıza gelen iki isim.

Az ileride binası garip dursa da Mevlana Çarşısı özeldir. Hem Ribat gibi bir kaç vakfa ev sahipliği yapar, hem de içinde ahilik geleneğini devam ettiren, sevdiğimiz, gönül rahatlığıyla alışveriş yapıp çayını içtiğimiz iyi adamlar vardır. İlk aklımıza gelen Aksüt Giyim'in sahibi Terzi Ali abi, onunla tanışan herkesin abisidir. Polatlar Giyim'e selam vermeden çarşıdan çıkılmaz.

Yürüyüşe devam, yıkılan ve yeri eski Hz. Mevlana'nın ön bahçesiyken yeni görünümüyle paris meydanına(!) eklenen eski il halk kütüphanesi arkasındaki küçük iki çarşıdan birinde öğle - ikindi arası bürosunda ziyaretçilerini ağırlayan gönül ehli eski esnaf Nuri Baş hocamızı gözlerimiz ve gönlümüz arıyor. Kalem ehli, irfan sahibi, eski ahilik geleneğini yaşatan büyüğümüzü rahmetle anıyorum.

Mevlana caddesinden yürümeye devam ediyorum. İlk defa Konya'ya geldiğimde Mevlâna caddesi kenarında kas hastalığı bulunan, kantarıyla yol kenarında bekleyen Ali aklıma geldi. Ne güzel şükrederdi, onun yanında şükrümüzden utanırdık. Uzun yıllar önce onu da kaybettik, Allah rahmet eylesin.

Sonra biraz daha yürüdüm, Simitçi Osman'ı gözlerim aradı, simit arabasının kenarında şiirler yazan Osman abi, maalesef o da yerinde yoktu. Ne güzel muhabbet ederdik, ruhumuzu dinlendirirdi.

Şehrin köşe taşları çekiliyordu sanki! Şehrin bir taşı bile yerinden oynasa düzen bozulur. Taşları yerli yerine koyup muhafaza etmeli ve şehri bunlar üzerine yükseltmeli. Şehrin dört temel taşı var: Aile, mahalle, ahilik geleneği, külliye/imaret/vakıf sistemi. Bu konuları yazılarımızda işliyoruz ve dilimiz döndüğünce işlemeye devam edeceğiz. Yeniden kendimize ait bir şehrimiz olacaksa bu dört temel üzerine yükselecek. Tüm enkaza rağmen hâlâ umudumuz var.

Kim ağlar kepenk indiren dükkanlar için

Bir süre kendi ofisime de ev sahipliği yapan Rampalı Çarşı'ya doğru yürüdüm; hayallerimiz, yapmak istediklerimiz ve yapamadıklarımız... Ben olmasam da Rampalı Çarşı'da hâlâ kitapların olması güzel.

Bazen anılarda yolculuk için hatıraların geçtiği yerin kıyısına oturmak gerekir. O zaman derin bir yolculuk başlar; bazen hüzünlü bazen sevinçli. Hayat da bu değil midir; biraz üzüntü, biraz sevinç.

Eski dükkanın kapısına gelen adam az ileride kiralık bir dükkân görür. Terk edilmiş bir dükkanın yırtılmış tabelası kaç hayal kırıklığının ve hayat yırtığının izini taşır? O yırtık dikiş tutmuş mudur? Yoksa kumaşı ve ipliği zayıf terzi misali her iğne tutturduğu kumaş elinde mi kalmıştır? Suç dikiş bilmeyen terzide mi, iplikte mi, kumaşta mı? Bu soruların cevabını kim bilecek, kim değerlendirebilecek! Hangi yürek bu yargılamaya dayanır. Hamamda terlememiş olanlar alınterinin ne demek olduğunu nereden bilsin!

Kiminin dükkanı dikiş tutmuş, hatta makinesini de yenilemiş, işini büyütmüş, bir dükkanı iki dükkan yapmış; ama dostum, bazısı bir dükkana bile sığınamamış. Belki de hem dükkana sığamadı hem bir kalbe! Belki kendi kalbi bile dar geldi ve bıraktı kendini boşluğa. Dostlar, boşlukta sallanan o adamın elini kim tutacak. Kim ağlar kepenk indiren dükkanlar için, kim ağlar bacası tütmeyen bir ev için, kim ağlar evine ekmek götüremeyen bir baba için, kim ağlar babasız kalmış yetimlerine bakmak isteyen çaresiz anne için...

Belki yanımıza, dibimize düşerse ağlarız; fakat kendi ayağımıza o diken batmadıkça anlamayız ve ağlayamayız. Kısaca kapanmamış bir diken yarası gerekir; insanı kendine getirecek ve garibin hüznüne ortak edecek bir yara!

Son iyi esnaf dükkanı kapatmadıkça...

Rampalı Çarşı'da nefesim kesiliyor. Kepenk indiren, çarkı zor dönen esnaf gördüğümüzde hepimizin nefesi kesilmeli. Ahilik haftası münasebetiyle bence bunları düşünmeliyiz. Esnaf, “biz neden eski esnaf gibi değiliz” demeli. Yöneticiler, “biz esnafın hakkını büyük şirketlere göre ne kadar düşünüyoruz” demeli. Müşteriler de “biz neden eski ihtiyaç gören velinimet müşteri olmak yerine israfçı tüketici olduk” demeli. Kısaca bu hafta vesilesiyle kendimize gelmeliyiz.

Ben vesile sancağının göndere çekilmesinin en önemli başlangıç olduğuna inanıyorum. Son iyi esnaf dükkanı kapatmadıkça, son iyi adam ölmedikçe, son külliye yıkılmadıkça, son mahalle yerinde durdukça, son aile omuz omuza yaşadıkça umudumuz var.



Cihad Meriç yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2015, 16:44
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20