banner17

Sofya Müslümanlarından Selam Var

Sofya'nın soğuk, gri bir kenar mahallesinde küçük bir mescit, 8-10 kişilik azıcık bir cemaat. Boynu bükük bir müslümanlık. Fakat o gün bir avuç tebessüm herkese yetti.

Sofya Müslümanlarından Selam Var

Yitik bir Osmanlı toprağı Bulgaristan. Osmanlı Hilafeti’nden ayrıldıktan sonra burdaki Müslümanlar bir türlü gün yüzü görememiş. Henüz 19. asrın sonlarında başlayan hicret dalgalarıyla, memleketin yarıdan fazlasını teşkil eden Türk nüfusu azaldıkça azalmış. Önce faşizm, sonra sosyalizm derken büyük devletlerin rüzgârında oradan oraya salınmış bu küçük Balkan ülkesi. Pek çok eski Doğu Bloğu ülkesi gibi, sosyalist düzenin yıkılmasıyla yozlaşma, fakirlik, dış göç almış başını gitmiş. Şimdilerde Avrupa Birliği adı altında, minik bir Alman müstemlekesi konumunda ne yazık ki. Lakin bu ümitsiz tabloda dahi yüzümüzü bir lahza da olsa tebessüm ettirecek güzellikler yaşanmaya devam ediyor.

Günümüzde resmi verilere göre 7 milyonluk ülkenin %10’unu Türkler oluşturuyor. Taşrada yükselen bu rakam büyük şehirlere gittikçe azalıyor. Yine de; kemmiyet değil, ihlas esasına göre çalışan, zaten kaybolmaya yüz tutmuş Türklüğü diriltmeye çabalayan gayretkeş insanlar var hamdolsun. Erzurumlu Ekrem Özler hoca bunlardan biri. Sofya’dan evvel Silistre’de vazife yapan Ekrem Hoca, Sofya’nın şehir merkezinin uzağındaki mahallelerinden biri olan Botinets’teki mescidde bir şeyler anlatıyor insanlara. 80’li yıllarda sosyalist devletin ikamet etmeleri için metal işçilerine tahsis ettiği eski, çirkin, soğuk bloklardan oluşan bir mahalle Botinets. Hal böyleyken, kısa bir zaman evvel açılan mescid, bataklıkta açılan bir gül misali mahallede yaşayan az sayıda müslümanın sevinci olmuş, birleşme yeri olmuş, sohbet yeri olmuş. Ekrem hocamın gelmesiyle de şenlenmiş ortalık elbet.

Küçük bir mescit, 8-10 kişilik azıcık bir cemaat

Mescidi, karanlık ve buz gibi bir Sofya gecesinde ziyaret etme imkânı bulduk. Şehirde hizmet eden Yüksek İslam Enstitüsü mezunu Suray Mustafa abi arabasıyla götürdü bizi sağ olsun. Mescidin mütevazı cemaatiyle birlikte namazı eda ettikten sonra oturduk. Tesbihatımızı yaptık, dualarımızı ettik. Aşırlar okundu. Çaylarımızı içtik, Ekrem hocam iki sene evvel Beyoğlu İHL’yle birlikte yaptığımız geziden hatırladı beni, bir müddet sohbet ettik. Herkesin gözlerinden mutluluk okunuyordu. O çok sevdikleri, “anavatan” diye diye dillerinden düşürmedikleri Türkiye’den misafirler gelmişti ufacık mescitlerine. Belki ilimleri yoktu, İslam felsefesi nedir, hangi hoca hangi kitabı yazmıştır ya da kim hangi hadisi reddetmiş, kim hangisine cevap vermiştir bilmiyorlardı, ama hepsi de yardan uçmak üzere olan bir adamın iştiyakıyla sarılmıştı mescide. Bir yanda 80’lik dayı Esma-yı Hüsna’yı ezberlemiş, Cenab-ı Zülcelal’in isimlerini Kur’an’ı yeni öğrenen bir çocuk gibi heyecanla sayıyor, kırklı yaşlarda bir abi dinleye dinleye ezberlediği ilahileri söylüyordu.

Küçük bir mescit, 8-10 kişilik azıcık bir cemaat, soğuk ve gri bir kenar mahalle. Boynu bükük bir müslümanlık.

Fakat o gün bir avuç tebessüm herkese yetti. İktifa kelimesi hakiki anlamını kavradı. Bize kalan Türkiye’ye yolladıkları kucak dolusu selamlar oldu.

Rabbim inşallah Bulgaristanlı Müslümanların Osmanlı’daki gibi huzur içinde yaşayacağı güzel günleri görmeyi bizlere nasip eder.

 

Fatih Alibaz Dursun

Güncelleme Tarihi: 14 Ağustos 2017, 15:46
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20