banner17

Sizden farkım yok tamam mı!?

Salome, Japonlara, 'Japonya Japonya olalı böyle zulüm görmedi' dedirtmeyi başardı en sonunda…

Sizden farkım yok tamam mı!?

Aralarına sızan bir yabancı olduğunuzu en fazla hissettiren milletlerden biridir Japonya. Çok iddialı olmamak için biridir diyorum ama laf aramızda, bence en fazla hissettirenlerdir.

Salome Japonya'da
(+)

İn miyim cin miyim gaycin miyim?

Japonca’da, yurdum insanı değil de “yabancı” “gaykokucin” demek. “Gay” yabancı, “koku” ülke ve “cin” insan manasına geliyor ve resmî olarak kullanılan kelime bu. Ama işte sizi yabancı, -ama yurtdışından gelmiş insan manasıyla yabancı değil, tamamen yabancı-, denizlerin ardındaki garip diyarlardan bir yaratık, uzaylı olarak gören genel bir halk bakışı var ki, onlardan “gaycin” kelimesini duyarsınız sık sık. Size direkt olarak söylemezler, ama fısıltılarda duyarsınız, otobüste ve trendeki bakışlarda görürsünüz.

Salome Japonya'da
(+)

Hani zamanında Amerika’da, beyazlar zencilere küçük düşürücü ve ırkçı bir tabir olan “nigger” diye seslenirlermiş ya, işte “gaycin” de aynen “nigger” gibi ötekileştiren, dışlayan, hafifçe küçük gören, ama birazcık da korku barındıran bir tabir. Sokakta, ilkokul çocukları yanımdan geçerken, kaldırımın en uzak köşesine doğru yavaşça çekildiklerinde ya da otobüste yanımdaki koltuk hep boş kaldığında, “hehe, ‘gaijin’im işte” diye düşünüyorum. Rahatsız değilim.

Daha da ilginci, birine suçlu gibi davranıldığında suçlu olurmuş ya, “gaycin”lik de aynen öyle bir şey. Bazen, ‘gaijin’liğim çok hissettirildiğinde yani, canım garip bir şey yapmak istiyor, normalde yapmayacağım bir şey, böylece Japonların kafasındaki uzaylı imajımı derinleştiriyorum.

Salome Japonya'da
(+)

Dil yeter mi iletişim kurmaya? Yetmez, iki adımım kaldı kudurmaya!

Japoncam çok iyi değil, ama günlük hayatta işime yarayacak kadar biliyorum. Aksanım da fena değil, Türkçe ile benzeşiyor talaffuz şekli. Şanslıyım. Ama karşımdaki Japon beni anlamamaya hazır. Daha ağzımı açmadan önyargılı, “bu koca gözlü yanık tenli yaratığın ne dediğini anlamayacağım” diye. En sonunda işaret diline başvurmak zorunda kalıyorum. Rahatlıyor, “gaycin ve Japonca”ya hayır, “gaycin ve işaret dili”ne evet.

Japonca’da kelimeler birbirine çok yakın, haçi, haci, kaçi, kaci... Bunların hepsi tamamen alakasız manalara sahip birer kelime mesela. Diyelim ki bir kap kacak dükkânına girdim, kase (haçi) almak istiyorum ama karıştırdım kelimeleri, “kaçi” dedim. Karşımdaki Japon asla ve asla biraz düşünüp “eh burada kap kacak var, heralde “haçi” demek istedi” diye bir neticeye varmaz: “Bu yabancılar da ne garip, gelmiş sivrisinek larvası istiyor. Japonya’da yok ki, olsa bile kap kacak dükkânında ne arasın. Acaba yabancı diyarlarda sivrisinek larvasını böyle dükkânlarda mı satıyorlar? Ama ne alaka. Acaba sivrisinek larvasından kap kacak mı yapıyorlar? Sanmam. Belki de sivrisinek larvası diye bir renk vardır. Evet, belki de o renkte bir tabak takımı istiyordur. Sivrisinek larvası ne renkte olur ki. Kahverengimsi bir şey olmalı. En iyisi ne kadar kahverengi tonu varsa getireyim” der, kendisi seçer zaten.

Salome Japonya'da
(+)

Tabii o bunları düşünür ve bana şaşkın ve anlamaz bakışlarla bakarken, ben “aha, ‘gaycin’ gördün, dilin tutuldu di mi” diye düşünüp, etrafa bakınıyorum ve istediğim tarzda kaseyi gözlerimle arayıp buluyorum. Bana vermesi için işaret ediyorum, her zamanki işaret diliyle. Bu sefer, o Japon, “Aa ama bu kase kırmızı. Demek sivrisinek larvası kırmızı oluyor. Olabilir tabii. Kırmızı karıncalar var, bir kere görmüştüm. Kırmızı sivrisinek larvası da olabilir. İlginç...” diyerek bir düşünceye dalar ki…

Ben kasemi alıyorum, içimdeki “gaycin”leşme dürtüsünü bastırıyorum, (mesela kaseyi ters bir şekilde başıma şapka gibi geçirmek gibi) ve çıkıp gidiyorum ama “gaycin”zede yaşlı amca, ömrünün sonuna kadar denizlerin ardındaki kara parçacıklarında, kırmızı rengine sivrisinek larvası dendiğini sanmaya mahkum...

Salome Japonya'da
(+)

Turistlerin daha sık görüldüğü büyük şehirlerde, insanlar daha açık fikirli ve anlamaya hazır. Hiç yabancıların uğramadığı uzak taşralarda ise, insanlar cana yakın ve ön yargısız. Bu ikisinin arasındaki yerlerde rastlıyorsunuz bu tip davranışlara genelde.

Yetim yavru köpek sendromu

Üniversitede, hastanelerde, devlet dairelerinde, vb. mekânlarda ise durum farklı. Buralarda çalışan memurlar, tabii ki saygılı ve anlayışlı davranmak için eğitilmişler. Buralarda garip yaratık değil ama “yavru köpek”siniz. Herkes size, dilsiz zavallı küçük varlık muamelesi yapıyor. Siz derdinizi anlatırken dinlemiyor, ama bakışlarında acıma ile dinler gibi yapıp başlarını yüz bin kere sallıyor, sonra da genel prosedür ne ise onu tekrarlıyorlar. Ama her hareketlerinde soğuk bir şefkat ve uzak bir anlayış var.

Salome Japonya'da
(+)

İlk geldiğimde, her şeye yabancı olduğumdan ve idarî işler çok zor geldiğinden, bu davranış biçimi hoşuma gitmiyor değildi. “Evet evet ben zavallıyım, bu dilini-yazısını anlamadığım ülkede, garip işaretlerle dolu formlar doldurmak zorundayım. Bana yardım edin, bana acıyın, beni sevin, annem annem garip annem” diyordum içimden. Ama zaman geçtikçe ve her şey daha tanıdık, daha alışıldık oldukça, bu davranışlar sinirime dokunmaya başladı. “Benim, arkadaki çekik gözlü vatandaştan bir farkım yok tamam mı, sadece dilinizi tam anlamıyorum ama sen de bizim ülkeye gelsen bizim dilimizi anlamayacaksın, normaldir bu, hepimiz insanız, kardeşiz. Dünya barışı ve kuzey kutbundaki ayıların canını kurtarmak için beraber savaşmalıyız.”

Çok garip bir şey oldu, son cümleleri yazarken deja vu oldum. Tövbe tövbe.

Neyse, tabii ki tüm bu söylediklerim tamamen genel değil. Daha ilginç olsun diye abartmış da olabilirim. Ama gerçeklik payı var. Zaten, “gaycin”lik anlatılmaz, yaşanır.

 

Salome, Japonya’dan bildirdi

Güncelleme Tarihi: 21 Eylül 2010, 16:47
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20