Âsitâne'nin Âsitâneleri

İstanbul, tekkelerin olduğu kadar, pirlerin de en çok bulunduğu şehirdir. Fatih Sultan Mehmed Han zamanından itibaren birçok evliya, İstanbul’u ziyaret etmiştir ve bu zevât-ı kiramdan bazısı tarikat içtihadını İstanbul’da yapmış, mübarek hayatlarının kalanını da bu beldede geçirmişlerdir. Yavuz Selim İşleyen yazdı.

Âsitâne'nin Âsitâneleri

Anadolu, Türk varlığının en çok tecessüm ettiği coğrafyadır. Anadolu’nun bir nişanesi olan İstanbul daha geç Türklerin olmuş olsa da varlığını Türk hâkimiyeti altında gerçekleştirmiştir. En az İstanbul’a gelmek kadar zor olan İstanbul’da kalmanın gereği olarak ecdadımız burayı tam teşekküllü bir şehir yaptı. Bugün burada mukim isek belki de bu yapılanların hürmetinedir.

Türk milletinin İslam’a girdiği kapı olan tasavvufun en çok neşvü nemâ bulduğu şehir İstanbul’dur. Yapılan bir tespite göre evvelce İstanbul’da kayıtlı 372 tane tekke vardı. Bu, o günün nüfusuyla düşünüldüğünde ve diğer şehirlerle karşılaştırılınca çok büyük bir sayı teşkil eder. Bugün kapatılmış olsalar da bu tekkelerin İstanbul’un manevi iklimine kattıkları göz ardı edilemez. Çünkü Ahmed Celaleddin Dede’nin de buyurduğu gibi “Seddolunmakla tekâyâ kaldırılmaz zikr-i Hakk / Cümle mevcudât zâkir kâinât dergâhdır.” Son 700 yılda Müslümanlığın bu topraklardaki mütecessim hali olan Devlet-i Aliyye’yi ve Devlet-i Aliyye’nin hâkimiyetinin mütecessim hali olan İstanbul’u büyük yapan en yüce kurum tasavvuftur. Bugün bile her nereye bakarsak bir evliya türbesi yahut bir evliyanın rahle-i tedrisatından geçen bir zâta rastlanır.

Tasavvufun yaşandığı tarikatlarda içtihat sahibi olan zevât-ı kirama pîr denir. İşte İstanbul, tekkelerin olduğu kadar, pirlerin de en çok bulunduğu şehirdir. Fatih Sultan Mehmed Han zamanından itibaren birçok evliya, İstanbul’u ziyaret etmiştir ve bu zevât-ı kiramdan bazısı tarikat içtihadını İstanbul’da yapmış, mübarek hayatlarının kalanını da bu beldede geçirmişlerdir. İstanbul’da pek çok tekke bulunmakla beraber, tasavvufi kurumlar bununla sınırla değildir; pek çok âsitâne de mevcuttur. Hatta o kadar ki, dünya üzerine İstanbul kadar âsitâne barındıran bir ikinci şehir daha yoktur.

Âsitâne kelimesinin ıstılahî manası

Âsitâne kelimesinin sözlük anlamı “kapı eşiği”dir. Fakat ıstılahî manada üç farklı anlamı vardır. Hadimü’l Haremeyn’üş-şerifeyn Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri’nden sonra merkez-i hilafet olduğu için İstanbul’un bir ismi de Âsitâne olmuştur. Kelimenin ıstılahi manalarına gelirsek, âsitâne, bir pirin şeyhlik yaptığı ve dahi türbesinin bulunduğu tekkelerdir. Bu tekkelere tarikatın âsitânesi denmiştir.

Bir tarikatın farklı şehirlerde farklı âsitâneleri olabilir. Mesela Rufâi tarikatının âsitânesi Bağdat’tadır fakat İstanbul’daki en kıdemli Rufai tekkesi Üsküdar’da olduğu için Üsküdar Rufai Tekkesi, Rufai tarikatının İstanbul’daki âsitânesidir. Yahut pir başka yerde vefat etse bile içtihadını yaptığı tekke, o tarikatın âsitânesi sayılır. Bu üç anlamı göz önünde bulundurursak, İstanbul’un diğer şehirlerle kıyaslanmayacak kadar çok âsitâne barındırdığını söylemek mümkün. Ayrıca sadece İstanbul’da değil, Anadolu’da da âsitâneler mevcuttur. En bilinenleri olarak Konya’da Mevleviyye, Ankara’da Bayramiyye, İznik’te Eşrefiyye tarikatlarının âsitânelerini sayabiliriz.

“Her gün 70.000 kelime-i tevhid semayı döverse buraya gavur giremez”

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed Han zamanında Cemaleddin Halveti Hazretleri İstanbul’u teşrif etti ve bugünkü Kocamustafapaşa Camii’nin yeri ona tahsis edildi. Burası İstanbul’un ilk pir evi yani âsitânesidir. İstanbul’un elde kalması için yapılması gerekenlerden bahsederken Cemaleddin Halveti Hazretleri şöyle buyurur: “Bu memleket Resulullah Efendimiz’in (s.a.v) müjdesine nail olmuştur. Her gün 70.000 kelime-i tevhid semayı döverse buraya gavur giremez.” İstanbul’un ilk âsitânesini kuran zât-ı şerifin bu cümlesi alâsilsiletihim bugüne kadar yerine getirilmiştir.

Bir diğer örnek olarak, Konya âsitânesi şeyhi Pir Adil Çelebi Hazretleri İstanbul’a geldiğinde bugünkü Kalenderhane Camii’nin bulunduğu yere İstanbul’un ilk mevlevihanesini yani Mevlevi tarikatının âsitânesini kurmuştur. Mevlevihane sonradan Galata’ya geçmiştir. Âsitâne ve tekkeler hususen Suriçi’nde bulunmakla beraber Galata, Beyoğlu, Kasımpaşa, Tophane gibi semtlerde de bulunmaktadır.

Sultan 2. Mahmud Han’ın kerimesi Adile Sultan Hazretleri, şiirlerinde bilhassa İstanbul meşayihinden bahseden zevât-ı kiramdandır. “Der zikr-i meşahir-i evliya-i Dersaadet” isimli bir şiiri vardır. Malumdur ki Dersaadet de İstanbul’un bir diğer adıdır ve şiir İstanbul’un meşhur evliyalarını anlatır. Adile Sultan Hazretleri şiirine İstanbul’un en kıdemli tekkesi Sümbül Sinan Tekkesi’ne hürmeten “Goncayı bağ-ı velayet Yusuf u Sümbül Sinan / Serv-i gülzâr-ı saadet Yusuf u Sümbül Sinan” dizeleriyle başlar. Sümbül Sinan Tekkesi hakkında biraz daha malumat vermek gerekirse, İstanbul’un merkez tekkesi olduğunu söylememiz icap eder. Eskiden Muharrem ayının onunda evvela Sümbül Sinan Tekkesi’nde aşura kaynatılmaya başlanır; merkez tekkeye hürmeten evlerde ve sair tekkelerde bu tarihten evvel aşura kaynatılmazdı. Bu durum, tasavvufî edebin en güzel ifadelerinden biridir.

İstanbul'un son asitanesi

İstanbul’un fethinden önce buraya gelen sahabelerin türbe-i şerifleri ya da makamları olduğu gibi, fetihten sonra peygamber varisleri olan âlimler ve meşayihin da türbe-i şerifleri ya da makamları bulunmaktadır. İstanbul’un önemini ve kıdemini sadece maddi unsurlar değil, bu gibi manevi makamlar/durumlar da artırmaktadır. Pirân-ı kiram hazerâtının kurduğu âsitâneler “Şeref’ül mekân bil mekîn.” kaidesince şerefli mekânlar haline gelmiş ve İstanbul’a da şeref vermiştir. Bugün bu mekânlardan günümüze ulaşanlarda yapılan hizmetler yahut oralara yapılan ziyaretler “Şeref’ül mekan bil mekin.” kaidesine muciptir. Cemaleddin Halveti Hazretleri ve Sümbül Sinan-ı Veli Hazretleri ile başlayıp İsmail Rumi Hazretleri ve Ramazan-ı Mahvî Hazretleri ile devam eden İstanbul’daki âsitâneler, Hatemü’l Müctehidin Pir Muhammed Nureddin Cerrahî Hazretleri’nin âsitânesi ile son bulmuştur. İstanbul’un son âsitânesi 18. yüzyılda Karagümrük’te inşa edilen Nureddin Cerrahî âsitânesidir.

Yukarıda bahsettiğimiz şiirde Adile Sultan Hazretleri İstanbul’da medfun meşayih-i kiram hazerâtı zikrettikten sonra bir niyazıyla bitiriyor. “Bunlar oldu Şehr-i İstanbul’da cennetmekân / Cümlesine Adile ihlâs ile bende heman.”

Mezkûr zevâta bende olmak duasıyla…

Yavuz Selim İşleyen

Yayın Tarihi: 16 Kasım 2017 Perşembe 11:34 Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2020, 11:13
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26