Şimdi İstanbul, Konstantinopolis değil

İstanbul, tarihi binlerce yıl evveline giden bir şehir. Adı da sürekli değişmiş: Byzantion, Nova Roma, Konstantinopolis, Dersaadet... M. Murtaza Özeren bu isimleri yazdı ve ilginç bir yabancı şarkıyı bizimle paylaştı.

Şimdi İstanbul, Konstantinopolis değil

İstanbul, malum, tarihi binlerce yıl evveline giden bir şehir. Bugünkü kent sınırları içerisinde en eski yerleşim bölgesi olarak Fikirtepe ve etrafı (Kadıköy) zikredilebilir. Nitekim kentin, Tarihi Yarımada’da ilk kurulmasına dair efsanede “körler diyarının karşısında” gibi bir ifade geçer. Bu ifade Yarımada’nın karşısında daha önceden yerleşimcilerin bulunduğunu ancak bu yerleşimcilerin karşı kıyılarda yer alan güzelliği göremeyecek kadar kör olup artık bununla anılmaya başladıklarını göstermektedir.

Yarımada’da ilk yerleşim Dor’lar tarafından kurulmuş koloniydi. Bu topluluğun Yarımada’yı krallarının adından hareketle Byzantion diye andıkları ifade edilir. Bu isim, tarih boyunca onlarca şekilde anılmış bu kentin bilinen ilk adıdır.

Şehir Dor’lardan Romalıların eline geçtikten sonra ismi Latinceleştirerek Byzantium oldu. Romalıların şehre hakim olduğu üçüncü yüzyılda Roma İmparatoru Severus’un oğlu Antonius şerefine kente Augusta Antonina adı verilmişse de şehir uzun süre bu isimle müsemma kalmamıştır.

330 yılında I. Konstantin, Yarımada’da kurulmuş bu şehri yeni başkent ilan etmiş, buradan hareketle de kente Nova Roma, yani Yeni Roma denilmiştir. Ancak bu isim de fazla geçerlilik kazanmamış.

Şehrin Byzantium’dan sonra aldığı ve uzun süre (hatta bugün bile) geçerliliğini koruyan isim I. Konstantin’in ölümünden sonra onun adına kente verilen ve “Konstantin’in Şehri” anlamına gelen Konstantinopolis ismi oldu. Bu,şehrin resmi adı olmakla beraber, şehrin yerlileri tarafından sadece ‘polis’ yani ‘şehir’ olarak anılmaya devam etti.

Kontantiniyye, Konstantinopolis’in Arapçalaşmış halidir. Peygamber Efendimizin bu şehir hakkındaki fethini müjdeleyen hadisinde de bu isim geçer. Şehir 1453’te fethedildikten sonra da şehir bu isimle anılmaya devam etti; hatta Osmanlı Devleti yıkılana kadar şehrin resmi adı olarak kaldı.

Şehir ancak ve ancak Yarımada’ydı

Şimdi gelelim İstanbul’un nereden geldiğine… Evliya Çelebi, İstanbul’un İslambol’dan geldiğine işaret eder ve Seyahatnamesi’nde de bu kullanımı müteaddiden kullanır. Evliya Çelebi’nin (ve dolayısı ile de halkın) bu etimolojik görüşünü hüsn-ü tabir olarak görmek gerek çünkü ‘İstanbul’ adı İslam’dan öncesine dayanan bir kullanım. Az evvel, şehir halkının sadece ‘polis’ ifadesini kullandığından bahsetmiş idik. İstanbul kullanımı aslolarak Yunanca ‘stên póli’ (ya da ‘eis tên poli’) ifadesinden türemiştir. stên póli ifadesi ‘şehre doğru’ (sten yer edatı, poli ise şehir) demektir. Şehir her zaman merkezdedir. Mesela 1970’lere kadar Yarımada dışında oturan İstanbul sakinleri eğer Yarımada’ya gideceklerse “şehre inmek” ifadesini kullanırlardı. Şehir ancak ve ancak Yarımada’ydı. Mesela Pera ismi “karşı taraf” demektir, şehre dahil edilmemiş, adeta dışlanmıştır.

Der-saadet: Saadet/mutluluk kapısı

Şimdi biz Konstantiniyye ve İstanbul adlarından başka bu kentin özellikle Osmanlı devrinde aldığı çeşit çeşit sıfat ve isimlerine bir göz atalım.

İstanbul’un devletin başkenti ve merkezi olması bu şehrin bu minvalde birçok isim ve sıfat almasına vesile olmuştur. Mesela, Der-saadet en sık kullanımlardan biri; saadet/mutluluk kapısı demek. Yahut Der-aliyye, (Osmanlı) ailesinin kapısı...

Payitaht-ı Saltanat yahut sadece Payitaht, saltanat başkenti [ayrıca Pay-i taht, tahtın ayağı demektir] anlamına gelmekte. Asitane-i Saltanat (Saltanat eşiği), Asitane-i Devlet-i Aliyye (Osmanlı ailesinin eşiği), Südde-i Saadet (Saadet Kapısı)kullanılan diğer isimlerden. Mahrusa-ı Saltanat (Saltanatın mahfazası), Dergâh-ı Muallâ (yüce huzur kapısı, saraydan telmih) da İstanbul için kullanılan isimlerden.

Konstantinopolis adı hâlâ Batı dillerinde kullanımda

Bir de yabancıların İstanbul’u isimlendirişi var ki bu hususta birkaçını belirtmek istiyorum. 1930’da şehrin ismi resmi olarak Konstantinopolis’ten İstanbul’a çevrilmiş ve uluslararası arenaya da böylece kullanılmak üzere sunulmuş. Ancak bugün bile Konstantinopolis ismi mahfuzdur.

Osmanlı devrinde yabancı devletler Byzantium, İstanbul ve Konstantiniyye’nin varyantlarını bu şehri nitelendirmek için kullandılar ama bir kullanım var ki üzerinde birkaç kelam etmek gerek. Balkan ülkelerinde Sırplar, Bulgarlar ve Hırvatlar gibi Slav dili menşeli dilleri konuşan topluluklar İstanbul için Tsargrad (Çargrad) demekteler. Bu ifade ‘Çar’ın şehri’ demek; çar da imparator anlamına gelir hadd-i zatında. Büyük ihtimalle Bizans İmparatorluğu devrinden kalma bu ifade, Bizans 1453’te yıkılıp gittiği halde yaşamaya devam etmiştir. Hatta bugün bile Balkanlarda İstanbul için bu ifade kullanılmaktadır. Bu ifadeyi Bizans’tan bir bakiye olarak görmenin yanında Osmanlı hükümdarlarının Balkanlardaki halklar üzerindeki hamiliğini de hesaba katmak gerektiğini düşünmekteyim.

Konstantinopolis adının hâlâ Batı dillerinde kullanımda olduğundan söz etmiştik. İstanbul kelimesi uluslararası kullanıma girdikten sonra hâlâ Konstantinopolis isminin kullanımı sanki bazı şeyleri vurgulamak için yapılıyor. Ancak bir şarkı var ki Batı’nın bu niyetine karşı kaleme alınmış. 1953’te ‘Konstantinopolis’in düşüşünün’ 500. yılına özel bir şarkı yazılmış. Şarkı, Kanadalı grup The Four Lads tarafından seslendirilmiş, daha sonrasında birçok varyasyonu popüler kültür içerisinde yer almış. İşte o şarkı ve sözleri:

İstanbul Konstantinopolis’ti

Şimdi İstanbul, Konstantinopolis değil

gideli çok zaman oldu

Konstantinopolis artık mehtaplı gecede bir Türk lokumu.

 

Konstantinopolis’teki her kız, İstanbul’da yaşar, Konstantinopolis’te değil

Eğer Konstantinopolis’te bir randevun varsa

kız seni İstanbul’da bekleyecektir.

 

Eski New York bile

zamanında New Amsterdam’dı

Neden değiştirdiler bilemem

Herhalde halkı böylesini daha çok sevdi.

 

Hadi Konstantinopolis’e geri götür beni

hayır, gidemezsin çünkü Konstantinopolis gideli çok zaman geçti/

Peki, neden Konstantinopolis devam etmedi?

Bu Türklerden başkasının meselesi değil

 

 

M. Murtaza Özeren yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2016, 11:22
YORUM EKLE

banner19