banner17

Sıkı bir İstanbullunun tanıması gereken 10 ifade ve cümle-5

Sadullah Yıldız İstanbul'un farklı semtlerindeki eserleri süsleyen levhaların izini sürmeye devam ediyor. Serinin beşinci yazısında bizlere 10 levhayı tanıyor.

Sıkı bir İstanbullunun tanıması gereken 10 ifade ve cümle-5

Sevgili okur böyle bir yazı serisine cüret ettiğimizi daha önceki takiplerinden hatırlayacaktır ancak biz bunun sebebini tekraren hatırlatmakta beis görmüyoruz. İstanbullu olmanın hem Arabî hem Farisî kültürlerin başlangıç seviyelerine aşinalık gerektirdiğini, bunları mezcedip harika bir terkip çıkaran Osmanlı dünyasına girmenin, o âlemi oluşturan insanları tanımanın ve takipçisi olmanın bazı kavramlarla içli dışlı olmayı icap ettirdiğini biliyoruz.

Bu seride nakletmeye çalıştığımız ibareler o dünyanın kendisi değiller; ama çözümlemelerini hazmettiğimizde zihnimize kapıların açılmasını sağlayabiliriz. Bir yazı da zaten yalnızca bir anlamı olmaktan ibaret değil; usta hattatının elinden, usulü olan bir biçimle ortaya konuyor, kim bilir hangi mühim zat tarafından yazdırılıyor ve isimler ortaya çıkarıldıkça yine kim bilir hangi deryalara yol almamızı sağlıyor.

Önceki dört metinde aktardığımız ibareler daha kısa ve özgün seçimlerdi. Şimdikiler ise daha çok biçimsel karmaşaları sebebiyle zorlanılma ihtimali bulunan ya da dil farklılığı ve uzunluk nedeniyle çözülmesi hemencecik kabil olmayabilen örnekler de içeriyor.

Evvela kısacık bir taneyle başlayalım:

1. “Ye'vî ileyhi küllü mazlûmin”

Bu ibare Topkapı Sarayı girişinde, yani ilk kapıda, sol-üstte bulunuyor. İstanbul kitabeleri üzerine kitap yazanların bile şehir duvarlarındaki bazı metinleri gelenekmiş gibi yanlış okudukları olur. Bab-ı Hümayun girişindeki bu metin onlardan biridir. Hatta yakınlarda cumhurbaşkanına hediye edilen bir levhada da bu cümle yazıyordu ve hatalı nakledildiğinden o dahi öyle okuyuverdi.

Baştaki “evâ-ye’vî” fiilini nida zannedip “yâ vâliyete” şeklinde galat okumak aslında ezbere tekrardan kaynaklanır zira bu ifadenin anlamı yoktur.

Osmanlı padişahına atfen yazılmıştır. “Bütün mazlumlar ona sığınır” anlamına gelir.

2. “Ve lâ gâlibe illallâh”

Bağlarbaşı’nda ilk olarak Mısır hıdivi İsmail Paşa'nın yaptırdığı, ardından hiç de kendinden önceki halifelere benzemeyen bir profili olan son halife Abdülmecid Efendi'nin oturduğu köşkün giriş saçağı altındaki, makılî hattın farklı bir yorumuyla yazılmış “Allah'tan başka galip yoktur” yazısı. Aslında İstanbul’da değil kıta Avrupa’sının güneyinde görülmesi umulacak bir yazıyken şehrimizin sokaklarının hâlâ sürprizler sakladığının bir nişanesi.

3. “Ve kefâ billâhi şehîden Muhammedun Resûlullâh”

Galata’daki bir apartmanın (Esat Bey, 64 nr.) yola bakan sathı, apartman sakinleri farkında olsun veya olmasın, şehri güzelleştirmeye katkı sunuyor. Talik hattın enfes selaseti ve ahengi her harfinde görülen bu cümle aslında iki ayetin bir araya getirilmesinden teşekkül ediyor. Fetih suresinin 28. ayetinin sonu ve 29. ayetin başı: “Şahit olarak Allah yeter. Muhammed, Allah’ın resulüdür.

4. “Allâhu nûru’s-semâvâti ve’l-ard”

Yine bir ayet (Nur suresi, 35), bu sefer Fatih Camii’nin mihrap hizasındaki dev kandil mumları üzerinden. Osmanlılar camilerdeki mumlar üzerine, herhâlde boş kalmasını istemediklerinden ya da mumun camiye eklendiği tarihe de bir hatıra olması yararını gözeterek, keçe yahut deri benzeri malzemeler üzerine yazdıkları “mâşâallâh” veya bu örnekteki gibi ayetler yapıştırabiliyorlardı. Ancak seçilen ayetin, bulunduğu zeminle alakasının kurulması inceliğini de göz ardı etmeyerek: “Allah göklerin ve yerin nurudur.

5. “Ve hüve halegaküm evvele merratin ve ileyhi türca’ûn”

Fatih Camii külliyesinde şimdilerde kız Kur’an kursu olarak kullanılan binanın giriş kapısı üzerinde duran nefis bir Mustafa Rakım Efendi hattı. Fussilet suresinin 21. ayetinin sonunda yer alan bu ilahî kelam, insana kim olduğunu ve nerede durması gerektiğini hatırlatan bir ikaz: “Sizi ilk defa o yaratmıştı ve yine ona döndürülüyorsunuz.”

Sülüs hattın celi olarak harika bir numunesi kabul edilen bu yazının başka bir güzelliği, 19. asrın önemli hattatlarından kabul edilen Rakım Efendi’nin imzasını kısa hâliyle değil de “harrerahû Mustafa Râkım” şeklindeki istifiyle görebilmemiz.

6. “Accilû bi’s-salâti kable’l-fevti”

Eyüp külliyesinin cami avlusundaki yaşlı bir çınarı da saklayan çevrili küçük saha, kompleksin bundan iki yüz yıl önceki tamiratı esnasında parmaklıklarla kapatılmış, dört köşesine hacet ve kısmet çeşmeleri denen ufak çeşme nişleri konmuştur. Çünkü Halid bin Zeyd (Ebu Eyyüb el-Ensarî)'in defnedilmeden önce burada yıkanıp kefenlendiği düşünülüyor.

Yaşlı çınarı seyreden bu cümle dillere pelesenk olmuş, meşhur bir ifadedir ki kitaplarda sıklıkla rastlanabilir. Tercümesi şöyledir: “Ölümden önce namaz için acele edin.

7. “Kün fi’d-dünyâ keenneke garîbün ev ‘âbiru sebîl. Ve ‘udde nefseke min ashâbi’l-kubûr”

Eyüp külliyesinin b kapısı girişinde, külliyeyi baştan başa yenileyip eklemelerle zenginleştiren Mihrişah Valide Sultan’ın hatırası olarak duran tuğranın hemen gölgesinde hazireye açılan taç kapının üzerinde yer alan bu cümle bir hadis-i şerif. Mezarlık girişinde yazması ise elbette ibret vericilik fonksiyonunu tamamlayan bir durum: “Dünyada garip biri veya yolcu gibi ol. Kendini kabir ehlinden biri say.”

8. “Eti’ külle emîr ve salli halfe külle imâm”

Nusretiye Camii inşaatı, Sultan II. Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı topa tutmasından önce bitirildi. Ancak kitabelerin eklenmesinin ocağın lağvından sonra olduğunu düşünebiliriz. Zira caminin adının nusret (zafer) kelimesinden gelmesinin, Tophane Camii olan esas adının önüne geçmiş olmasını Semavi Eyice de bu şekilde açıklıyor.

Herhâlde buna ilave edilebilecek bir başka durum da cümle kapısının iki yanındaki revak girişlerinde bulunan yazılardan biridir. Yazının buraya eklenmek üzere tesadüfen seçilmediği belli oluyor çünkü “Başınızdaki her yöneticiye itaat edin ve her imamın arkasında namaz kılın” (Beyhakî ve Taberanî’de geçen bir hadistir) manasına geliyor.

9. “Efdalü’l-a’mâli es-salâtü fî evveli vaktihâ”

Nusretiye Camii’nin diğer revak girişinde yer alan bu cümle de hadis-i şerif olarak meşhurdur. “İşlerin en hayırlısı ilk vaktinde kılınan namazdır” şeklinde tercüme edilebilir. Diğeri gibi bunun da caminin kuşak yazısını kaleme alan Mustafa Rakım Efendi tarafından yazıldığını tahmin edebiliriz. Diğer bir tahmin de ömrünün son demlerinde, çok rahatsızken üstlendiği bu vazifeyi talebeleri Haşim ve Recai efendiler yardımıyla tamamladığı veya kitabelerin içerdeki kuşak yazısı hariç, talebeleri tarafından üstlenildiğidir.

10. “Yâ müfettiha’l-ebvâb/iftah lenâ hayre’l-bâb”

Topkapı Sarayı’nda, haremin cümle kapısından sonraki girişin üzerinde de ve Silivrikapı’daki Hadım İbrahim Paşa Camii kapısı üzerinde de yazılı bu cümlenin, okunması daha zor bir örnek olabileceği ihtimaline binaen Nuruosmaniye Camii’nin Kapalıçarşı cihetindeki karşılıklı iki kapı tokmaklarında bulunan bu numunesini tercih ettik.

Bir dua olarak yerleşmiş, dillere pelesenk olmuş cümlelerdendir. Allah’a niyaz ve hayırlı temenni olarak, “Ey kapıları açan, bize en hayırlı kapıyı aç” manasına geliyor.

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2018, 14:49
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20