banner17

Şeyhülislamlar, Kazaskerler, Kadılar, Müderrislerle Dolu Bir Kabristan

''İnsanın içine titrek bir tazim hissi dolduran müthiş bir sülale bunlar. Fakat ailenin bazı önemli fertlerinin mezarlarına gösterilen hürmet ve ilgi de göz yaşartacak cinsten...'' Sadullah Yıldız, Osmanlı'nın son dönemlerinde önemli görevlerde bulunmuş Paşmakçızadeler ve Dürrizadeler'in Edirnekapı'daki kabirlerini yazdı.

Şeyhülislamlar, Kazaskerler, Kadılar, Müderrislerle Dolu Bir Kabristan

Tarihî mezarlıklarımızın vaziyetiyle ilgili yapmaya çalıştığımız birtakım karalamalardan başka, son yazıda (şuradan ulaşabilirsiniz) ele aldığımız Fethi Çelebi Caddesi yakınlarındaki kabirlerden söz ederken, bir bölgeyi, özel olarak bahsetmek maksadıyla es geçmiştik.

Mezar künyesinde Abdülbakî diye doğru olarak lanse edilen büyük âlim ve şair Bakî’nin kabrinin de olduğu mıntıkadan söz etmiştik.

Bir bekçi kulübesiyle buraya bağlanan başka bir mıntıka ise küçük olmasına karşın tarihî ve medenî bakımdan pek mühim bir bölgedir (1). İstanbul’un ve Osmanlı’nın gelmiş geçmiş en kudretli ve meşhur ailelerinden birinin, Paşmakçızadeler’in, hemen bütün fertlerinin de burada dinlenmesi bu önemi artıran en tesirli etken diyebiliriz.

Osmanlı’nın âlim fabrikası iki ailesinden biri: Paşmakçızadeler

18. asırda sonu gelmez siyasî çalkantılar ve bürokratik entrikaların sürdüğü bir devrenin tam merkezinde ve birçoğunun oyuncusu olarak hayatını sürdüren Şeyhülislam Paşmakçızade Ali Efendi, ilmî geleneği öyle sağlam ve ilm ü irfan ile öyle dolu dolu bir aileye sahipmiş ki, oğlu Paşmakçızade Abdullah Efendi’nin babasından ve başka ilim adamlarından tahsil ettiği birikimiyle daha ilk görevi, normalde yüksek bir mevki sayılan Mısır kadılığı olmuş.

Paşmakçızade Abdullah Efendi Konya’da defnedilmişse de ailenin diğer birçok üyesi burada, Edirnekapı’dadır. Ailenin mezarları oldukça büyük taşlarla durmaktadır ama yamulmuş, yıkılmak üzere hatta kırık durumdadırlar. İstanbul’un en mühim ailelerinden birinin mezar taşları hatta yer yer mezarlarının kendisi pek iyi vaziyette değil, ne yazık ki.(2)

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.

Bu sülalenin mezar taşlarının nerdeyse tamamı, ilmî unvanları olmasa dahi ailenin heybetine yaraşır derecede müheykel ve büyüktür. Bu, onların gözden kolay kaçmamaları gerektiğini ve ululuklarını vurgulayan göstergesel bir işarettir. Mesela Paşmakçızade Seyyid Abdullah Efendi’nin kızı Şerife Safiye Hanım’ın mezar taşı oldukça iridir (3). Tepesi ve dibinde nefis çiçek süslemeleri olan bu kitabenin tezyinatı maalesef tamamen kaybolmak üzere. Bir de yıkılmaya yakın bir yatıklıkta duruyor.

Fatih’ten beri ‘İslambol’

Esasında Paşmakçızadeler’in aile sofası ilk etapta etrafı duvarla çevrili küçük bir bölmeymiş ve aile büyükleri buraya defnedilmiş. Devasa mezar taşlarında, saygı uyandıran bir azamette selamlıyorlar gelen gideni. Daha sonraları vefat eden aile fertleri buraya sığmadığından dışarılara defnedilmiş olsa gerektir.

Aynı zamanda Melâmî şeyhlerinden olan Şeyhülislam Paşmakçızade Seyyid Ali Efendi ve zevcesi Şerife Emetullah Hanım burada medfundur.

Vazifesi başındayken “vedây-ı âlem-i fâni eden” Rumeli Kazaskeri Paşmakçızade Seyyid Muhammed Efendi ve “İslambol Kadısı” Paşmakçızade Seyyid Numan Efendi de etrafı çevrili küçük sofanın hemen dışındadırlar. Numan Efendi’den 1197/1782 gibi bir tarihte ‘İslambol Kadısı’ diye bahsedilmesi, İstanbul’a ‘İslambol’ adlandırmasının bir geç dönem yakıştırmasından ibaret olduğu tezini çürütür. Hatta bunun Fatih Sultan Mehmet devrine kadar giden örneği dahi var.

Dürrîzadeler’den de pek çok âlim ve altı şeyhülislam çıktı

En az Paşmakçızadeler kadar ehemmiyet sahibi ve bir dönem ilim dünyasının adeta patronluğunu yürüten Dürrîzadeler de Paşmakçızadeler’in hemen yanında, buradadırlar. Ama bu ailenin de bazı istisnaları yok değildir; 1736’da vefat eden Şeyhülislam Dürrî Mehmed Efendi ve 1828’de vefat eden Şeyhülislam Dürrîzade Abdullah Efendi Karacaahmet’te, 1923’te vefat eden Şeyhülislam Dürrîzade Abdullah Beyefendi ise Mekke’de defnedilmiş.

Bu aile içinde herkes ilim deryasına en az birkaç kez girip yüzmüştür. Ailenin ilk ferdi Şeyhülislam Dürrî Mehmed Efendi’den sonra aynı soydan pek çok âlim ve altı şeyhülislam geliyor. Osmanlı ilmiye geleneğini bir fabrika gibi besleyen bu sülaleden kazaskerler, kadılar ve müderrisler öyle bol yetişmiş ki aile ‘hanedan-ı kadim, aile-i pak-nihad’ gibi isimlerle anılmış. Bu kadar bereketli bir neslin başı olmak herhâlde pek az insana nasip olur. Bunu Mehmed Efendi’ye kazandıranın ne olduğunu anlamak için onun hayatını iyi okumak gerekiyor.

İnsanın içine titrek bir tazim hissi dolduran müthiş bir sülale bunlar. Fakat ailenin bazı önemli fertlerinin mezarlarına gösterilen hürmet ve ilgi de göz yaşartacak cinsten.(4)

Nasıl zarif olunacaksa o derece zariftiler

Gözlerimin görüp okuduğu en muhteşem ve muazzam mezar kitabelerinden birini taşıdığını söyleyebileceğim kabir ise Şeyhülislam Dürrîzade Mustafa Efendi’nin oğlu Şeyhülislam Dürrîzade Mehmed Arif Efendi’ye aittir (5). Mekke dâhil birçok şehirde kadılık etmekten başka nakibü’l-eşraflık ve Anadolu-Rumeli kazaskerliği görevlerini de icra eden Mehmed Arif Efendi, Mehmet İpşirli’nin Diyanet İslam Ansiklopedisi’nde kaynaklardan naklettiğine göre “son derece nazik ve hayırsever bir kimsedir ve halkın sevgisini kazandığı gibi ıslahat taraftarlığıyla da Sultan III. Selim’in takdirine mazhar olmuştur.”

Dikkat çekici güzellikte süslemeleri olan bir de şahide taşıyan mezarının kitabesinde, dedesi ve babasının şeyhülislamlığının yanı sıra kendisinin de aynı vazifeyle şereflendiği, Osmanlı lisanının söze esrar ve vakarla dolu bir tebcil katan edasıyla şöyle geçmektedir: “Hüve’l-Bâkî. Merhûm ve mağfûru’n-lehü, defa-i sâniye meşîhatten mazul iken irtihâl-i dâr-ı bekâ eden şeyhü’l-islâm ibni şeyhi’l-islâm ibni şeyhi’l-islâm Dürrîzâde es-Seyyid el-Hâc Mehmed Ârif Efendi hazretlerinin rûh-ı pür-fütûhları içün el-Fâtiha. Sene 1215.”

Hoca efendinin oğlunun ilim bezinde pek tarağı yokmuş anlaşılan ki müderrislik mertebesinde kalmış. O da hemen buradadır ve mezar yeri kayıp olmakla birlikte kitabesi de yol kenarında devrilmek üzeredir. Es-Seyyid Mehmed Raşid Efendi’nin ruhu için el-Fatiha.(6)

On-on beş adım ileride ise Mehmed Arif Efendi’nin pak neslinden kerimesinin ve hanım torununun mezarları duruyor. Hem öyle güzel duruyorlar ki insanın bu mutantan kitabe başlıklarına baktıkça daha bir keyifle bakası geliyor. Tepeden kenarlara kadar hakiki birer şaheser olan bu iki kitabeyi koltuk altımıza alıp götürsek uzun süre sadece bunlardan üretebileceklerimizle yol alabiliriz, gelenek başka malzeme vermese şimdilik kifayet eder. Bir mezar taşına ne kadar gül sığacaksa o kadar sığmış, nasıl zarif olunacaksa o derece olunmuştur.

Çok yazık ki bu iki kabir zeminden oynatılmış ve kitabeler de devrilmek için bahane arayacak raddeye kadar yatar vaziyete gelmişler. Arkadaki hanım efendi Mehmed Arif Efendi’nin kerime-i muhteremesi Şerife Fatıma Hanım, önde duran ise torunu Şerife Safiye Hanım’dır (7). Allah her ikisini de rahmetiyle kuşatsın.

Mehmed Arif Efendi gibi bir müstesna insanın eşi olmak bahtiyarlığına ermiş, ahirette şefaatine ermeyi umduğumuz, muhterem beyiyle birlikte tarafımıza baksınlar diye ümitlendiğimiz bu hanım efendinin adını bilmiyoruz, çünkü mezarını ilgisiz bıraktığımızdan adı da toprak altında kalacak kadar içeri batmış. “Halîle-i muhteremeleri” ibaresinden sonrası maalesef okunmuyor. Mezarını çiğneyerek yürümek utancı da bize kalıyor. Böylesi güzel ve narin bir kabir taşı, bu kadar kıymetli bir hanım efendi ve ona reva gördüğümüz manzara…(8)

9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.

Şerî ilimler ve marifetullahla yoğrulmuş ömürler

Gerçi bu geniş aile sofasında toprak altına gömülmek başka birçok güzelliğe de kader olmuş ne yazık ki. Abdülkadir Efendi de kervana katılanlardan (9). Adı okunamayacak şekilde toprak altında kalanlardan biri de Tezkirecizade Nimetullah Naim Efendi’nin oğlu. Nimetullah Naim Efendi “eşrâf-ı kudâttan” yani kadıların ileri gelenlerinden biri olarak tanıtılıyor, dolayısıyla önemli bir zat (10). Adını bilemediğimiz muhterem oğlu ise okunabilen son ibareye göre “hademe-i rikâb-ı hümâyûndan” yani halife-i ruy-i zeminin yanı başındaki hizmetkârlarındanmış. Ama mevkiini maalesef bilemiyoruz.

Onun hemen yanında Rumeli Kazaskeri Dürrîzade Mehmed Nurullah Efendi var (11). Yine Anadolu kazaskerliğine dek yükselen, ailenin fertlerinden Dürrîzade Hacı Muhammed Abid Efendi ise görevi başındayken vefat etmiş. Hemen ardındaki mezar Mehmed Arif Efendi’nin kıymetli torununa ait. Mezar kitabesinde “müderrisin-i kiram zevi’l-ihtiramdan” diye hatırlanan bu muhterem insan, Mehmed Arif Efendi’nin soyundan geldiği için olsa gerek ki yakasını âlim olmaktan kaçıramamış. Dürrîzade Es-Seyyid Mustafa İzzet Efendi, aynı zamanda Sadr-ı Anadolu (Anadolu Kazaskeri) vazifesini yürütmüş.(12)

Bu iki kabrin hemen ardındaki birkaç kırık mezar kitabesinden biri de Dürrîzade Hacı Mustafa Efendi’ye ait (13). Maalesef en korunaklı kabristanlarda bile bu manzaraya rastlamak mümkün. Çünkü mezarlıklar sadece korunuyorlar. Bakımlarının yapıldığı ve ilgilenildiğini söylemek mümkün değil.

Aynı zamanda Dürrîzade Hidayetullah Molla Efendi’nin (ki “İslambol kadılığında” bulunmuştur) oğlu olan Müderris es-Seyyid Muhammed Avnullah Efendi (14), yanı başında Şeyhülislam Dürrîzade Mehmed Arif Efendi’nin damadı Çerkesbeyzade Mehmed Rahmi Beyefendi ile birlikte ebedî istirahatgâhına varacağı sabahı beklemektedir. Çerkesbeyzade herhâlde Dürrîzadeler’e damat olmanın bereketiyle olsa gerektir, Rumeli kazaskerliğine kadar yükselmiş.(15)

Dürrîzade Hidayetullah Molla Efendi’nin diğer oğlu da Muhammed Avnullah Efendi’nin biraz ilerisindedir. Dürrîzade Müderris es-Seyyid Mustafa Molla Efendi’nin mezarı pek iyi durumda değil ve kitabesi de devrilmek üzere…(16) Hidayetullah Molla Efendi’nin kabri de oğullarının yanındadır (17), aynı gaye için; şerî ilimler ve marifetullahla yoğrulmuş ömürlerden sonra mahşer sabahını da yan yana bekliyorlar.

Aile fertleri arasında nakibü’l-eşraflık yapanlar da vardı

Paşmakçızadeler ve Dürrîzadeler’in talihi bu kadar değil, dahası var.

Mehmet İpşirli’nin verdiği bilgiye göre Dürrî Mehmed Efendi’nin oğlu Şeyhülislam Mustafa Efendi, Paşmakçızadeler’den Şeyhülislam Seyyid Abdullah Efendi’nin kızı Şerife Safiye Hanım’la evlenerek Dürrîzadeler’e ebedî bir bahtiyarlık ve saadeti de getirmiş, iki muhkem sülaleyi birleştirmekle kalmamış, kendi tarafının bir seyyid ailesi olmasını da sağlamıştır.

DİA’da İpşirli’nin nakline göre “bu sebeple daha sonra aile fertleri arasında nakibü’l-eşraflık yapanlar da vardır.” (Konu hakkında ayrıca bilgi için bakınız.)

Bugüne kadar gösterilmemiş vefa için daha fazla geç kalınmamalı, böylesi zevatın mezarlarına hürmet etmek ve adlarını bayraklaştırmakta gecikilmiş olmanın ayıbı faiziyle örtülmelidir. İstanbullular, yaşadıkları şehrin mimarlarının adlarını çok daha sık duymalı, şehrin idarecileri bu yönde bir seçicilik ve bilinçle hareket etmelidirler. Yoksa görmezden gelmenin değersiz görmeyi doğuracağı bir çukurdan o kadar da uzakta değiliz.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2016, 13:10
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatma altundemir
Fatma altundemir - 2 yıl Önce

Bu konuya degindiginiz için çok teşekkür ederim. Her defasında oradan gectigimde içimi acitan bir görüntü. Bu konuda belediye ye dahi basvuru yapmayi düşündüm fakat ne kadar kale alirlar bilemiyorum. Çalışmalarınız devamini dilerim.

yeninesil
yeninesil - 2 yıl Önce

Bu değerli tarihimiz kabiliyetsiz insanların yönetimine kaldı maalesef. Ayrıca yazınız için şahsım adına ve birazdan paylaşacağım dostlarım adına teşekkür etmekteyim.

ferhat
ferhat - 2 yıl Önce

Gerçekten utanıyorum kendi adıma,Allah bizleri affetsin.buraya bakan belediye hangisi acaba bilen varsa yazsın lütfen,en azından mail atalım.sorumluluk alalım.

Ali ihsan şahin
Ali ihsan şahin - 2 ay Önce

2 ay önce babam rahmeti rahmana kavuştu şeyhülislam seyit ali efendinin hemen bas üstüne defnettik dünyadan farklı bir yer gidip görmesi gerek bir yer..

banner8

banner19

banner20