Selatin camiler gibi mükellef ve mükemmel

Zaman zaman ağzımızdan kaçırıyoruz İstanbul’da görmediğimiz yer kalmadı diye. Heyhat... Meğer daha İstanbul’un 'i'sini bile görmemişiz. Nidayi Sevim, Fatih'teki Nişancı Mehmet Paşa Camii'ne dair yazdı..

Selatin camiler gibi mükellef ve mükemmel

Karagümrük stadyumunun az ilerisinden Fatih Camii yönüne uzanan Fevzi Paşa caddesine paralel bir cadde daha vardır. Adı Nişanca caddesidir. Bu cadde üzerindeki birkaç cami, metruk haldeki tarihi yapı ve hazirelerindeki mezar taşları epey zamandır dikkatimi celbediyordu. Bugün yarın derken yıllar geçiyordu fakat bir türlü zaman ayırıp merakımızı gideremiyorduk. Bir pazar günümüzü bu bölgeye hasseten ayırmalıydık.

Geçtiğimiz Pazar günü bu düşüncemizi hayata geçirmek üzere erkenden kalkıp ziyaret edilmesi gereken yerleri dolaşacaktım. Öyle de yaptım. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Eyüpsultan’dan Fatih, Karagümrük semtine doğru yola koyuldum. Evet, bakalım bu mahalleye kimler gelmiş, kimler göç etmiş?

Zaman zaman ağzımızdan kaçırıyoruz İstanbul’da görmediğimiz yer kalmadı diye. Heyhat... Meğer daha İstanbul’un “i”sini bile görmemişiz. O gün bunu daha iyi müşahede ettim. Gerçekten de eğer İstanbul’u yakından tanımak istiyorsanız biraz kendinize zaman ayırmanız, her türlü vasıtadan uzak durmanız ve sokaklarını da adım adım arşınlamanız gerekiyor. Keşfetmenin, tanımanın ve anlamanın sanırım sırrı bu.

Karagümrük otobüs durağının hizasında bulunan Hattat Mustafa Rakım Efendi’nin türbesine selam vererek ziyaretimize başladık. Rakım Efendi'nin yanıbaşında bulunan Atik Ali Paşa Camii’nin restorasyonu bitmek üzere. Çalışmalar son aşamaya gelmiş. Caminin az ilerisinde daha önce bir tekke olduğu anlaşılan, içerisinde mezar taşlarının olduğu metruk binayı solumuza alarak Fatih yönüne doğru 50 metre yürümemiştik ki yolun sağında daha önce hiç dikkatimizi çekmeyen veya fark edemediğimiz Nişancı Mehmet Paşa Camii ile karşılaştık. Mahalle arasına gizlenmiş ve dışarıdan bakıldığında son derece mütevazı görünen bu cennet bahçesi Koca Sinan’ın eseriymiş.

Mimar Sinan’ın eserlerini bildiren Tezkiretü’l-bünyân ve Tezkiretü’l-ebniye’de yer almamakla birlikte, cami Tuhfetü’l-mi‘mârîn’de Sinan'a ait gösterilmektedir. Ayrıca Evliya Çelebi, Sinan yapısı olduğundan bahisle, “Selâtin camileri kadar mükellef ve mükemmel bir camidir” demektedir. Mimar Sinan 996’da (1588) ölmüş, cami ise ertesi yıl bitirilmiş. Kaynaklarda genellikle Sinan tarafından başlanıp kalfalarından biri tarafından tamamlandığı belirtilen eser Aptullah Kur’an’a göre Dâvud Ağa’nındır. Sinan’ın son zamanlarına rastlayan camiyi onun üslûbunu devam ettiren Dâvud Ağa’nın tamamlamış olması en güçlü ihtimaldir. Doğan Kuban’ın görüşleri de bu yöndedir.

Vezirlik makamına uygun görülen Türk kökenli ender siyaset adamlarından biri

(+)

Câminin bânisi III. Murad Devri Kubbe vezirlerinden Cedid Nişancı (Yeni Nişancı) Boyalı Mehmed Paşa’dır. Halep kadısı iken H.950 / M. 1543 yılında orada vefat eden Pîr Ahmet efendinin oğludur. Paşa, 16. yüzyıl geleneğinin aksine, vezirlik makamına uygun görülen Türk kökenli ender siyaset adamlarından biri olarak ta biliniyor. Kubbealtında VI. vezir iken sonsuzluk âlemine göçmüş. ( H.1003 / M.1594 Rebiu’l-âhir ) Mezkûr zat, câminin harîminde müstakil bir türbede medfûn bulunuyor. Vefatına Sa’î’nîn söylediği şu tarih mısrası, türbesinin kapısının üstündeki kitâbede yazılıdır: “Dediler Vâsılı Hak oldu Nişancı Paşa”.

Camide son olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2007 Nisan ayında başlatılan restorasyon çalışmaları 2008 yılı Şubat’ında çevre düzenlemesi de yapılarak tamamlanmış.

Câminin kapısı üzerinde, caminin inşâsına H.992 / M.1584’de başlanıp H.997 / M. 1589 tarihinde bittiğini gösteren nesir halinde bir kitâbe var. Bir külliye olarak tasarlanan yapı topluluğundan geriye sadece cami ve türbe kalmış. Câmi çevresinde bulunan ve pek bakımlı olmayan hazîrede, bâninin oğlu Eyüp Kadısı Mehmed Nutki Efendi de medfûn bulunuyor.

Câmi içi çeşitli nakış, hat ve revzenlerle süslenmiş

Cami, deprem ve yangınlarda harap olmuş, III. Mustafa (1766), II. Mahmut (1835) ve Cumhuriyet (1958) dönemlerinde olmak üzere üç büyük onarım görmüş. Caminin mimari üslubuyla ilgili Doğan Kuban şu bilgileri de veriyor: “Gerçekten de bu camide Sinan’ın altıgen planlı camiler için Sokullu Camii’nde geliştirdiği iç mekân tasarımı ile Molla Çelebi Camii’ndeki kurgusunun sekizgen bir planda denendiğini görüyoruz. O açıdan bu yapının 16. yy klasik mimarisinin son aşamasında ve Sinan’ın cami tipolojilerinin tamamlanması açısından tarihimizde özel bir yeri vardır.”

(+

Caminin iki vaiz kürsüsü, galeri katları, tabhane odaları, harem girişi var. Kıble duvarının iki yanında bulunan duvarın içinden merdivenlerle çıkılan vaaz kürsülerinin başka bir 16. yüzyıl yapısında görülmediği söyleniyor. Mermer mihrâp ve geometrik şebekeli zarif minber ilk inşâ devrindendir. Avluda onikigen şadırvan bulunmakta, kubbeli çatısı ve 8 sütunu var. Câmi içi çeşitli nakış, hat ve revzenlerle süslenmiş. Son cemaat yerine açılan cümle kapısının her iki yanında celi sülüs hat ile yazılmış son derece güzel hat örnekleri bulunuyor. Caminin giriş kapısı üstündeki III. Murat tuğrasının tasarımının Nişancı Mehmet Paşa tarafından yapıldğı biliniyor. Sultan III. Mustafa tuğralı kitabede Mehmet Paşa torunu Şükrullah Efendi tarafından caminin esaslı bir onarımdan geçirildiği anlatılır.

Câminin karşısında “Ümmi Veled Medresesi” ve onun civarındaki “Keskindede Zâviyesi Haziresi” bulunuyor. Civardaki hazirelerin hepsi perişan vaziyette. Adeta kaderine tek edilmiş. “Yarım adaya tam hizmet” sloganını dilinden düşürmeyen Fatih Belediyesi, tarihi yapıların birer tamamlayıcı unsuru olan ecdat yadigârı mezar taşlarını neden görmezden gelir doğrusu anlamakta güçlük çekiyoruz. Vakıflar, İBB ve Kültür Bakanlığı'na da bu minvalde büyük sorumluluklar düşüyor. Daha duyarlı, özenli, planlı ve programlı olmaya davet ediyoruz.

Geleneksel Osmanlı mimarisinde pek görülmeyen uygulamaları bünyesinde barındıran bu eşsiz mabed, kapısını İstanbul âşıklarına daha bir şevkle açıyor. Tecrübeyle sabit...

Nidayi Sevim yazdı

Not: Fotoğraf Caner Cangül'e aittir.

Yayın Tarihi: 17 Aralık 2020 Perşembe 10:00 Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2020, 09:19
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
serhan
serhan - 4 yıl Önce

öncelikle sizi tebrik ediyorum böyle kültürel konulara degindiginiz için.ben şunu söylecegim yıllardan beri geziyorum tarihi yerleri her defasında o yer veya sokakta tekrar tekrar gectigimde her defasında A diyorum şunu görmeyi unutmuşum. Hakikaten istanbulu tanımak için adım adım gezmek lazım bazen bu gezmeleri o kadar hoşuma gidiyorki bazen 6 bazende 10 kilometre yürüdügum olmuştur.

banner26