Şehirlilik mekânı anlamlandırmakla mümkün

Prof. Dr. Bilal Kemikli, şehri anlamlandırmanın, mekanı şereflendiren zatları tanıyıp ilişki kurmakla gerçekleşebileceğini, Ebu Eyyüp El Ensari’yi, Merkez Efendi’yi, Ebussud Efendi’yi, Yahya Efendi’yi bilmeyenin ‘İstanbulluyum’ dememesi gerektiğini söyledi..

Şehirlilik mekânı anlamlandırmakla mümkün

 

İlmi Etüdler Derneği (İLEM), her eğitim dönemini, bir kapanış konferansı ile tamamlıyor. 4 Mayıs Cumartesi günkü kapanış konferansında, Prof. Dr. Bilal Kemikli’nin sunumuyla “Şehirli Olmak, Şiir, Derviş ve Mekân” başlığı ile 'Şehir' konusunu ele alındı. Altunizade Kültür Merkezi’nde düzenlenen bu konferansta şehrin anlamı üzerinde duruldu.

Halen Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Bilal Kemikli, bir şehirli olarak, şehre dair sorular sorarak başladı konuşmasına. “Şehirli olmak nedir? Şehir nasıl inşa olunur?” gibi sorular için, son dönemlerde çalışmalar yapıldığını söyleyen Hoca; konuşmasında asıl itibari ile şehir hakkında kendi çıkarımlarını paylaşacağını belirtti.

Kufe, İsfahan gibi kuruluşunu bildiğimiz İslam şehirlerinin yanı sıra; Bursa, Sivas, İstanbul gibi kadim şehirlerin kuruluş tarihlerini vermenin zor olacağını belirten Kemikli, bu konu hakkında tarihçilerin ‘anlatı kurma’ kavramını geliştirdiğini söyledi. Buna göre, menkıbe ve efsanelerden yola çıkarak, bu kadim şehirlerin kuruluş tarihlerine karar verilmektedir.

Kendisi Bursa’da İlahiyat Fakültesi’nde hocalık yapmış olan Bilal Bey, yakın zaman içinde de Bursa gezisinden döndüğünü belirterek, örneklerin Bursa şehri üzerinden ilerleyeceğini ifade etti ve konuşmasına şöyle devam etti: “Bursa’yı kuran kişi, aslında Süleyman peygamber imiş. Süleyman (as), Belkıs’ın tahtında oturduğu bir sırada veziri de yanında iken Uludağ’a gelmiş ve ‘vadi gibi bu güzel yerde neden bir şehir yoktur’ diye sormuştur. Bursa bir şiir şehirdir ve Uludağ bir bahanedir Hz. Süleyman’ın sözüne, şair-i mutlak Allah bu güzel mekânda şehir kurulmasını istemiştir ve ilhamı da insanlardan birine, büyük Süleyman’a (as) nasip etmiştir.

Antik şehir anlatılarında da şehirleri kuranlar tanrılar veya peygamberler ve velilerdir. Bursa Hz. Süleyman’dan, Evliya Çelebi’ye dayanır. Evliya Çelebi, ‘bu şehir ruhanidir’ der. Uludağ, Keşişler dağıdır. Mekâna anlam katan bu başlangıçlardır, bu hikâyelerdir. Şehir nasıl isimlendirilirse, kişiyle öyle konuşur. Misal İzmir’in merkezine ‘gâvur’ İzmir dersek, tabi ki gâvurlaşır. İsteyen ‘Müslüman’ der ve içini doldurur.”

Sözlerinin burasında Yeşilçam İstanbul’unu da hatırlatan Kemikli, İstanbul’un taşı toprağı altın sanan gariban Anadolu insanının kalkıp İstanbul’a geldiğini ve çeşitli filmlerde görebileceğimiz gibi gibi altın aradığını söyledi. “Taşı toprağı altındır İstanbul’un evet fakat bu altın ilimdir, sanattır” diye ekleyen Kemikli şunları söyledi: “Medeniyet manzumesidir İstanbul, mimari eseridir ve Anadolu’dan gelenlerin şehre intibak edememeleri dolayısıyla şehir bugün bu noktaya gelmiştir. Bir şehre gitmek, o şehrin vatandaş ve hemşehrisi olmak demektir ve bir türlü İstanbullu olamayanların boynundadır İstanbul’un vebali.”

Bilal KemikliHukukla yani fıkıh ile şehir Müslümanlaştırılır

Gelecek günlerde 560. yıldönümünü idrak edeceğimiz İstanbul’un fethine de değinen Bilal Kemikli, fethin açmak anlamına geldiğini, fetihle şehrin İslam medeniyetine açıldığını söyleyerek şöyle devam etti: "Şehre 2 grup insan dokunur; ‘bir umera yani sultan ve beyler dokunur, biri de ulema yani ilim ve irfan adamlarının dokunmasıdır. Orhan Gazi’nin gümüşlü kümbeti manastıra dönüştürmesi birinci gruba girer. Söğüt’te vefat eden babasını getirip oraya ‘sır’lamıştır. Bir şehirde en güzel mabede mezar koydu isen, o şehir artık senin olmuş demektir. Umeradan Orhan Gazi camiler ve hamamlar da yaptırarak dokunmuştur Bursa’ya ve şehri doğuya doğru kaydırmıştır. Onun ardından gelen Murat Hüdavendigar ise şehri batıya kaydırmıştır.

Bir başka erkân da insan-ı kamildir. Bursa’nın yukarısına Yıldırım, damadı Emir Sultan külliyesini, devlet adamlarının desteği ile kurmuştur. Ve bu sayede o mevkide Emir Sultan mahallesi oluşturulmuştur. Yani ilim, muhit işidir. Şehir de, o muhit içerisinde gerçekleştirilir. Hukukla yani fıkıh ile şehir Müslümanlaştırılır. İnsan-ı kâmilin dokunduğu yerlerde, yeni pencereler açılır. Fıkıh biraz daha soğuktur fakat söz ve sohbet ile insanı demleyen insan-ı kâmildir, muhitleridir.”

“İlim muhit işidir” sözünü ise şöyle açtı Bilal Kemikli Hoca: “Şehri kurarken ilim ortamı da ortaya çıkar. Emir Sultan, Medine’den bir rüyanın peşinde gelir Bursa’ya. Geldiği zamanki haliyle de kalmaz. O dönemin uleması ile Füsus-u Hikem gibi kitaplar okur ve ilim halkasını büyütür. ‘Ben oldum’ demeyip, ‘kemale erdim’ demeyip, ‘hep yoldayım’ demiştir.

Şehirleri, sanatımızla ve medeniyetimizle parçamız haline getiren şahısların hayatlarında, 2 koldan gelişmiştir şehir. Birinci kol sufiliktir ve doğuda bu kolu Mevlana’nın öğrencisi Necmettin Kübra temsil eder. İkinci kol ise Endülüs’te gelişmiştir ve batıyı bu kolda İbn-i Arabi temsil eder. Şehirlilik ikinci ile ifade edilir. Bir başka damar da şehrin içinde fakat merkezin biraz dışında insanları kucaklayan Melamiliktir. Ahilik de buradan ortaya çıkmıştır ve taşrayı merkeze taşımıştır. Anadolu böyle 2 perspektifle görülmelidir.”

Arkadaşların birbirlerine olan ödevleri

Ahilikteki ‘el işte, dil yârda’ deyimini de hatırlatan Kemikli, günümüz kişisinin her kaygısının artık sadece her şeyi ile para kazanmak olduğunu belirterek, dilin ve gönlün yârda yani Allah’ta oluşunu melâmetinin çizgisi ve izi olarak tarif etti: “Bağlanmak, yük olmaktır. Herkes bir diğerine yük olup yolunu tıkama peşinde ve çözüm sunmama yolunda; bu sorun için Horasan Melamiliğinin getirdiği bir ilke vardı: Bâr olma yâr ol.

Melamilikte kulluk, Allah’a karşı iftihar, sürekli fakr halinde olmak, hiçbir zenginliğin Allah’ın hazinesine yetişemeyeceği bilincinde olmaktır. Aslolan kulluktur, şehirli olan ‘abd’ olduğunu fark eder, şehri kuran insan-ı kamil ise Allah’ı unutmaz.

Gerçek özne fail-i mutlak Allah’ı unutan, tembel ve gaflette olandır. Her şeyde Allah’ı hatırlamak elzemdir. Allah’ın boyasıyla boyanmak, peygamberi taklit, Türkçe’si çelebilik, nezaket, hakkaniyet, sevgidir, merhamettir. Şehir bunlarla şehir olur. Melamet, şehirlilik, insanın kendi nefsi ile meşgul olması demektir. Mümin, müminin aynasıdır buyurur Efendimiz (sav). Biz karşıya bakıp kusur görüyoruz ama demek ki bizde de bulunmaktadır aynısı. Bir üstünlük var ise karşıda olmalıdır. Arkadaş kişinin ölçüsü olmalıdır.”Bilal Kemikli

Bu noktada arkadaşların birbirlerine olan ödevlerini 4 ilkede sıraladı Bilal Kemikli:

1-Kardeşinin sırrını araştırma.

2-Kardeşinin her müşkülüne yardım et.

3-Dostun için gece kandil, gündüz asa ol.

4-Kuldan yardım isteme, sadece yardım et.

Bilal Kemikli, bugünki durumu ironik bir dille şöyle özetledi: “Arkadaşa dair bu 4 ilkenin neredeyse hiçbirini tutamıyoruz günümüzde. Acayip kupalar veya plastik bardaklar ile nescafe verirsen dostuna, dostluk kalmaz; hemen dedikodu yaparsın. Fakat kahve farklıdır. Kahveyi karıştırırken dostunu da demlerse kişi, o kahvenin tadı kırk yıl damakta kalır, dostluğun daimliğinin yolu da kahveyi yaymaktan geçer. Maalesef çay bugün sallandığı için, nitelikli insan çıkmıyor.”

İlim ve sanat şehri kılıp yeniden bizim yapmalıyız İstanbul’u

Son tahlilde İslam şehirlerinin kayıp oluşundan bahseden Kemikli şunları söyledi: “Şehir hâlâ ayakta ise bile, onu anlamlandırma bilincimiz kayıp. Mekânı; var olan mekân sahiplerinin mekânını bilip, kendilerini tanımıyoruz. Şehirli olmak, mekânı tanıyıp anlamlandırmaktır. Farz-ı muhal, Bursalı olmak demek en dar anlamı ile Bursa divanını okumaktır. Sivaslı olmanın yolu Sivasi’yi tanıyıp, divanını okuyup, ona hizmet etmekten geçer. Üsküdar’da yaşayıp Hüdayi divanını okumayan, vapura binip, denizin ortasına gelince kendini atmalı; yüzme bilmiyorsa boğulsun.

Ebu Eyyüp El Ensari’yi, Merkez Efendi’yi, Ebussud Efendi’yi, Yahya Efendi’yi bilmeyen, kendine ‘İstanbulluyum’ dememeli. Şehre hayat veren odakları tanımıyorsa kişi, şehre anlam veren ilişkiyi kuramıyorsa önemli kişilerle, eseri ve hatta kitabı varsa dahi şehirli olamaz. Böyle insanlar zaman içinde yıkılanı yenilemeyip, yerinde gökdelen görünce şaşırıyorlar. Şehrin İslam damarıyla ilişkisi kesildikçe şehir yeni çözüm yollarına yönelmekte. Orada bize ait dil kurmazsak, şehir, İstanbul, bizim olmaz. İlim ve sanat şehri kılıp yeniden bizim yapmalıyız İstanbul’u.”

a“İnsan 2 şeyle mayalanır ve bunlardan biri nazardır. Aşk bakışla başlar, bakınca mayalanır. Ağaçlar kökünden, insan kulağından sulanır. Müslüman olan kulağına sahip olandır. Kulağa sahip çıkın. Bugünkü konuşmamın metni elinizde var ama nazar sohbet için olmazsa olmaz.” diyen Bilal Kemikli, konferansını şöyle bağladı: “Şehri koklamak lazım. Şehir seher vaktinde koklanır. İstanbul sabah ezanları ile Müslüman olarak yaşıyor. Başkaları ne yaparsa yapsın, sizler seher vakti Hüdayi’ye selam verin, Atik Valide’de Yahya Kemal şiiri okuyun.”

Bilal Kemikli’nin konuşmasının ardından bizleri hoş bir sürpriz beklemekte idi. Osmanlı dönemi Türk musikisinden esintiler ile bizleri erguvan kokulu tarih sokaklarında gezdiren koroya bir ara Ender Doğan da eşlik etti. Böylece hoş bir cumartesi günü şemsiyeler elimizde, kayıklar ile mehtaba doğru uğurlanmanın zevkini tatmış bulunduk, kulaklarımızdaki hoş sadanın izi ile…

 

Fatma Betül Demirel haber verdi

Güncelleme Tarihi: 22 Haziran 2013, 11:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13