Sebilürreşad Dergisi

Bulgaristan Mektupları, Ahmet Hamdi Akseki'nin, 1912 yılında, henüz genç bir ilim adamı iken Sebilürreşad dergisi adına Bulgaristan'a yaptığı iki aylık seyahat sırasında kaleme aldığı mektuplardan meydana geliyor.

Sebilürreşad Dergisi

SEBÎLÜRREŞAD DERGİSİNDE BULGARİSTAN MEKTUPLARI 

 

Ahmet Hamdi Akseki'yi ne zaman tanıdım diye düşündüğümde hafızamda ilk planda pek olumlu şeyler canlanmıyor. Bu ise Ahmet Hamdi Akseki'den kaynaklanan bir durum değil. Eğitim Fakültesi öğrenciliğim sırasında okutmanımızın gereksiz ısrarları sonucunda Din Kültürü ve Öğretimi dersi için sadece Akseki'nin İslam Dini kitabını esas alan bir öğretim yöntemini tercih etmesinden kaynaklanan bir olumsuzluk. Sonrasında da ondan pek bir şey okumadım. Askere Din Dersleri kitabı hakkında İsmail Kara'nın Toplumsal Tarih dergisinde yayımlanmış bir yazısı ile onun Cumhuriyet devri dini yayıncılıktaki rolünü anlatan bir sunumunu hatırlıyorum. İsmail Kara'nın ilk  incelemesi, o yılların dini ortamının anlaşılması noktasında  ilgi çekici bir örnektir. Türkiye'nin tarihsel yapısını özellikle dini hayatın çerçevesini çizen yazının  bu noktada ilk yazılardan biri olduğunu -düşünce dünyası bakımından  paylaş(a)madığım noktalar olmasına karşın- belirtmeliyim.

 

İnönü yüzünden hacca gidişini ertelemiş ama ömrü vefa etmemişti!

Hayat hikayesine baktığımda ise Mehmet Akif'le hem kişisel hem de fikri dostluğunun olduğunu gördüm hayatının ilk yılları itibariyle. Sonrasında bu dostluğun sürüp sürmediğini ise bilmiyorum. Uzun yıllar Diyanet'te çalışan Ahmet Hamdi Akseki 1939 yılında Diyanet İşleri Reis Muavinliği'ne ve M. Şerafettin Yaltkaya'nın ölümü üzerine de 1949 yılında Diyanet İşleri Reisliği'ne getirildi. Bu görevde iken 9 Ocak 1951'de vefat eden Akseki'nim İsmet İnönü'den çekindiği için hac farizasını bir yıl ertelediği ama o yıl hac mevsimine yetişemediğine dair rivayetler de vardır. Hatta bu durumun Osman Yüksel Serdengeçti  tarafından oldukça  sert bir  biçimde eleştirildiği de bilinir.

 

Ahmet Hamdi Akseki Meşrutiyet  yılları İslamcılığının süreli yayınları başta olmak üzere pek çok süreli yayına yazıları ve söyleşileri ile katkıda bulunmuştur. Sırat-ıMüstakim, Sebilürreşad, Mahfil, Selâmet ile Eşref Edib'in Hasan Âli Yücel'in İslâm Ansiklopedisi'ne karşı yayınladığı İslâm-Türk Ansiklopedisi Mecmuası bunlar arasında sayılabilir. Akseki'nin eserleri arasında ise çeşitli ders kitapları ile sure tefsirleri ilk akla gelenlerdir. Bunlar arasında Yavrularımıza Din Dersleri, 1937'de çocuklar için  yayımlanmış olan  Ramazan Armağanı, Köylüye Din Dersleri, Ondört Asır Evvel Doğan Güneş, İslamiyet ve Terakki, Fatiha Tefsiri sayılabilir.

 

 

Sebîlürreşad'a  Gösterilen Teveccüh

Bulgaristan Mektupları, Ahmet Hamdi Akseki'nin, 1912 yılında, henüz genç bir ilim adamı iken Sebilürreşad dergisi adına Bulgaristan'a yaptığı iki aylık seyahat sırasında kaleme aldığı mektuplardan meydana gelmektedir. Kitabı Rağbet yayınları yayınlamış. Bu kısa zaman diliminde Ahmet Hamdi

 

Akseki Sebîlürreşad dergisinde  on bir mektup yayımlamıştır. Kitapta bu on bir mektubun yanında Akseki'nin Filibe Murâdiye  Camii'nde yaptığı bir vaazı ve Bulgaristan'dan  dönüşünden sonra, Sebîlürreşad'da imzasız olarak yayımlanan  ve Bulgaristan Müslümanların karşılaştıkları felaketleri anlatan dört yazının da  yer aldığı kitap, bir yandan Sebîlürreşad dergisinin evrensel ümmet perspektifini öte yandan  genç bir ilim adamının haber ve değerlendirmelerinden yansıyan dönemin gerçeklik dünyasını gösteriyor bize. Akseki daha ilk mektubunda Sebîlürreşad'a karşı Bulgaristan'da gösterilen dindarca teveccühün kendisine ümit verdiğini belirttir. Şehirlerin ekonomik yapısı, Müslümanların yaşadığı kimi olumsuzluklar, hissizlik, tembellik, Müslümanların eğitim ve öğretim durumları, Müslümanların yaşadığı mezalim vb hakkında Sebîlürreşad  okuyucularına esaslı bilgiler verir. Kısaca hayatı kavramanın bir yolu olarak karşımıza çıkar bu mektuplar. Sebîlürreşad'ın sadece ilmi ve fenni bir risale olmadığını aynı zamanda siyasi bir gazete olduğunu da çevresindekilere anlatır Akseki.

 

Akseki mektuplarında edebî bir dilden, anlatımdan çok, yalın, düz anlatımı yeğler. Ama ilmi kavrayış, seziş ve dilin canlılığını duyumsarız. Diğer bir deyişle, genç bir alim gözüyle, gözlemiyle insanlara, dini hayata, özellikle  eğitime gösterdiği ilgi, sanki hayatını sonraki yıllarının bir yansıması. Onun  mektuplarından edindiğimiz izlenim; özentiye düşmeden, yapmacıklığa kaçmadan, içtenlikle yazmasıdır.  

 

Handiyse dostlarımıza mektup yazmaya üşendik, unuttuk. Unutulanlar arasında yerini aldı mektup...Böyle mi olmalıydı? Hayır... Mektup yazmak bir içtenlik, bir sıcaklık, bir ileti, bir meramı anlatmak, ve/ya bir sevgiyi dile getirmek, bir sevgiyi anlamlandırmak, kelimelere dökmek... İnsanın, insanoğlunun içsel duygulanımlarını, karşısındaki kişiyle paylaşmak, iç dökmek ne güzel şey!.. İşte bütün bunlar Bulgaristan Mektupları'nda var. Mektupları okuduğunuzda, içinizde büyük bir acı ve burkulma hissedecek ve çevremizde, özellikle de Balkanlarda cereyan eden çeşitli olayları daha kolay anlayacak ve tarihin acı gerçeklerine bir kere daha şahit olacaksınız.

 

Asım Öz yazdı

Yayın Tarihi: 11 Nisan 2009 Cumartesi 14:50 Güncelleme Tarihi: 20 Temmuz 2017, 10:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26