banner17

Sayyadi'nin Ortadoğu'da nüfuzu çok büyüktü

II. Abdülhamid’in danışmanı Şeyh Seyyîd Muhammed Ebû’l-Hüdâ es-Sayyâdî, aynı zamanda bir Rıfai şeyhiydi..

Sayyadi'nin Ortadoğu'da nüfuzu çok büyüktü

Ebû’l-Hüdâ es-Sayyâdî’nin asıl adı “Muhammed” olup, künyesi “Ebû’l-Hüdâ”dır. Irak ve Sûriye’de “Sayyâdî” nisbesiyle bilinen kabileden olduğu için “Sayyâdî” denilmiştir. 1849-50 yılında Sûriye’de, Ma’arratü Nu’man bölgesindeki Hanşeyhûn kasabasında dünyaya geldi. Nesebleri Hz. Hüseyin Efendimize (r.a.) ulaşmaktadır. Babası Rifâîyye tarîkatına mensup Şeyh Hasan Vâdî’dir. Babasının etkisiyle Halep Şeyhü’l-Meşihat dâiresinin şeyhi Seyyîd Alî ibn Hayrullah es-Sayyâdî‘ye bağlanmış ve kendisine Rifâîyye tarîkatı icâzetnâmesi ve hilâfeti verilmiştir.

Abdülhamid’in en yakın danışmanlarındandıŞeyh Seyyîd Muhammed Ebû’l-Hüdâ es-Sayyâdî

Daha sonra önce Halep, Bağdat ve Diyarbakır‘da ‘Nakîbü’l-Eşrâf’lık görevlerinde bulunmuş, ardından 1876 yılında İstanbul’a gelerek Sultân II. Abdülhamid Han’ın yakınları arasına katılmış ve ‘Şeyhü’l-meşâyihlik’ vazifesini üstlenmiştir. Bu hızlı yükselişini çekemeyen çevreler tarafından padişaha şikâyet edilmiş ve bir müddet gözetim altında tutulmak üzere memleketine gönderilmiştir. Ancak kendisini tutan hükümdar tarafından tekrar İstanbul’a davet edilmiş ve ilmîye rütbelerini sırasıyla geçerek Rumeli Kazaskerliği’ne getirilmiştir. 1878’de İkinci Meclis-i Mebusan’a Halep temsilcisi olarak girmiş, meclisin feshiyle padişahın danışmanı olarak sarayda kalmıştır. Arapları iyi tanıması, onlara yönelik politikalar üreten siyasi kabiliyet ve becerileri nedeniyle padişahın itimat ettiği yakın danışmanlarından olmuştur. Yaklaşık yirmi sene boyunca Hilâfet ve İslâm birliği için çalışmış, hükümdara destek olmuş, Suriye’deki karışıklıklara müdahil olarak fikirleri ve nüfuzu ile bu karışıklıkları engellemiştir. Aynı zamanda Tercümân-ı Hakîkat’de Araplar’a hitap eden makaleler kaleme almıştır.

Şeyh Ebû’l-Hüdâ Efendi, II. Meşrûtiyet’in ilânından sonra, Yıldız Sarayı Kütüphanesi’nde görevli oğlu Hasan Halit ile beraber hafiyelik suçlamasıyla tutuklanmıştır. Sultan II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesinden az bir zaman önce, geçirdiği uzun bir hastalığın ardından Şubat 1909’da Büyükada’daki köşkünde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Naaşı çok kalabalık bir cemaat ile Eyüp’te Yahyâ-zâde Tekkesi yanındaki Ebû’l-Hüdâ Kütüphânesi’nde bulunan türbeye defnedilmiştir.

Kabri Eyüp’den Haleb’e nakledildi

1964 yılında kabr-i şerifleri açılarak mübarek cesetleri, Halep’te Halep kalesine muntazır Sultan Abdülhamid Han tarafından yaptırılan Evkaf Müdürlüğü binası içindeki türbeye nakledilmiştir. Eyüp’de, Saçlı Abdülkâdir Efendi Câmii’nin (Yahyâ-zâde Tekkesi) yanındaki küçük ebadlardaki türbede üç kabir bulunmaktadır. Bunlardan ikisi erkek, diğeri ise hanım mezarıdır. Burada Sayyâdî-zâdelerden şu zâtlar medfûndur;

-Hüve’l-Bâkî/ Sülâle-i tâhire-i Rifâîyye’den/ Sayyâdî-zâdelerden/ Es-Seyyîde Nûriye Melek Hanımın/ Rûh-u şerîfelerine el-Fâtiha/ Sene 1315 (1897)

-Hüve’l-Bâkî/ Sülâle-i tâhire-i Rifâîyye’den/ Ve rütbe-i bala ashâbından Sayyâdî/ Zâde es-Seyyîd Muhammed Nûreddîn Bey/ Efendinin rûh-u şerîfelerine el-Fâtiha/ Sene 1313 (1895)

-Hüve’l-Bâkî/ Sülâle-i tâhire-i Rifâîyye’den/ Sayyâdî-zâde es-Seyyîd Ahmed Sırâceddîn/ Bey’in rûh-u şerîfelerine el-Fâtiha/ Sene 1317 (1899)

Şeyh Seyyîd Muhammed Ebû’l-Hüdâ es-SayyâdîTarikat-ı Aliyye-i Rıfaiyye-i Sayyadiyye

Sayyâdilik, Rifâîyye tarîkatının İzzeddîn Ahmed es-Sayyâdî’ye (vefât:670/1271) nisbet edilen koludur. XIX. yüzyılın son çeyreğinde Şeyh Seyyîd Muhammed Ebû’l-Hüdâ es-Sayyâdî tarafından İstanbul’a getirilmiştir.

Beşiktaş Ebû’l-Hüdâ Tekkesi Beşiktaş’ta, Cihannüma Mahallesi’nde, eski adı Hasırcıbaşı Sokağı olan Hasırcı Veli Sokağı’nda bulunmaktaydı. Günümüzde mevcut olmayan bu tekke, Sultân II. Abdülhamîd Han’ın yakınlarından olan Ebû’l-Hüdâ Efendi’nin adını taşımaktadır. Söz konusu tekkenin tesis sebebi, ayrıcı Yıldız Sarayı’nın yakınında yer alması, özellikle Araplar arasında yaygın olan tarikatlara bağlı kimi şeyh efendilerin, padişah Sultan Abdülhamid’in Panislâmizm siyasetinde önemli bir yer tutmasıyla açıklanabilir. Tekkenin vakfiyesi 1907 tarihlidir. Ebû’l-Hüdâ Efendi’nin vefatından sonra tekkenin bir müddet faaliyetini durdurduğu tahmin edilebilir. Daha sonra tekrar canlandığı anlaşılan tekkenin son şeyhi Sefîne-i Evliyâ’da Şeyh Seyfeddîn Efendi olarak belirtilmiştir. Ancak tekke II. Abdülhamid Han devrindeki parlaklığını kaybetmiştir. Tekke ve zâviyelerin kapatılmasından sonra mescid-tevhîdhâne bölümü kadro dışı bırakıldığı için Ebû’l-Hüdâ Tekkesi işlevsiz kalarak harap olmuş ve 1929 senesinde 2525 lira bedelle satılmış ve yıktırılmıştır.

Şehremîni Ebû’l-Hüdâ Tekkesi

Fatih Şehremini’ndeki Cafer Ağa Mescidi’ne, Ebû’l-Hüdâ Efendi’nin kardeşi Seyyîd Mehmed Nûreddîn Beyefendi adına Rifâîyye-Sayyâdîyye meşihatı koydurmak suretiyle, kaynaklarda “Ca’fer Ağa”, “Hacı Sâfî”, “Hüdâiyye”, “Sâfî Efendi” gibi adlarla anılan ikinci bir tekke kurulmuştur.

Ebû’l-Hüdâ Kütüphânesi

Kütüphane, Eyüp’de, Rifâîyye tarîkatına bağlı Yahyâ-zâde Tekkesi yanına 1313/1895 senesinde inşâ edilmiştir. Günümüzde sadece yüksek temel kaidesi gelebilmiştir. Kaide iri Malta taşları ile kaplanmıştır. Eni 6,  boyu ise 11 adımdır. Kapısı, cami sahnına açılmakta olup üzerinde şu kitâbe vardır:” Kütübhâne-i Sayyâdîyye-i  Rifâîyye/ Sudûr-ı a’zamdan ve sâdat-ı kirâmdan Sayyâdî-zâde semâhatlü siyâdetlü/ Seyyîd Muhammed Ebû’l-Hüdâ Hazretleri tarafından vakf ve inşâ olunmuştur. 1313 (1895)” Kütüphânenin bir bölümü ise aile fertleri için türbe olarak kullanılmaktadır.

 

Doğan Pur haber verdi

Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2012, 11:05
YORUM EKLE
banner8

banner20