Saraybosna'da değişik bir çaycı: Franz and Sophie

''Saraybosna’nın nadir sigara içilmeyen mekanlarından olan Franz and Sophie’da yüzlerce özel çay var. Biz ilk ziyaretimizde çikolatalı siyah çay deniyoruz.'' Nevra Neretva yazdı.

Saraybosna'da değişik bir çaycı: Franz and Sophie

Bir mekanın müdavimi olmak, iz bırakmak, hatırlanmak demektir. Yüzlerce insanın kahve alıp çıktığı bir kahvecide, üç yıl aynı kahveyi içseniz de, sizin hangi kahveyi içeceğinizi tahmin edemez ya da bunu umursamak istemezler. Buna karşı Saraybosna ziyaretinizde bununla neredeyse hiç karşılaşmayacaksınız zira Saraybosna bir başkent olmasına rağmen şehir merkezi bir çok butik kafesi ile Doğu Avrupa'nın kasaba havasındaki nadide bir şehridir. Bir şehirde tüm genç halkın birbirlerinin yüzüne aşina olduğunu düşünün, işte Saraybosna öyle bir şehir…

Kahve kültürü ile tanısak da Bosna’yı, bu sefer size Saraybosna’daki özel bir butik çaycıdan bahsedeceğiz: Franz and Sophie. Mekanımız Saraybosna’nın şehir merkezinde büyük katedralin hemen arkasında, Markela pazarının bitiminden sağa kıvrılınca karşınıza çıkıyor. Mekan sahibi Avrupalı görünümü ile çok zarif bir abimiz, iki genç hanımla birlikte bu mekanda size hizmet sunuyorlar. Saraybosna’nın nadir sigara içilmeyen mekanlarından olan Franz and Sophie’da yüzlerce özel çay var. Biz ilk ziyaretimizde çikolatalı siyah çay deniyoruz. Çikolatalı siyah çay olur mu demeyin, pek güzel oluyormuş.

Masanızı içeriye giren diğer insanlarla paylaşıyorsunuz

Çayları ile birlikte çayın yanında gelen her şey de özel bu mekanda. Safranlı İran şekeri, çubuk şeklinde Fransız şekeri ya da Mostar balı ile çayınızı tatlandırmanız mümkün. Her çayın ayrı demlenme süresi var ve mekan sahipleri çay yeterince demlenmeden içmenize izin vermiyor, ustaca işini yapan bir mekanda usta bir müşteri olmalısınız. Burada hepi topu üç masa var ve masanızı içeriye giren diğer insanlarla paylaşmak durumundasınız. Fakat bu insanı rahatsız etmiyor, tam aksine uğraştığınız şeyden başınızı kaldırıp karşınızdaki insanın nereli olduğunu, mekanı nasıl keşfettiğini, ne sebeple Saraybosna’da yaşadığını öğrenmek için bir fırsat doğuyor size…

Franz and Sophie, şehrin yabancılarının çoğunlukla ikamet ettiği bir bölgede. Bunun yanı sıra sokağın köşesindeki müzik akademisinden gelen sesler sizi mest ediyor, bir anda kendinizi usta bir saksofoncunun konser hazırlığını dinleyip alttan gelen kontrbas sesi ile hafifçe caz müziğe eşlik ederken buluyorsunuz. Müzik akademisinden çıkıp gelen genç müzisyenler ile sohbet etmekse ayrı bir heyecan zira hepsi yakında verecekleri konserin telaşındalar. Sanatın insanlara kattığı estetiğe hayran kalıyorsunuz.

Franz and Sophie’yı ilk keşfimizden sonra defalarca ziyaret etmiş olsak da, tüm çay çeşitlerinden bahsetmemiz için yıllar geçmesi gerek. Buna mukabil Paris çayını kışın içilecek çaylar listesine ekledik, kokusu muhabbetimizi de içimizi de ısıttı. İçeceğiniz çayı şehir isimlerini söylerek ya da meyveli, çiçek aromalı, baharat yoğun bir çay istiyorum diyerek tarif edebilirsiniz. Size çayları önce koklatıyorlar. Biz mesela Paris ve Ürdün çayının kokusunda kaybolduk. Çikolatalı siyah çayı ise süt eşliğinde denemenizi tavsiye ederiz, bu çaya süt en az çikolataya yakıştığı kadar yakışıyor.

Bunun yanı sıra kafede dünyanın farklı yerlerinden gelen çay fincanları ve demlikler de bulmanız mümkün ve elbette dilediğiniz çaydan evinizde demlemek üzere satın almanız da... Zira mekan öncelikle insanlara evlerinde demlemeleri için çay satmak üzere açılmış. Mekan sahibi insanların çayları nasıl içtiğini, bu şehrin insanlarının hangi çayları seveceğini izlemek istemiş ve sonra bir çayhaneye dönüşmüş burası…

Ülkemizdeki çayhanelerden biraz farklı

Tabi bizim ülkemizdeki çayhanelerden biraz farklı konsepte sahip burası. Daha Batılı ve daha çok çeşit çay var fakat nerede olursanız olun söz konusu çayhane ise muhabbet sıcaklığı aynı: Kapıyı açıp iş telaşından kaçarak “bana bir çay” diyen insan, aynı yüz ifadesi ile gelip tabureyi çekiveriyor veya “okuldaki dersler bugün hiç de mühim değil” diye içeri giren grubun yüz ifadesi yine tüm çaycılarda aynı. Gençler gelip oturur oturmaz mekanın nezih sessiz havası, neşe ve gevezelik ile karışık tatlı bir havaya dönüşüyor. Gençlerin ardından iki genç beyefendi geliyor, belli ki onlar da ülkeyi nasıl kurtaracaklarını konuşacaklar. Ellerindeki kitaplardan, sakallarından ve dertli yüz ifadelerinden bir davayı dert edindiklerini anlamamak mümkün değil. Cam kenarına oturup derin bir siyasi sohbete başlıyorlar. Biz mekandan ayrılırken onlar hâlâ ülkeyi kurtarmaya çalışıyor. Elbette dünya bu güzel insanlar ve çaycılar hatırına güzel günlere de gidecek diyoruz.

Franz and Sophie’nın kapısından çıkarken mekanın zarif çalışanı Ena, “iyi gün, çay içip insanların şehirde dolaşabildiğini gördüğünüz gündür” diyor ve tam o sırada köşedeki müzik okulundan Eleni Karaindrou’nun meşhur “Ulysses’in Bakışı” filmi için yaptığı besteyi duyuyoruz. Filmin son kısmı Saraybosna savaşı sırasında sisli bir günde sokağa çıkmanın, şehirde gezmenin tadını çıkaran insanları konu alır. Eh, biz de bu şehirde hem çay içip hem sokakta dolaşan insanları gördüğümüz bir gündeyiz. Mekanın sokağından ayrılırken Doğu Avrupa'nın insana kışları verdiği tatlı hüzün hissiyatından mıdır yoksa içtiğimiz çaylardan mıdır anlayamadığımız bir kenarından bakıyoruz hayata ve “bazı mekanlar sadece çay içmek içindir” diye sayıklamadan edemiyoruz. Franz and Sophie’ya yolunuz düşerse bir gün Saraybosna’da, insanları ve sokağı izlemeyi ihmal etmeyin deriz.

 

Nevra Neretva yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Ocak 2016, 11:02
YORUM EKLE

banner19