Şam'da bakkallar revaçta!

Modernizme inat; Müslümanca bir hayat için Afrika'ya yerleşmek isteyeceğim neredeyse!

Şam'da bakkallar revaçta!

“Modern” kelimesi ne de beladır başa değil mi? Hayatın en masum sokaklarında gezinirken dahi arar bulur bizi. “Modern” hayatın değişim hızına ayak uydurmakta direten biz Müslümanlar, ne kadar çok geçmişe atıfta bulunuruz: “Ah keşke o eski zamanlar bir geri gelse…”

Şam

Bilmeyiz ki biz o hayatın dışına çıkmadıkça, atıfta bulunduğumuz ‘eski zamanlar’ geri gelmeyecek. Yine bilmeyiz ki hayatın en hızlı döndüğü zamanlardan birinde en inatçı kimliğimizle ‘dur’ diyebilmekten geçer ‘modern çağa’ başkaldırmak…

‘Başkaldırmayı’ özledim ısrarla; bu hayatı bizim için işkenceye çevirmeye çalışan zalimlere karşı başkaldırmayı… Modernizm altında bizlere yutturulan o cafcaflı hayattan, kara kıtanın ak ruhlu insanlarının dünyalarına hicret etmeyi özledim. “Her hicret bir İnkılaptır” diyen Şeriati’nin düşlediği dünyayı özledim.

Özledim özlemesine amma; son günlerde tecrübe ettiğim bir gerçeklik, bu özlemden ne kadar da uzakta olduğumuzu hatırlattı bana. Suriye’den bahsedeceğim sizlere bu haberimizde. Ama öyle tarihi özelliklerinden falan değil; henüz ‘modern(!)’ olamamış bir ülkenin halkının içinde safiyet barındıran sosyal ilişki biçimlerinden bahsedeceğim.

Şam: Hamidiye Çarşısı

Şehir sosyolojisi

Bir disiplin olarak ortaya çıkışı gayet tartışmalı olan ‘sosyoloji’nin şehir üzerine odaklanma serüveni, Batı’nın ‘modern hayatı’ ihraç etme süreci ile paralellik arz eder. Şehir planlaması ve sorunları üzerinde odaklanmanın marifet sayıldığı ‘şehir sosyolojisi’ derslerinde, bir ironi olarak; modern hayatın sosyo-ekonomik koşulları altında dumura uğrayan sosyal ilişkilerin şehre yansımaları gündeme getirilir.

Anadolu: Bakkal
Anadolu: Bakkal
Anadolu: Bakkal
Anadolu: Bakkal
Resimleri büyütmek için üzerini tıklayın.

Ürettikleri canavarı zapt edemeyenler, bu sefer de canavarın sebebiyet verdiği zararın boyutunu belirlemek için araştırmaya koyulurlar. Örneğin; şehir sosyolojisi dersinde proje ödevi kapsamında incelediğim Gültepe-Levent bölgesinde, ilk etapta yabancı sermayeyi ülkeye çekmek amacıyla oluşturulan Levent aksının, kendi canavarını üreterek hemen dibindeki Gültepe bölgesinde yaşayan insanları yoksulluğa nasıl da mahkûm ettiğine şahit olmuştum.

Süpermarketler, bakkallar ve diğerleri…

Yine aynı  sorunun devamı olarak; bugün süpermarketlere ve büyük alışveriş merkezlerine ‘daha gelişmiş bir ülke olmak adına’ sağlanan imkânların, küçük esnafı nasıl da yok ettiğine şahitlik etmiyor muyuz?

Kendimizden sorgulayarak başladığımızda, şunu görüyoruz ki süpermarketler artık hayatımızın vazgeçilmezleri olmuş durumda. İlişki biçimlerimiz, küresel sistemin tanımladığı şekilde vücut bulduğu için, sadece ‘nerede o eski bakkallar’ tarzında nostalji cümlecikleri sarf etmekle yetiniyoruz.

Daha kötüsü  ise bu durumun bizde alışkanlık yapmış olması… Önünden defalarca geçtiğimiz mahalle terzisine bir defa uğrama ihtiyacı hissetmezken, önemli markaların ‘ucuz’ olduğu bahanesine sığınarak kendimizi iyi avutuyoruz maalesef.

Suriye tecrübesi…

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız ‘acı tecrübe’, aslında enine boyuna ele alınmayı fazlasıyla hak eden bir hastalık bizim için… Zira ‘ah bu modern hayat!’ çığlıklarımıza reçete arıyorsak, öncelikle değişen sosyo-kültürel ilişkilerimizden işe başlamalıyız.

Bugünlerde, Rabbimizin lütfu ile Suriye’de bulunuyorum. Burada kısa bir zaman dilimi içerisinde edindiğim tecrübe, bana uzun süredir sorduğum soruların cevabı oldu aslına bakarsanız.

Şam

Süpermarket yerine Mahalle bakkalı

Şuradan başlayalım; Türkiye’de alışverişe çıkmak istediğiniz zaman, ya bir süpermarkete ya da umumi bir pazara gidersiniz genel itibariyle. Buralarda ise durum biraz farklı...

Suriye’de de, alışverişe çıkmak istediğinizde, gayr-i ihtiyari bir alışveriş merkezi veya süpermarket arıyorsunuz hemen. Fakat bulmanız pek olası değil. Sebep; süpermarket geleneği yerine bizim o ‘eskilerde kaldı’ dediğimiz bakkal geleneği var buralarda. Daha doğru bir ifade ile; mahalleler başlı başına bir şehir gibi… Bakkalından nalburuna, eczanesinden terzisine, kasabına kadar hemen her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz kendi mahallenizde.

Şam

Tabii Suriye’de sosyalist bir devlet geleneği olması hasebiyle, böyle şartların Türkiye’de mümkün olmayacağı bahanesini sarf edenlerin olması da muhtemeldir. Velâkin bu durum, sosyalist veya kapitalist bir ülke olmaktan ziyade ‘modern’ ve ‘neo-liberal’ dünya ile ne denli içli dışlı olduğunuzla ilgilidir.

GDO’suz ürünler

Daha enteresan bir tecrübe olarak; manavlarda, pazarlarda satılan meyve ve sebzeler, Türkiye’deki gibi düzgün bir şekle sahip değiller… Bir domates veya patlıcanın yamuk yumuk şekli, ‘hormon’ dediğimiz o şeyin zihnimizi ne denli şekillendirdiğini de bizlere resmediyor.

Şam

Düzgün(!) şekilli meyve ve sebzelerle karşılaşmak istiyorsanız, süpermarketlere gideceksiniz. Evet, burada da bir elin parmağını geçmeyecek kadar da olsa süpermarketler var. İşte bu süpermarketlerden birine gitme gafletinde bulunduğunuzda, size çok tanıdık gelen tablolarla karşılaşacaksınız. Gelişmişlik(!) seviyesi Türkiye’den çok daha geride olan bu ülkede, kendimize tanıdık gelen o süpermarket raflarını gördüğümüzde seviniyor isek eğer; bilin ki zihinlerimizi iğdiş etmiş bu ‘modern hayat’ vebası.

Acı olan bir gerçek ise; Suriye halkı da Türkiye’nin gelişmişliğine özeniyor. Bilmiyorlar ki, bizim yaşadığımız acı tecrübeler bizlerden neler götürdü. Safiyetini kaybetmiş olan biz Müslümanları GDO’lu ürünlere mahkûm edenlerin, aslında fıtratımızdan uzaklaşmamızı/bu dünyaya daha fazla bağlanmamızı hedeflediklerini ve böylece köleleşmiş topluluklar üretmek istediklerini bilmiyorlar.

Şam

Modern ol(a)mamak adına!

Bu tabloları  görünce, içimden ‘Afrikalı olmak istiyorum’ demek geliyor. Hayatın en doğal şartları içerisinde, teknolojiden uzak, yiyeceği sebzeyi-meyveyi topraktan kendisi toplayan, fıtratına yabancı olmayan kara kıtanın çocuklarından biri de ben olmak istiyorum. Bildiğiniz köyüme dönmek istiyorum yani; ama köyüm nerede onu da bilmiyorum.

Bizi bataklığa çekiyorlar muhterem okuyucu. Yanındaki arkadaşının hatırını sor(a)mayacak kadar insanlara yabancılaşan, aynı apartmanındaki komşusundan bihaber olan, esnafla muhabbet etmenin ne demek olduğunu dahi bilmeyen, formal ilişkiler ile hayata yön vermeye çalışan nesiller yetişsin istiyorlar. Biz bu formatın dışına çık(a)madıkça, ne kadar kitap okursak okuyalım, ne kadar ‘medeniyet’ projeleri üretirsek üretelim; başarı olasılığımız çok zayıf. Bu sebeple, ‘öze dönüş’ dediğimiz şeyin ne anlam ifade ettiğinin farkına varmalıyız artık. Lafla değil icraatla göstermeliyiz fıtratlarımıza dönme talebimizi.

Şam: Zeynep Hanım Camii

İşte bu sebeple, en dervişane devrimcilikle başkaldırmak istiyorum bu zulme. Bize nasıl yaşayacağımızı dikte edenlere kafa tutacağız derken, onların sunduğu hayatın içerisinde ne denli başarılı olacağımızı sorgulamak istiyorum.

Durup düşünmeliyiz ve sanıyorum sonra da ilk iş olarak mahalle bakkalını ziyaret etmeliyiz.

Ütopya mı benimkisi; olabilir. Ama unutmayalım ki dayanağımız Allah ise ütopyamız müjde oluverir bizlere.

İmkânsız görünen şeylerin imkânlılığına iman eden nesillere selam olsun!

 

 

İsmail Duman modern hayata olan bağımlılığımıza isyan etti

Güncelleme Tarihi: 05 Kasım 2010, 23:19
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26